İplik, İğne ve Resim Sanatı: Yeşim Pektok

0
481

O, Kitap ile Sohbet Lideri. O, iş insanı. O, Martı Dergisi yazarı. O, gençlere kitap okumayı sevdiren. O, iyi anne. O, ailesine düşkün. O, güzel. O, akıllı. O, candan bir kitapdaş. O, Yeşim Pektok

Sevgili Yeşim neler oluyor? Bunca faaliyetinin arasında hangi ara, nereden çıktı nakış işi?

Kendime birkaç yıl önce, yeni bir alanda yeteneklerimi keşfedecek ve geliştireceğim diye söz vermiştim. Bu keşiflerimden biriydi nakış. Üç buçuk yıl önce başladım, baktım nakışla ilgiliyim devam ettim. Daha önce iğne ipliği ne zaman elime aldım bilmiyorum. Sanırım ortaokulda ev ekonomisi dersinde almışımdır. Hayatımızın belli dönemlerinde ilgi alanlarımız farklılaşabiliyor veya çeşitlenebiliyor. İlk yaptığım çalışma sonucunda, yapabildiğimi de görünce sürdürebileceğimi düşündüm. Birkaç çalışma yaptım ve sonrasında yaklaşık bir buçuk yıl hiç çalışma yapmadım. Hazır şablonlar hiç bana göre değildi o nedenle yapma hevesim biraz kaçmıştı. Bir gün, çektiğim farklı mekân ve doğa fotoğraflarıma bakınca onlardan esinlenerek nakış yapmayı düşündüm ve tekrar bu sefer kendi gözlemimle nakış yapmaya başladım. Araştırma merakım, bu alanda yeni insanlar tanıma, farklı çalışmaların içinde yer alma ve kendime has çalışmalarımı oluşturma heyecanım, nakışın hayatımın önemli bir parçası haline gelmesine vesile oldular.

Eline iğne iplik alacağının işaretini bir yerden aldın mı?

Rahmetli anneannemin elinden çıkmış, annemin çerçevelettiği çok özel bulduğum nakışları var. Aynı zamanda annem doğup büyüdüğü ülkede el sanatları okumuş. Türkiye’de çok bir şey yapmamış bu alanda, yalnız farklı yöntemlerle tablo gibi işlediği dantelleri var. Hatta şu ara bende olanları çerçeveletmeyi planlıyorum. Ben ise, aile tarafından sadece akademik hayata odaklı büyütülmüş ve yaklaşık otuz yıldır da kurumsal iş hayatının içinde olan biriyim. Değil nakış yapmayı, bir şey söküldüğünde onu dikmek bile gözümde büyürdü. Nasıl olduysa belki de genetik faktörlerin verdiği durum, hayatımın bu dönemlerimde kendini göstermiş olabilir. Açıkçası nasıl çıktığının bende net açıklaması yok, nasıl geliştirdiğimi biliyorum.

Ben senin çok farklı çalışmalar yaptığını ve hatta yabancı veya ülkemizden birçok sanatçının dikkatini çektiğini gözlemliyorum? Bu duruma kısa sürede nasıl geldin?

“Alın yazımızı silecek olan alın terimizdir.” der Halil Cibran. Ben bu sözün özüne çok inanıyorum. Bir şeyleri yapamayacak veya yeteneğimiz yok gözüyle bakarak o yapmaya heves ettiğimiz şeyi kendi içimizde mümkün kılmıyoruz. Bu nedenle, dış etkenlere gelene kadar, İnsanın en büyük engeli ilk başta kendisidir. Odaklandığımız her ne ise, onu mümkün kılmak ilk başta kendi elimizde. İçinde bulunduğum her neyse, hayallerime ve kendime olan inancımla geldim. Nakış konusundaki durumumda bunun vücut bulmuş hali. Ben sadece başladım, odaklandım, araştırdım, kendi fikrimi ürettim. Örneğin; el yapımı kâğıda nakış yapma fikrimin hayali tamamen bir hayaldi. Ne ülkemizde ne de dünya çapında henüz yapılmış bir örneği yok. Neden olmasın dedim. Aklımda bir kompozisyon vardı. Bahar aylarının başladığı mart ayından Bahar kutlamasının yapıldığı Hıdırellez’e kadar altı farklı kır çiçeğinin, doğada çiçek açma tarihlerine göre işledim ve ilk seri çalışmamı öyle ortaya çıkardım. Farklı çalışmalar benim de dikkatimi çektiği gibi başka kişilerinde dikkatini çekiyor elbette ki. Bahar Kutlamasına aldığım dönüşler beni de çok mutlu etti.

Nasıl hazırlık yapıyorsun. Büyütecin, kasnağın var mı?

Fikir olarak hazırlığımı iş yerinde bir muhasebe hesabı yaparken bile yapabiliyorum. O an aklıma bir fotoğraf veya bir fikir geliyor hemen yanımdaki kâğıda bir şablon çiziyorum. Ara Güler’in 1958-59 arası Zeyrek’te çektiği fotoğraflarına nakışım tam olarak böyle ortaya çıktı. Mezarlık önünde bebeğiyle poz vermiş kız çocuğuna bir doğum günü partisi geldi aklıma. Tam da o sırada zorlu bir muhasebe hesabına dalmıştım. Unutmamak için hemen önümdeki not defterine ilk şablonu çizdim. Hala saklıyorum. Büyütecim olmaz mı özellikle tek kat ve gölge vermem gereken tablo nakışlarımda en büyük ihtiyacım. Kasnak genellikle tül ve kumaş için kullanılan kumaşı germeye yarar. Elbette çalışmalarımın bir kısmında kullanıyorum. Yalnız; ahşap, fotoğraf, kartpostal ve ek yapımı kağıtlarda elbette ki buna ihtiyaç olmuyor.

Ahşaba nakış dedin de tam akıllara durgunluk verdi o çalışman ilahi yine nereden geldi aklına?

Okullar yeni açıldığında büyük kızım kampüsten önüne düşmüş incecik bir yaprakla geldi. Bir kısmı yeşil kalmış bir kısmı da kahverengiye çalan. Elbet yeşerecek dedim ve o incecik yaprağa yeşil damarlar yaptım. Yaprak kurudu ama hala nakışımla ayakta duruyor. Ben doğanın kendini yenilemesine iyileştirmesine hayranım. Bir ağaç kütüğüne nakış yapmayı düşündüm ama bulamadım. Ben de suntadan bir tepsiye hayatımda ilk defa matkap kullanarak desen çalışması yaptım. Ne yalan söyleyeyim kendi yaptığıma kendim hayran kaldım. Ne cevherlerim varmış meğer.

Özel bir çalışma mekânın var mı? Odaklanmanı etkileyen dış unsurlar neler? Nakış konunla aranda bir bağ oluşuyor mu seni hayallere sürüklüyorlar mı? “Ahlaki iyiliğin en güçlü aracı hayal gücüdür.” sözüne inanıyor musunuz?

Özel çalışma mekânım yok ama kısa süre içinde olacak. Benim otuz yıllık çalışma hayatımda kendime ait bir odam hiç olmadı. İhtiyaç duymadım. Benim hayatımın artık önemli bir parçası nakış. O nedenle hem işimi hem nakışımı buluşturacağım bir oda hazırlığı içindeyim. Benim hayallerim her an her yerde yanımda. Eski fotoğraflara nakışlarım için daha çok sahaf gezer, oralarda daha fazla vakit geçirir oldum. Bir de ben tam bir eskiciyim. Eski semtler, eski mekanlar, eski mahalleler. O nedenle eski fotoğraflara nakış benim ruhumun tam karşılığı. Fotoğrafı veya kartpostalı görünce o an hayal başlıyor zaten.

Ne güzel bir sözmüş, oldukça doğru bir söz. Ben sanatın her alanında yer alanların, empati yönlerinin yüksek olduğuna inanıyorum.

Nakışını yapacağın görseli seçerken bir kriterin var mı?

Sınırsız. İğnenin batıp çıkabildiği her şeyi nakışlayabilirim. Hatta mümkün olmadığı düşünülenleri mümkün kılarak yapabilirim. Ahşaba nakış, ince yaprağa nakışta böyle bir fikirle ortaya çıktı.

Yeni projeler var mı?

Her anım bir proje. Şu anda bir portre çalışması yapıyorum. Johannes Vermeer’in İnci Küpeli Kız isimli tablosu. Değerli bir dostumun aylar önce fotoğraf nakışım için benimle paylaştığı bir seri çalışma var yine. O da sürpriz olsun.

Dünya çapında durum nasıl peki, nakış sanatına ilgi ne yönde?

En çok beni şaşırtan da ülkemizden ziyade dünyada nakış konusuyla ilgili pek çok sanatçının tanınıyor olmasıydı. Çünkü el sanatları konusunda bu kadar zengin bir ülkeyken sadece birkaç modern nakış sanatçısının olması ve genel anlamda isimlerinin bilinmiyor olması üzüntü verici. Özellikle Güney Amerika ve Kuzey Asya nakışa oldukça ilgililer.

Peki senin tarzına yakın olanlarla iletişimin var mı? Bir gün dünyaya açılmayı düşünüyor musun?

Dijital çağda olmamızın en güzel nimetlerinden biri dünyayı ayağımıza getirmesidir. Tarzıma hayallerime yakın sanatçılar elbette var. Geçtiğimiz aylarda Şakir Eczacıbaşı’nın fotoğrafının basıldığı bir kartpostala nakış kompozisyonu yapmıştım. Çorak bir arazide yürüyen küçük çocuğunun etrafına nakışla bir çiçek tarlası yaptım. Dünya çapında, illüstratif fotoğraf sanatçılarının buluştuğu bir hesap çalışmamı yayınladı. Açıkçası hem çok şaşırdım bir o kadar da sevindim.

Çok farklı çalışmalar yapıyorsun. Bir gün bunları sergilemeyi düşünüyor musun?

Elbette düşünüyorum. Ne kadar şanslıyım ki; bu süreçte hayata ve nakışa aynı yönden bakabildiğim, sınırsız hayalleri olan üretken birkaç dostum ve yol arkadaşım oldu. Onlarla sonbaharda karma sergi düşünüyoruz. Belki sonrasında aynı Bahar ‘Kut’laması nda olduğu gibi kendime bir konu belirleyerek sergi açabilirim.

Kendi alanında herkesçe tanınan bir eğitimci, kitap ile sohbet lideri ve sivil toplum kuruluşu aktivistisin. Biliyorum ki, sen bu konularda ismini hep geri planda tutmayı tercih ettin. Nakış seni ünlü yaparsa nasıl hissedersin?

Sana imzalı bir nakış hediye ederim.  Bir yerlerde hatırda kalmak elbette güzel hisler. İyi şeylerle hatırda kalabiliyor ve her şeyden önemlisi o kişiler için bir faydası dokunuyorsa ne mutlu bana.

Sevgili kitapdaşım, muazzamsın vallahi. Sabırla sergini bekliyoruz. “Sana imzalı bir nakış hediye ederim.” Sözünü unutmayacağını umuyor, bu güzel sohbet için sana çok teşekkür ediyorum. Yolun açık olsun. 

Röportaj: Oktay Valunya

Önceki İçerikBir Kurban Bayramı’nda Vedalaşmıştık
Sonraki İçerikDefne Ongun Müminoğlu ile “Birlikte Geleceğiz” Projesi