Defne Ongun Müminoğlu ile “Birlikte Geleceğiz” Projesi

0
250

Burcu ve Berk serisi, Renkgiller, Çılgın Sörfçüler adlı kitaplarıyla tanıdığımız çocuk kitapları yazarı Defne Ongun Müminoğlu, eğitmen ve yazar Banu Tozluyurt ile geçtiğimiz aylarda çok başarılı ve bir o kadar da önemli bir projeye imza attı: “Birlikte Geleceğiz Projesi.”

Birlikte Geleceğiz, ihtiyaç duyulan köy, belde gibi bölgelere bizzat giderek buradaki okullarda farklı yaş gruplarındaki çocuklara okuma kültürü kazandıracak etkinlikler düzenleyip, aynı zamanda bölge halkının özellikle kadınlarının beklenti ve hayallerini dinleyerek her bir bölgenin ihtiyaçlarına yönelik farkındalık çalışmaları yapmak, toplumsal cinsiyet konusunda bilinçlendirmek, sağlıklı nesiller için hep birlikte yapılacaklar konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan bir proje olarak ortaya çıktı. Proje, Defne Ongun Müminoğlu ve Banu Tozluyurt liderliğinde gelişerek, Türkiye’nin birçok noktasında yapılan etkinlik ve buluşmalarla anlam kazandı, büyüdü, destek gördü ve en önemlisi de çocuklar ve kadınların ihtiyaçları büyük bir oranda giderilmiş oldu.

Ben de böyle önemli işlevlere sahip olan bir projeye, “gelişime kanat çırpan” Martı’da yer vermek istedim ve çok sevgili Defne Ongun Müminoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdim.

***

– “Birlikte Geleceğiz Destek Projesi” nasıl doğdu? Banu Tozluyurt ile birlikte yürütmeye nasıl karar verdiniz?

Öncelikle Martı Dergisi’nde bana/bize yer verdiğiniz için çok teşekkürler.
Banu ve ben yazdığımız yazılar sayesinde tanıştık. İkimiz de henüz “blog yazarlığı” ülkemizde çok tazeyken kendi bloglarımızda düzenli şekilde yazı yazıyorduk. Bir yandan da etrafımızda olup bitenlere kayıtsız kalamayan, kendi çapımızda, elimizden geldiğince fayda sağlamaya çalışan iki kadın, iki anneydik. Banu’nun yazarlığına ek olarak eğitim danışmanlığı kanadı da var. Şirketlere verdiği eğitimlerde de şirket içi eşitlik, iş arkadaşlarının birbiriyle veya şirket yönetimiyle iletişimi gibi konu başlıkları yer alırken bir taraftan da kadınların ülkemizdeki yerini geliştirici, kadının toplumda aktif olarak rol almasını teşvik edici pek çok çalışma yapıyordu. Ben de kendi blog sayfam 0 km. Bızdıklar’da ve dergilerde yazılar yazarken, yazdığım çocuk kitaplarının ülkemdeki her çocuğa ulaşamama hâline karşı bir mücadele içerisindeydim. Biz yazarların işi kitapları basıldıktan sonra bitiyor gibi görünüyor. Bazıları için belki de öyle. Ama o kitabın kimlere ulaştığı esas konu olmalı bence. Büyük şehirlerde imkânı olan ve kültür düzeyi yüksek aileler çocuklarından kaliteli kitapları esirgemiyorlar. Bu anlamda bir grup çok şanslı. Beni kızım da onlardan biri. Her şeyden keseriz ama kaliteli kitaptan fedakârlık etmeyiz. Oysaki, ülkenin yarısından çoğu bambaşka noktada. Almak isteseler paraları yok, olsa imkân yok, ulaşım yok. Bu yüzden daha fazla çocuk okuyabilsin diye karşıma çıkan pek çok projede yer almaya başladım.

Banu, kendi kanadında kadınlar için, ben de kendi kanadımda çocuklar için çalışmalar yaparken, bir kelebeğin bu iki kanadını birleştirme fikri son çıkan kitabım (annem İpek Ongun ile birlikte yazdığımız) Okumak İste(me)yen Otti’yi köy çocuklarının elinde hayal ederken ortaya çıktı. Bu tür kitapların tüm çocukların elinde olmasının hâttâ anneleriyle okumalarının ne güzel bir hayal olduğunu konuşurken “Biz yapalım!” dedik.

-Bilmeyenler için “MomTalks” nedir? Sizin katılımınız nasıl oldu?

MomTalks iki harika kadının ürünü. Gazeteci sevgili Zeynep İşman ve Eğitim Uzmanı-Yazar Dr. Bahar Eriş’in bir araya gelerek ortaya çıkardıkları, yılda bir kez gerçekleşen çok kapsamlı bir organizasyon. Bu sene kendileri büyük bir nezaket göstererek bizi de Birlikte Geleceğiz Destek Projesi’ni anlatmamız için konuşmacı olarak davet ettiler. Biz de kendimize ayrılan sürede neler yaptığımızı ve amacımızı katılımcılara aktardık. Projemiz büyük ilgi gördü. Pek çok kişi bize farklı şekillerde destek vermek istediğini belirtti. Zaten hiçbir iş tek başına olmuyor. Bu nedenle el uzatanlarla eminim daha da fayda sağlayacağız.     

-Projenin kapsamından biraz bahsedebilir misiniz?

Birlikte Geleceğiz projesinde ilk hedefimiz ihtiyaçları olan, kimsenin gitmeyi tercih etmediği veya aklına getirmediği bölgelere gidip, en başta annelere ve çocuklara ulaşmak. Bununa birlikte mahallenin muhtarı, imamı, bölge kaymakamı… Kim bize kapısını açarsa onlarla tanışmaya ve bölgedeki kültürel ve ekonomik gelişim için neler yapılabileceği hakkında karşılıklı fikir alışverişinde bulunmaya çalışıyoruz.

-Bahsettiğiniz yerlere ulaştığınızda neler yapıyorsunuz? 

Bizim hazırlığımız epey detaylı oluyor. Ailelerin yapısı, köyün veya bölgenin sosyal ve kültürel durumu, geçim kaynakları, toplumsal işleyiş, çocukların eğitim seviyesi, okuma seviyesi, okulun ihtiyaçları vb. gibi pek çok sorumuza cevap aldıktan sonra planlamaya başlıyoruz. Gittiğimizde paralel etkinlikler yapacağımız için, Banu kendi kanadında annelere neyi, nasıl bir sistemle aktaracağı üzerine yoğunlaşırken, ben de çocukların yaş gruplarına, okuma seviyelerine ve sınıfların dağılım şekillerine göre (kimi okulda farklı yaş grupları aynı sınıfta kimisinde farklı şubelerde) planlama yapıyorum. Çocukların hepsine aynı etkinliği yapmak pek verimli olmayacağından 3-4 yaşa farklı, ara yaşlara farklı, daha büyüklere bambaşka içerikler hazırlıyorum, kitaplarımı da buna göre seçiyorum.

Kitaplarımızı yayınevlerimizden biz satın alıyoruz. Bunun için bir fonlama havuzu oluşturmuştuk. Sağ olsun bize inanan, güvenen pek çok kişi bu havuza destek oldu. Kitap alımı, bizim ulaşım ve konaklamamız, (her gittiğimiz yerde iki tam gün geçiriyoruz. Bunun için de sabah ilk uçakla gidip ertesi gün gece geç uçakla dönüyoruz) gibi masraflarımız bu havuzdan karşılanıyor. Zaman zaman belediye veya kaymakamlıklar işin ucundan tutarsa çok mutlu oluyoruz. O zaman böyle bir destek alamayan köylere gitme şansımız artmış oluyor.

Kitaplar bizden önce, okula ulaşıyor. Kimi okul biz gitmeden kitapları dağıtıp okutmaya başlıyor. Böylece biz gittiğimizde kitabın yazarıyla tanışmanın ayrı bir heyecanı oluyor. Bazı okullar, kitapları benim dağıtmamı istiyor. O da ayrı bir heyecan tabii. Ama neticede hepsi tek tek isme imzalanıyor. Banu ise annelerle yaptığı buluşma sonrasında kitaplarını yine her katılımcının ismine imzalayarak veriyor.

Köye yahut okula gittiğimizde ayrılıyoruz. Banu, annelerle buluşuyor. Onların kendilerini ifade etmeleri için imkân tanıyor, ortam sunuyor. Mahalleli olarak birbirlerine nasıl destek olabileceklerini Banu’nun yaptığı sunum içerisinde bulabiliyorlar. Öyle çözümler, öyle yapıcı çalışmalar ortaya çıkıyor ki… Çünkü en büyük eksik, iletişim. Doğru şekilde kendini ifade edebilmenin, çözüm üretebilmenin en temel yolu yargısız tarafsız bir iletişim ortamının olabilmesi. Bazen kadın kadına engel olabiliyor. Bunları aşmamız lazım.

Çocuklarsa ne görürlerse ne anlatılırsa onu biliyorlar. Meslekler konuşulurken akıllarına gelen öğretmen, asker, vali, polis gibi meslekleri sıralarlarken, benimle tanışınca yazar, matbaa çalışanı, grafik tasarımcı gibi bir kitabın oluşumda katkısı olan diğer meslek dallarını da tanımış oluyorlar. Her kitap bir bilgi barındırıyor. Hikâye olsa bile bir faydası olsun istediğimden kitaplarımın içeriği bu şekilde. Kimisinde sağlıklı beslenmeyi, zorbalığı tanımlama ve mücadele etmeyi öğrenirken, bir başkasında kamp hayatını tanıyor; rüzgar sörfü diye bir spor olduğunu, mitolojik karakterleri, okuma seçkisinin çeşitliliğini yine kitaplar sayesinde öğrenebiliyorlar.

Neticede dolu dolu geçen iki günün sonunda gittiğimiz yer bizim ailemiz oluyor. Evimize döndükten sonra da elimiz hep üzerlerinde oluyor. İhtiyaçlarını kendi çevremizin desteğiyle tamamlamaya gayret ediyor, kültürel ve eğitici buluşmalar için aracı oluyoruz. Çocuklar ve anneleri bize doğrudan mesaj atabiliyorlar. Hep iletişim içerisinde oluyoruz.

– Proje ile hangi şehirlere ulaştınız? Devam edecek mi?

Projenin ilk durağı memleketim Mersin oldu. Mezitli Belediyesi’nin de desteğiyle, biraz imece usulüyle Kocayer Köyü İlk ve Ortaokulu’na gittik. Okul, dağlarda. Sabah, bir otobüs var oraya giden, akşam da bir tane dönen… Bu kadar kendi hâlinde bir yerden bahsediyorum.

Ardından Gercüş – Batman’da birleştirilmiş eğitim veren minicik bir köy okuluna gittik. Kış mevsiminde gittiğimizden anneler geleceğimize bir türlü inanamamışlar. Ancak öğretmenden “Buradalar!” mesajı kendilerine ulaşınca okula geldiler. J Karda mahsur kaldığımız bu durağımız unutulmaz anılar barındırıyor. Aynı iki gün içerisinde Midyat’ta yatılı kız öğrencilerle buluştuk.

Daha sonra burayı İzmir – Karşıyaka’dan 15 dakika mesafede Bayraklı bölgesi takip etti. Büyük göç almış, yeni kurulmuş mahalleler. İzmir demezsiniz. Çok zor şartlarda eğitim vermeye çalışıyorlar.

Dördüncü durağımız Niğde oldu. Yine bir köy okulu. Çok kalabalık ama bu imkânları var anlamına gelmiyor. Sadece sayı yüksek. Öyle temel ihtiyaçları vardı ki…

Beşinci durağımız Van – Çaldıran bölgesi. İran sınırında iki farklı köy okuluna gittik. Öğretmenlere anahtarı veriyorlar. “Al bu senin okulun,” diyorlar. İnanılmaz bir çaba, anlatılamaz tecrübeler. Gerçekten gidip yaşamak lazım…

Van’ı Avanos takip etti. Özverili ve çok yönlü bir öğretmenin harika bir ekiple, kaymakamlığı da harekete geçirerek neler yapabileceğini gördük. Bizim için de büyük bir tecrübe oldu.

Ve son durağımız Çanakkale, Nevruz Köyü idi. Nevruz Köyü kadınlarının gücüne, hayata bakış açılarına hayran kaldık. Çok kısıtlı imkânlarla birazcık destek ve motivasyon alarak müthiş işler başarıyorlar. Hayata olumlu bir bakış açısıyla bakıyor, şikâyet etmek yerine bol bol çalışıyorlar.

-Çocuklar için gerçekleştirdiğiniz bu çalışmada zorlandığınız noktalar oldu mu? Bunlar neler?

Oluyor tabii. Olmaz mı… Lojistik sorunlar olabiliyor en başta. Örneğin Haziran ayı son durağımız olarak Hakkari’yi planlamıştık. Kitaplarımız gitti, biz hazırdık ama uçaklardaki zamanlama sorunu, bölgenin zorlu şartlarıyla birleşince sonbahara ertelemek durumunda kaldık. Veya bazen izin alınma sorunu karşımıza çıkıyor. Van’da öğretmenlerimiz çok uğraştı örneğin.

Bütçe ortaya çıkarmak da bir mesele tabii. Biz çok şanslıydık, bir ay içerisinde ilk 5-6 durağımız için öngördüğümüz bütçeyi toplayabildik. Ama tabii devamının gelmesi gerekiyor. Çok idareli gitmeye çalışıyoruz. İnce ince hesap yapıyoruz. Yardım edenlere karşı da bir sorumluluğumuz var çünkü. Ayrıca tekrar havuzu açmayı ne kadar geciktirirsek o bizim için bir başarı.

-Şu an yürüttüğünüz farklı projeler var mı?

SosyalBen Vakfı’yla bağım çok kuvvetli. Onların ilk etapta Yaratıcı Yazarlık atölye koçuydum. Daha sonra Yönetim Kurulu Üyeliği teklifi gelince büyük bir mutlulukla kabul ettim. Çok genç ve çok dinamik bir yapıları var. Bu en başta kurucusu sevgili Ece Çiftçi’nin sosyal sorumluluğu bir meslek olarak ele almasından kaynaklanıyor. Ülkemizde sosyal sorumluluk genelde belirli bir yaştan sonra, hayatta kendine yönelik yapacaklarını tamamlamış veya doyuma ulaşmış kişilerin topluma fayda sağlama amacıyla yapıldığını görüyoruz. Bu kurumlar müthiş işler yapabiliyorlar.

SosyalBen en baştan itibaren konuya bir meslek bakış açısıyla yaklaştığından kendini geliştirmek, büyütmek ve çok farklı sistemlerle fayda sağlamak hedefiyle hızla gelişiyor, büyüyor, sadece ülkemizde değil, yurt dışında da beğeniyle takip ediliyor, örnek gösteriliyor. Bu anlamla onlarla olmak benim için hem heyecan hem gurur verici.

Bir diğer taraftan kalbimi hızla attıran TÜRGÖK var. Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’nın yaptığı çalışmalar o kadar kendi hâlinde ama o kadar da elzem ve önemli ki dayanamayıp onları duyurmak, yaptıklarını anlatmak için zaman zaman zihni sinir projeleriyle karşılarına çıkıyorum.

Renkgiller hariç (bu seride çok fazla görsel odaklı bir çalışma olduğundan onları dahil edemedik) tüm yazdığım kitaplar kabartma ve sesli olarak TÜRGÖK raflarında, üyelerine ücretsiz şekilde ulaşmakta. Burcu ve Berk ile serisinin seslendirmesini de TÜRGÖK stüdyolarında ben yapmıştım. Çocuklar, yazarın sesinden dinlesinler diye.

Yakın zamanda TÜRGÖK ve Birlikte Geleceğiz olarak el ele verdik ve harika bir proje kurguladık: ENGELLERİ AŞIYORUZ, KİTAP OKUYORUZ

Şu an fonlama aşamasında. TÜRGÖK ile birlikte köylere, kasabalara birlikte gideceğiz. TÜRGÖK ücretsiz olarak üyelerine her türlü kaynağı iletiyor. Lise veya üniversite sınavlarına hazırlık kitapçıklarından, İngilizce öğrenmeye yönelik kitaplara, dergilere, romanlara kadar pek çok kaynak kitaplıkta mevcut. Kişilerin İzmir’e gitmesine bile gerek yok. Kütüphane hizmetini evlerinden de alabiliyorlar. Yeter ki bu imkânın farkında olsunlar. Bu amaçla el ele Türkiye’yi dolaşacağız. Görenler kadar göremeyenlerin de okuma hakkı olduğu bilinciyle, gören ve görmeyen çocuklara ve ailelere ulaşarak birlikte kitap okuyup, kendilerine de kabartma ve düz yazı kitap ulaştıracağız.

Fonlamaya destek olmak isteyenler için: https://donate.tpfund.org/campaign/turgok/c164645

-Biraz da kitaplardan bahsedelim. Çocuklar için yazmış olduğunuz harika kitaplarınız var. Burcu ve Berk, Renkgiller, Çılgın Sörfçüler ve Okumak İste(me)yen Otti… Ayrıca çocuklara bedenlerini tanımayı, sosyal yaşamı, sanatı, teknolojiyi öğreten diğer serileriniz de var. Hepsi birbirinden öğretici ve değerli. Bu kitapların nasıl doğduğundan bahsedebilir misiniz? Nelerden esinlendiniz mesela yazarken?

Bir kitap yazayım diye ortaya çıkmadım aslında. Profesyonel hayata es verdiğim bir dönemde, kızım doğduktan sonra benim gibi anneliği yaşayanlar için ve biraz da kendi kendimizle dalga geçebilmek için 0 km. Bızdıklar’ı kurdum ve orada yazmaya başladım. Bir süre sonra dergilerden teklifler geldi. Böylece kendi köşelerim oldu. Ardından Edukids’den Hikâyeli Yapboz projesi geldi. Oradaki hikâye kitapçığını hazırlayıp yapboz kurgusunu yaptım. Neden sonra kendi kitabım da olabilir mi düşüncesi etrafımdakilerin de teşvikiyle doğdu. Kızıma önemli konuları eğlenceli şekilde anlatmaya çalışırken yurt dışında gördüğüm ve dayanamayıp kucak dolusu aldığım(!) kitapları kullanıyordum. Ama tabii onlar yabancı dildeydi. Bizdeyse o zaman bu tür konuları ele alan Türkçe kaynak gerçekten sınırlıydı. (Bahsettiğim 2008-2009 seneleri)

Sağlıklı beslenme konusuna odaklandığım bir dönemde bu konuda bir kitap olsa diye düşünmeye başladım. Konuyu kızımın beslenmesi için danıştığım, donanımına çok güvendiğim Çocuk Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Muazzez Garipağaoğlu’na açtım.  O da, “Siz hikâyeyi yazın, ben size işin teorik kanadında destek olurum,” deyince kendimi bir cesaret Artemis Yayın Direktörü Ilgın Sönmez’in karşısında buldum. Aklımdaki projeyi biraz değiştirerek ve beş konu daha çalışma ödevi vererek sevgili Ilgın beni ofisten yolladı. Meğer o dönem onlar da bu tarz bir içerik arayışındalarmış. Yazarlık maceram bu şekilde başladı.

-Kitap yazarken yazma ritüelleriniz var mı? Bunlar neler?

Hikâye yazmaya gelene kadar benim bayağı bir ön hazırlığım ve kişisel eğitim kanadım var. Bir fikir beni heyecanlandırıyorsa önce onunla ilgili ama çok geniş bir çerçeveye yayılmış biçimde okuma yapıyorum. Yabancı kaynaklar, yerli kaynaklar, internet, konuyla ilgili çalışma yapan kişilerle sohbetler, uzun yazışmalar…  Kısacası benim ön hazırlığım uzun sürüyor. Konu kafamda oturunca elime kâğıt kalem alıp bir şeyler yazıp çizmeye başlıyorum. O da bir vakit alıyor. Çok daha sonra bilgisayarın başına geçip yazabiliyorum. Sık sık başından kalkıp ertesi gün devam ettiğim oluyor. Sıkılmadan yazmayı seviyorum. Doğada olduğum anlar adeta zihnim açılıyor. Her şey berraklaşıyor ve takılıp kaldığım düğümler birer birer çözülüyor. Doğa bana çok ama çok iyi geliyor.

– Beğendiğiniz çocuk/gençlik yazarları kimler? Örnek aldıklarınız var mı?

Örnek aldığım diyemeyeceğim ama yazdıklarını okumaktan büyük keyif aldığım pek çok yazar var. Yabancılardan Judy Blume, Enid Blyton, Roald Dahl, Dr.Seuss, Mark Twain, Erin Hunter, Peter Reynolds… Türk yazarlarımızdan da müthiş isimler var. Ama şimdi birini yazsam diğeri eksik kalır diye çekinirim.

– Bundan sonra gençler için de yazmayı düşünür müsünüz? Veya farklı türde projeleriniz var mı?

Ben sanırım şu an yazdığım grubu çok seviyorum. 3-12 zaten kendi içinde bayağı geniş bir kitle. Daha ötesini şu an için hayal etmiyorum. Ama ileride ne olacağı belli olmaz J

-Martı Dergisi’ne vakit ayırdığınız ve bu değerli çalışmalardan bahsettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Esas ben size teşekkür ederim. Düşünmeniz, bu değerli soruları sormanız benim için öyle kıymetli ki… İyi ki varsınız!

Önce kitabı ve okumayı sevdirmeyi, sonra da sorgulayarak düşünen bir kafaya sahip olmanın önemini vurgulayan; bu arada yaşama kültürünü geliştirip, yaşama sevinci ve bilinci taşımanın önemini belirten, hayatın önce gencin kendisine, sonra da başkalarına bir anlam ifade etmesi konusunda bir farkındalık yaratarak gençlere hizmet sunmaya, gençler için çalışmayı kendisine amaç edinmiş, çok sevdiğim ve saydığım kıymetli İpek Ongun’a, bu güzel söyleşiyi yapan, ülkemiz çocukları ve kadınları için “Daha iyi neler yapılabilir?” diye düşünen, emek veren, başarılı projelere ve kitaplara imza atan değerli Defne Ongun Müminoğlu’na, yol arkadaşı Banu Tozluyurt’a teşekkürlerimi sunarım.

Zeynep Kıyak

Projeye destek vermek için

Önceki İçerikİplik, İğne ve Resim Sanatı: Yeşim Pektok
Sonraki İçerikTamamlayıcı Sağlık Sigortasını Uygun Fiyata Almak İçin Bunlara Dikkat
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…