Fransa: Masal Kasabalar, Köyler, Bisiklet Turu 2

Bu yazı dizisinin ilk bölümü için tıklayınız.

Fransa: Masal Kasabalar, Köyler

Turumuz boyunca 25 gün, 13 farklı kasaba ve şehir gezdik (bknz. liste 1-Fransa Turu). Basel’e kadar bisikletle şehir içi turlarla birlikte 780 km yol yaptık. Paris dışına çıktığımızda köy, kasaba ve şehirlerin ortak özelliği bina ve mimarilerinde tarihi yapılarını korumaları, asma köprü, ev, sokak detaylarının çiçeklendirilmesi ve peyzajı gözümün önünden gitmeyecek güzellikte hatıra oldu. Özellikle Seine Port Sur Loire, Briare, La Charite Sur Loire‘a girerken kendimi masal kentine girer gibi hissettim, çiçeklerle bezenmiş asma köprü, köprünün rampa kısmı biterken uzak manzara siluetinde görünmeye başlayan mimarinin uç noktaları içimde hep ‘iyi ki gelmişim, ne şanslıyım’ hissini uyandırdı ve o günün yorgunluğunu mutluluğa çevirdi. Çevrelerini bu derece güzelleştiren insanlar çevrelerine, tarihlerine karşı sevgi dolu oldukları hissini yaşattı.

Liste 1- Paris-Basel Arası Konaklanan Yerler

  1. 10-11 Temmuz Paris
  2. 12 Temmuz Montargis Yönünde Seine Üzeri
  3. 13 Temmuz Seine Port Sur Loing
  4. 14 – 15 Temmuz Briare
  5. 16 Temmuz La Charite Sur Loire
  6. 17 Temmuz Nevers-Decize
  7. 18 Temmuz Lucy
  8. 19 Temmuz Autun
  9. 20 Temmuz Dole
  10. 21 Temmuz Besancon
  11. 22 Temmuz Baume Les Dames
  12. 23 Temmuz Montbeliard
  13. 24 Temmuz Mulhouse
  14. 25 Temmuz Basel

Sürüş yaptığımız yol boyunca tüm şehir ve kasabalar ayrı güzellikteydi. Paris’ ten sonra bende en çok iz bırakan yerlerin başında ‘’ La Charite sur Loire’’ oldu. 12. Yüzyılın tarihi yapısını koruyan şehir, Unesco’nun 1998 yılında ilan ettiği üzere Dünya Mirası listesinde yer almakta. Benim için kişisel ayrı bir önemi vardı, Shirley Mac Laine’nin ‘Kamino’ kitabını okuduktan ve ‘Yol’ filmini izledikten sonra Kamino, diğer adıyla Santiago de Compostela Camino yolunda yürüme hayalim uzun yıllardır vardı. Santiago yolu üstünde bulunan bu şehirde bisikletle gezerek konaklamanın benim için ayrı bir yeri oldu.

       La Charite sur Loire-16 Temmuz 2018

‘’Nevers’’ sanat ve tarih dolu bir kasaba, 11. Yüzyıl tarihi yapısını ve sanatsal eserlerini korumaya devam ediyor, şapel, kilise, evleri ile şiirsel ve masalsı duruyor. Kampımızın nehir kenarında olmasına ayrı sevindim, çadırımı tam olarak nehir kenarına kurdum, doğal ortamlarında mutlu yüzen kuğu ve ördekleri, sabah uyandığımda ise sudan göğe doğru yükselen ve ilk kez karşılaştığım helezonik doğal su dansını hayranlıkla seyrettim.

“Autun” katedrali, çiçek detaylarıyla bezenmiş sokakları ile bol turist içeren bir şehir. Bu şehri olumlu kılan başka unsur Türk cafesi yanında toplanan ve Fransa’da yaşayan Türkler oldu. Cafe sahibi bizi evinde ağırlar gibi ağırladı, ikramları karşılığı ödeme talebimizi reddetti, yol haritamızla ilgili bizi çok aydınlattı ve yardımcı oldu.

 “Besancon” yine Dünya Mirası listesinde yer alan bir şehir. Şehre girmeden önce büyük surlarını ve kalesini büyük yükseltide görebiliyorsunuz. Şehir tarihi yapısını aynen koruyor. Bu defa nehir kenarından 1,5 saatlik yürüyüşle şehri keşfe çıktık, parklardan, tarihi yapılardan geçerek, şehrin kalabalığına karıştık.

Eurovelo6 Bisiklet Yolu

Paris-Basel arası 780 km’lik turumuzun ilk bir haftası araç yolundan oldu, ikinci haftada Eurovelo 6 bisiklet yoluna girebildik ve bu yoldan ilerledik. Euruvelo 6, Nantes’tan başlayıp, Budapeşte’ye kadar uzanan, dünyanın her yerinden gezginin kullandığı, insan eliyle orman kenarında açılmış kanal ve kanal yanına yapılmış bisiklet yolu. Eurovelo 6 yolunu Google Map ve Mapsme navigasyonlarını kullanarak bulduk, bununla birlikte yolda tur bisikletçilerinin kâğıt haritalarla sürüş yaptıklarını gördük, bazı yerlerde navigasyon aracılığı ile Eurovelo 6 yolunu bulmakta güçlük çektiğimizi deneyimleyince en yakın turizm ofisinden yerel harita edinmek ve haritaya göre ilerlemek bizim için de en doğru yöntem oldu.

Araçların girmediği Eurovelo bisiklet yolunda kendilerine özgü donanım ve giysileri ile bisikletçi, yürüyüşçü veya patenli gezginin doğayla uyumlu, huzur ve mutluluk içinde ortama neşeli, renkli görüntüler bıraktığını gözlemledik.  Kimi zaman bazı bisikletçilerle birden fazla karşılaştık, yakın mesafe sürdüğümüz zamanlarda sohbet etme şansını yakaladık, bazen mola verdiğimiz zamanlarda tanışıklıklarımız oldu. Köpeğini arka römorkunda dolaştıran gezginle üçten fazla sayıda karşılaşıp, Basel’de kampımızda rast geldik, Avustralya’dan gelip, Amsterdam’a giden 60 yaş üstü bir çiftle 3. kez karşılaşıp, öğlen molasında uzun sohbet ettik. Nevers’e gitmek üzere yolumuzu ararken Fransız bisikletli bir çift bizimle çok ilgilendiler ve yol tarifi verdiler, Paris’ten Basel’e manuel bisikletle gideceğimiz için çok şaşırdılar, zira onlarda elektrikli bisiklet vardı. Bize bacaklarımızın durumunu sordular, ‘elektrik bacaklarımızda’ yanıtımıza güldüler. Yolda iki farklı grup üyesi beni sollarken bisikletimde yükümün kaç kilo olduğunu sordu, yanıtıma bravo işareti yapıp, ilerlediler. Baume Les Dames’te sakin kamp sabahımızda bisikletçi Alman bir kamp sakini yanımıza gelerek 1 euro karşılığında sadece 1 adet sigara istediğini, kendisine paket almadığını, zira aldığı takdirde kolaylıkla paketi kısa sürede bitirdiğini söyledi. Biz de tam o sırada Basel’e ulaştıktan sonra turumuzu Frankfurt’a kadar uzatma fikrini konuşuyorduk, sigara karşılığı para almayacağımızı belirterek, bizimle kahve içip, içmeyeceğini sorduk, yanımıza oturdu ve böylece sohbetimiz başladı. Adı Thomas olan arkadaşımızın Frankfurt’ta oturduğunu, ilk kez Eurovelo üzerinde Türk bisikletçi ile karşılaştığını, Frankfurt’a gidersek yolumuzun düz ve kolay olduğunu söyleyerek, bir de el çizimi ile bize bir harita yaptı. Bu sürede Thomas’ın doğada resim yaptığını ve çevresindekilere hep hediye ettiğini öğrenmiş olduk, telefonundan kendi yaptığı güzel resim görüntüleri bizimle paylaştı.

Kampçı Tur Bisikletçisi Olma Yolunda Sınavım

Paris’ten Basel’e kadar 15 gün süren turumuzda 780 km, günlük ortalama 60 km bisiklet sürüşü yaptık. Temmuz ayı ve Avrupa’ nın sıcak bir yaz döneminde öğle saatlerinde başlayan ve akşama kadar süren sıcak havanın etkisiyle yükle birlikte bisiklet sürmek kolay olmadı. Akşam konaklayacağımız yere varma hedefimizi genelde saat olarak 17:30 olarak belirledik, zira kamp ofis kapanış saatinden önce kamp yerine varmamız ve alışveriş işimizi tamamlamamız gerekiyordu, bu nedenle günün bu saatlerinde hafif telaşlı olduk. Fransa çadır ve karavan kampı konusunda oldukça gelişmiş bir ülke, kampların ortak özelliği her kamp girişinde pasaportunuz veya kimliğinizle çadır kuracak iseniz kaç adet olduğunu ve bisiklet sayısını bildirmeniz gerekiyor. Kampta konaklanabilecek uygun alanı kamp krokisi üzerinde numaralandırarak veriyorlar, ortak duş, tuvalet, bulaşık yıkama, bazı kamplarda çamaşırhane yerini yine kroki üzerinde belirtiyorlar. Her kampın farklı bir ücret tarifesi var, grup iseniz kişi sayısı arttıkça ortalama kişi başı fiyatta indirim oluyor, bulunduğumuz dönemde kişi başı gecelik kamp ücreti en düşük 5, en pahalı 15 euro oldu. Ücretsiz internet bağlantısı genelde kamplarda vardı, bir iki kampta sadece ofis alanı çevresinde bağlanılabiliniyordu. Günlük su ihtiyacımızı musluk suları içilebildiğinden marketten alma zorunluluğu duymadan rahatlıkla musluklardan sağladık. Telefon, power, vs şarj etmek üzere elektrikten yararlanabileceğimiz genel ortak yerleri rahatlıkla bulabildik. Bazı kamplarda tuvalet-duş kadın ve erkek için ortak kullanım, bazı kamplarda ayrılmış bölümlerdeydi. Bazı kamplarda ortak yerlerde sıvı deterjan ve kağıt bulunabiliyordu, bazılarında yoktu, bu nedenle kişisel temizliğimiz için sıvı deterjan, kağıt mendil, ıslak mendil sürekli bulundurduk. Fransa’da bulunan kamplarda kamp sakinleri genelde aileleri ile çadır veya karavan tatili yapan veya bizim gibi tur bisikletçilerinden oluşuyordu. Gözlemlediğim olumlu ortak özellik kampçılığın olabilecek tüm kurallarının ortak bir düzende el birliğiyle uygulanması, insan davranışlarının birbirlerine karşı nezaket ve saygı çerçevesinde olmasıydı. Kamplarda kesinlikle merkezden gelen veya herhangi bir sakinin çadır veya karavanından gelen müzik sesi yoktu. Çocuklar, bebekler mızıldamıyor ve yüksek sesle bağırmıyorlardı, evcil hayvanlar dahil genel bir sessizlik ve uyum içindeydiler. Aileler kamp yemeklerinden sonra bulaşıklarını çocukları ile birlikte yıkıyorlar ve çocuklar bundan şikayet etmiyordu; doğa içinde uyumlu davranmanın, görev paylaşımında bulunmanın çocuk eğitiminde ne kadar önemli bir faktör olduğunu düşündüm. Lancy şehrinde kaldığımız kampta çocuklar için yapılmış oyun alanında 8-10 yaş grup çocukların kendi aralarında telefon, internet bulunmayan doğal ortamda uzun süreli oyun kurmalarını ve keyifle sürdürmelerini hayranlıkla izledim. Birçok kasabadan geçerken bana çocukluğumu hatırlatan izci öğrencilerle karşılaştım, izciliğin genel olarak artık yapılmadığını düşünürken ayrıca yolda rampa çıkışımızda öğle sıcak saatinde yaya ip düzeninde ellerinde birer kabakla yol kenarında liderleri ardında yürüyen  8-10 yaş grubu izci öğrencilerle karşılaştık. Yanlarından geçerken başlarını bizden yana çevirip, selam verdiler. Lise öncesi öğrencilik yıllarımda izci oluşum aklıma geldi ve doğayla, toplumla uyumlu davranmak üzere ne kadar doğru ve güzel eğitim alındığını özlemle hatırladım. Fransa’da bu uygulamanın devam etmesi ve çocuklarına küçük yaştan bisiklete binmelerinin, doğayla uyum içinde başkalarına saygılı temel davranış biçimlerinin öğretilmesini çok beğendim. Yetişkinlerin de aynı incelikli davranış içinde olmalarına rast gelmek güzeldi; La Charite Sur Loire’ de akşam yemeğini hazırlarken arkadaşım ocağı yakmayı bir türlü başaramadı, türlü uğraşlardan sonra bizi izleyen karşı komşumuz olan karavan sakini Fransız Bey, elinde büyük bir ocakla gülümseyerek bize yaklaştı ve şaşkın bakışlarımızla bize ocağını bıraktı.  Akşam yemeğimizi kurtarmakla kalmayan düşünceli komşumuz sayesinde akşam yemeğimizi pişirebildik, sabah ta kahvaltı eşliğinde çayımızı, kahvemizi içerek, yola çıkma fırsatını bulduk. Kamplarda saat 21.00’den sonra derin bir sessizlik oluyor, çocuklar susuyor ve herkes fısıltıyla konuşuyordu. Türklerin Akdeniz iklimi sebebiyle yüksek tonda ve hararetli konuştuğunu bu tip ortamlarda gözlemleyebiliyorsunuz, sesimizi ortama uyum sağlayabilmek için sürekli birbirimizi ikaz ederek, ayarlamaya çalıştık.

Grup uyumu ile birlikte akşam kamp yerine varış, kayıt işlemlerini tamamlamak, çadır kurmak, matları ve uyku tulumlarını hazırlamak, duş almak, yemek hazırlıklarını gerçekleştirmek ve pişirmek, bulaşık ve çamaşır yıkamak, asmak, sabah erken saatte kalkıp, sabah duşu almak, kahvaltı yapmak, bulaşığını yıkamak ve toplamak, yola çıkmak üzere çadırı toplamak, eşyaları bagajlara ve bisiklete yüklemek, tüm işlemlerin grup uyumu içinde bitmesi en geç saat 9:00 civarı oldu. Bisiklet sürüşü kadar olmasa da bisiklet sürüş ve sonrasında enerji gerektiren, çok kere yapıldıktan sonra daha kısa sürede yapılabilen bu işlemlerde mümkün olduğunca pratik ve mutlu olmak gerektiğini deneyimledim. Daha önce çadır kampı deneyimim olmadığı için tur sonuna doğru elim çabuklaştı ve işleri tamamlama süremi kısaltabildim.

İlk Hedefe Varış: Basel

Tura başlarken ilk belirlediğim varış noktam olması sebebiyle üç ülke sınırı içinde bulunan şehir, benim için daha özel bir anlam taşıdı; öğlen 12:00 civarında ulaştığımızda gurur fotoğrafımı çekmesini arkadaşımdan rica ettim. Basel’de kamp alanımıza yerleştikten sonra şehri keşfe çıktık. İlk etapta Almanya tarafında ilerledik, çokça Türk lokantasına denk geldik, özlemle sulu, klasik Türk yemeğini tercih ettim. Ardından merakla İsviçre tarafını bisikletle dolaştık, şehirde çok sayıda bisiklet sürücüsü vardı, hızlı ve düzensiz bir akışta sürüyorlardı. Şehir trafiğinde araç yolu yanı sıra tren raylarının olması, bisiklet sürücülerinin dikkat etmesi gereken bir husus, ray içine girmeden ve başka bisikletçilerle çarpışmadan sürmek dikkat gerektiriyordu. Basel’in meşhur nehir kenarı ve hükümet binasını ziyaret ettik, şehir içi sokaklarını bisikletle dolaştık, nehirde yüzlerce insanın gemi, tekne, deniz araçlarının arasında plastik şişme çantaları üzerinde kilometrelerce su akıntısı üzerinde akmalarını uzun süre seyrettik. Daha sonra sokaklarda mayolu, bikinili insanları görünce yerel birisinden işlerine giderken bu yöntemi kullandıklarını öğrendik. Şehir ortasında bulunan nehrin kirletilmeden yüzme amaçlı kullanılabilmesi imrenilecek bir durum olarak hafızamıza yerleşti. Eurovelo 6 yolunda ilerlerken nehir ve göletlerin yüzme, rafting, deniz kayağı, yelken sporları için güvenle kullanıldığına da sıkça rastlamıştık, medeniyetin önemli bir sonucunu bir kez daha özenerek gözlemledik. Bulunduğumuz gün şehir içinde bira festivali ve nehir üstünde rock konseri vardı, eğlenceli yoğun kalabalık içinde akşam yemeğimizi yiyerek, geç saatte kampımıza döndük. Ertesi gün dinlenme molası vererek, turumuzu Frankfurt’a uzatma kararını aldık ve yol haritası çıkararak, nasıl ilerleyeceğimizi belirledik. Basel’e kadar 780 km süren yolculuğumuza, 350 km daha ilave ederek, Frankfurt’a ulaşacağımızı hesapladık. Sürüşümüzü Rhein nehrini takip eden Eurovelo 15 bisiklet yolu üzerinden yapmaya karar verdik. Turumuzu 6 günde tamamlayacağımızı hesaplayarak üzerine 2 günü bagaj işlemlerini tamamlamak ve Frankfurt’u dolaşmak üzere ilave ederek, 4 Ağustos tarihine Türkiye’ye dönüş biletlerimizi aldık.

 

Devam edecek.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: