Evlenmek mi Evlenmemek mi? İşte Bütün Sorun Bu!

Dört arkadaşın öyküsü, kesişen yollar, hayatlar ve ‘evlilik’ hikayeleri… Evlenmek ya da evlenmemek mi tüm sorun; yoksa mutluluğu aradığımız birliktelikler mi, kadın olmanın getirdiği yükler mi?

Ben, Beren, Ayşenur ve Canan yıllardır arkadaşız. Lisede başlayan bu dostluk, bugünlere kadar uzandı ve sonunda hayat medeni halimize dayanarak ikiye böldü. Ayşenur, okul biter bitmez sevdiği adamla evlenmek istedi ve bu dileğini yerine getirdi. Canan ise bizi okul bitmeden terk edip, sevdiği adamla kaçmayı tercih etti. Ben ve Beren ise, hayalini kurduğumuz üniversite hayatını seçip bölümümüzle nikâhlandık. Zaman içerisinde kimimizin okul hayatı darbe aldı, kimimizin ise evliliği. Bizi ayakta ve birlikte tutan tek bir şey vardı; o da hepimizin özünde kadın olması ve aynı toplumda yaşamamız, aynı koşullar altında medeni halimiz gözetilmeden… Evlenmek ya da evlenmemek. Oturup her zaman buluştuğumuz o loş ışıklı ara sokaktaki çay evinde bunu konuştuk Türk kahvesi eşliğinde…

Sizler evliliğin aslında toplum tarafından özendirilen ve aile bireylerinizin beklentisini karşılayan bir kurum olduğunu mu, yoksa bunun kişisel tercihiniz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Evlenip evlenmeme kararınızı neye dayandırıyorsunuz?
Beren: Evli değilim ve uzun bir süre de kartlarımı evlilikten yana kullanmayacağım. Ancak, çevremde gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla, evliliğin aslında toplum tarafından özendirilen ve ailelerin de hoş görüp aslında karşı çıkmadığı bir kurum olduğu kanaatindeyim. İnsanlar evliliğin aşkı taçlandırdığını ve bizi toplumun gözünde legalleştirdiğini savunuyorlar bir nevi o kağıdı imzalayarak. Bunun yanı sıra, kişilerin kendi tercihi olan evliliklerde bile toplum baskısı mevcut. Dediğim şey, orada da geçerli. İnsanlar bu kağıdı imzalamak zorunda bırakılıyorlar toplum nezdinde aklanmak ve yasallaşmak için. Toplumun oyunları bunlar!

Ayşenur: Ben evlenmeden önce, aslında bu tür şeyler üstüne kafa yoran bir kız değildim. Evlenirken gözümü karartan şey aşk olsa da, aslında bir yandan okulun üstüme yıktığı ÖSS baskısı da, bunda etkili oldu. Hayattan bir an bıktım ve evlendiğimde her şeyin daha iyi olacağına inandım. Bir eşim, evim olacak ve ben de üstümde okul ya da iş stresi hissetmeyecektim. Zaten iyi bir öğrenci de değildim öyle başarılı olacak. Evlenip bari annemle babamın rızasını alayım, onlar da bize destek olsunlar istedim. Bence evlilik toplum beklentilerini karşılıyor ve öyle de olmalı. Ben nikahsız yaşayamam kimseyle. Şimdi bana ‘elâlem ne derci’ diyeceksiniz; ama bu böyle. Yaşadığım topluma uyum sağlamalıyım bir yandan da, eğer beni kabul etsinler istiyorsam…

O zaman burada evlilik adına bir ikiye bölünmüşlük söz konusu. Biriniz evlilik toplumun getirdiği bir yükümlülük ve kendini aklama çabası iken, diğeriniz ise bunun zaten böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bunu savunuyorsunuz. Canan sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Canan: Ben aslında her ikisine de biraz katılıyorum. Evlilik benim tercih ettiğim bir şey değildi esasında. Evlenmeyi kendim istedim ve okulu da terk ettim; ancak evlilik tek çaremdi eğer sevgilimle aynı çatı altında yaşamak istediysem. Eğer aynı evde nikâhsız yaşasak, bu kez ailelerimiz bize karşı çıkacak ve ben de babam başta olmak üzere aile bireylerimden dayak yiyecek ve zorla eve getirilecektim. Bundan korktuğum için nikâhı kıyalım dedim ve bu böyle gerçekleşti. Toplumun zoruyla ‘evlendim’ aslında. Başka türlü de olabilirdi bu.

Peki, bu başka türlü nasıl olurdu? Alternatifi nedir evlilik kurumunun?
Ayşenur: Bugün dergide, televizyonda görüyoruz çiftler evlenmeden yaşıyor. Bence alternatifi yok evliliğin. Ya evlisindir ya da bekar. Birlikte yaşamak bir kadın için tehlikeli. Ne sosyal güvencem var, ne de ayrıldığımda nafaka isteyecek yerim. Birlikte yaşadım diyelim. Ben dayak yediğimde nereye gideceğim? Ailem zaten reddetmiş olacak, toplum da öyle. Kimse bakmaz bana, kalırım ortada. Evlilik aslında kadını koruyan ve ortada kalmasını engelleyen oldukça iyi bir kurum. Çocuklarıma kimse piç diyemez de, öteleyemez de böylece. Nikâhsız doğan çocuk ileride de sorar bunun hesabını. O yüzden böyle bir alternatifin olmasını istemiyorum.

Beren: “Evliliğin alternatifi yoktur” da, ne demek? 21. yüzyılda yaşıyoruz ve artık toplumun belli şeyleri aşması gerekiyor. Ayşenur “güvencem olmayacak” dedi. Nasıl güvencemiz yok? Bir kere artık kadın haklarını savunan kurumlarımız var ve bunların yanı sıra yasalarda kadına daha fazla yer ayıran maddeler inşa ediliyor. O zaman böyle düşünen kadınlar evliliği geçim kapısı olarak görüyor. ‘’Kocamın maaşı var, toplumda akladı beni, ben yan gelir yatarım!’’ mı diyoruz yani? Böyle şey olur mu? Kadının da sorumlulukları var ve bence kendi ayakları üstünde durmayı öğrenmeli nafaka düşünene kadar. Bu yüzden eğitimin güçlendirilmesi ve özendirilmesi şart. Alternatifi ise birlikte yaşamak. İki kişi birbirini sevdiğinde ve evlendiğinde gerisi kimi neden bağlasın ki? Bir kağıt üzerinde seveceksek birbirimizi, varsın o sevgi olmasın.

Canan: Beren yasalar kadınları artık koruyor dedi. Ben buna katılmıyorum. Ben daha iki ay evvel komşumun kocasından dayak yediğine şahit oldum. Kadın karakola gitti ve bir de oradan dayak yemediği kaldı. Memur kadına ‘’Kocanı şikayet etmeye utanmıyor musun? Şimdi adama da dava açınca ne olacak? Yine sen ortada kalacaksın, o hapse girse!’’ demiş. Ben de eğer eşimden sopa yesem, bu olayın etkisiyle sizce gider miyim mahkemeye? Kanunların bizi koruduğu falan yok aslında. Nafaka denilen şey üç kuruşluk bir maaş. Onu da alana kadar icra kapılarında sürünmek gerekiyor. Yok dosya aç, avukat parası… Bunlar başlı başına yıpratan şeyler zaten. Bir de üstüne üstlük kanunların kadından yana olmaması işi iyice zora sokar. Çocuklara gelince. Bence çocuklar anne baba evli olmasa da buna bir şey demez eğer toplum demese. Sonuçta biyolojik anne ve babası bu insanlar, neden evlilikleri çocukları bağlamak zorunda?

Peki, bu bağlamda çocukların konumu nedir? Sizce çocukların babanın soyadını taşıması ve annelerinin de buna kanunlar tarafından ortak edilmesi ne kadar doğrudur veya yanlıştır?
Beren: Toplum bu çocuklara evliliğin yasal olduğunu soyadları ile aşılıyor başta. Sınıfımda bir kadın var. 30’lu yaşlarında, 12 yaşında bir kız çocuğu sahibi. Bu konuyu açtık geçenlerde sınıfta. Kadına sorduk, onun çocuğu annesinin eşinin soyadını taşımaması konusunda ne düşündüğünü. Kadın başta bunun zor olduğunu; çünkü sınıfındakilerin kızına bunu sorup onu rahatsız ettiklerini anlattı. Ancak, çocuk babası ile annesinin evlenmeden kendisine sahip olmasını ise yadırgamıyor; çünkü eve ekmek getiren anne ve bir annenin yerine getirmesi gereken her şeyi yapıyor. Annenin, kızın babasının soyadını taşımaması neden sorun olsun ki? Bir kadın bence kendi soyadına sahip olmalı. Babadan, eşten ötürü gelen soyadları bizi onları malı yapıyor başta. Bu konuda İspanyolları seviyorum mesela. Onlar hem anne hem de babanın soyadını alıp bir anlamda eşitlik sağlıyorlar.

Ayşenur: Benim eşimin soyadını taşımakla hiçbir sorunum yok, olmaz da. Sevdiğim adamın soyadını taşımaktan gurur duyuyorum ve çocuklarımın da babalarını bilmesini isterim. Bence evlilik dışı çocuklar ailelerini sorgularlar ve suçlarlar evli değillerse. Etraflarına bakınca herkesin annesinin soyadına, bunu garipser ve dışlanmış hissederler. Hayat zaten zor, bir de üstüne bunun derdi mi binsin çocuklara. Nesi zor ki, iki imza atıp adamın soyadını taşımanın?

Neden dünyada daha önemli sorunlar varken buna yoğunlaşıyor feministler? Bence çözüm üretsinler sorun yaratıp insanların kafasını karıştırmaktansa. Hem bir de bizim dinimiz bile izin vermiyorken böyle bir şeye, neden toplum izin versin? Müslüman toplum burası.

O zaman İslam dininin de evlilik kurumu üzerinde etkisi olduğu ve bu kurumu koruyan ve yayan bir yapıya sahip olduğunu söylersek yanlış olmaz. Peki, Türkiye’nin laik bir ülke olduğunu düşünürsek, bu kapsam da sizce din kurumunun yasalardan elini eteğini çekmesi gerektiği gibi evlilikten de uzaklaştırılması gerekmez mi?

Canan: Ben böyle bir şeyin mümkün olacağını sanmıyorum. Osmanlı’nın Batı özlemine sahip olup da ona asla ulaşamaması gibi düşünebiliriz. Dinden ayrı bir düşünce Türkiye’de ayrık ot gibi olur; yetişemez. Yetiştirtmezler zaten. Evlilik kutsallaştırılıyor ülkemizde. Ailelerimiz böyle evlenmiş, akrabalarımız da… Bizim de böyle olmamız gerektiği her seferinde düğün fotoğrafları, gelinlikler, takılar ile gözümüze sokulmuş. Keşke bizim ülkemiz de, Batı gibi olsa. Kimse kimsenin nasıl yaşadığına bakmasa da kendi önünü temizlese önce. Ne yazık ki şimdilik bu hayal. Böyle olması gerek evet; ama gerçek hayatta böyle değil. Bölgelerimiz bile farklı ki bizim. Karadeniz’de yaşayan kadın ile Doğu’da yaşayan kadın arasında da dağlar kadar fark var. Din de bu farklılığı gideriyormuş gibi bir izlenim var ülkede.

Beren: Her yörenin düğünü, şarkısı ayrı. Bohçası ayrı. İnsanların evlilik kurumuna yükledikleri anlama bakar mısınız? Yapılan masraflar, onca israf. Kendilerine yazık başta. Hem din israftan sakının demiyor mu onlara? Buna sadece gülüyorum. Ülkemizdeki din etkisi yadırganamaz; ancak indirgenebilir. Önce beyinlerimizi boşaltmamız gerek dogmalardan, sonra gerisi gelir. Neden diye sormak gerek. Neden evlilik yapmamız gerek biriyle hayatımızı sürdürmek için. Din bu ülkede buna karar veremez, vermemeli de.

Sizin ileride kız çocuklarınız olsa ve lise çağında ‘’Anne, ben evleniyorum!’’ deseydi eğer? Burada sizin kızlarınıza “evet” ya da “hayır” demenizdeki etkenler neler olurdu? Bu cevabı verirken sizi din ve toplum mu, yoksa evlilik hakkındaki kişisel düşünceleriniz mi yönlendirirdi?

Ayşenur: Ben kızardım kızıma… Hem de çok. Ben lise bitince evlendim; ama benim durumum farklıydı. Dediğim gibi ne okumayı severdim, ne de üniversite hayalim vardı. Ben birini sevdim ve ortak bir karar alarak hayatlarımızı birleştirdik. Kızım eğer okuyorsa ve sevdiği çocuğu onaylamıyorsam, bu evliliğe evet demem. İsterse ağlasın, sızlasın. O okul bitecek! Ben okumamış olabilirim; ama çocuklarımın okumasını istiyorum. Ben bu cevabı kendi kişisel görüşüme dayanarak verirdim ilk etapta. Tabii ki bu düşüncelerin oluşmasında toplum da etkili din de. İlle de evlenmek isterse, o zaman kıyarız nikâhı, oturur aşağı. Kaçıp bizi rezil edeceğine, kendini de günaha sokacağına evlenip gitsin daha iyi. Yapacak bir şey kalmaz o saatten sonra.

Canan: Ben kızımın bu yaşta evlenmesine karşı çıkar ve mutlaka hayır derdim. Ben evlendim de ne oldu? Lise diplomamı bile dışarıdan almaya çalışıyorum. Mutluyum evliliğimde; ama içimde kaldı o dilek. Üniversite okumak ve bende o havayı solumak isterdim. Keşke eşim de beni destekleseydi, ben de onun gibi okul bitirip diplomamı alarak evlenseydim. Şimdi biraz eksik hissediyorum Beren ve seninle otururken. Bu eksikliği benim kızım hissetsin istemem evlenip giderek. Ona bunları anlatırım, sonra kendi hayatımı gösteririm. Şükür, iyiyim; ancak daha iyi olabilirdi. Sen de bu yaptığın röportajı okutursun ona! İnanıyorum ki etkisi olur bir nebze. Kişisel görüşüm bu benim; din ile ilgisi yok. Toplum ile ilgisi elbette var. Hissedilen eksiklik toplumsal aslında, değil mi?

Beren: Ayşenur ve Canan gibi ben de karşı çıkar; ancak onlardan farklı olarak kızıma dilediği adam ile aynı evde yaşama şansı verirdim ki evlenmeyi çare olarak görüp kendini yakmasın. Ben anne olarak kızıma çözüm üretemiyorsam, onun kaçmasından ben sorumluyum demektir. Elbette ben de erken yaştaki birlikteliklerin uzun sürmediğini ve belli bir mantığa oturmadığı konusunda onu bilgilendiririm; ancak ille de birlikte olmak istiyorsa sevdiği çocukla, bana da onaylamak ve annelik vazifemi yapmak düşer. Din ya da toplum bu anlamda ne beni ne de kızımı bağlar; çünkü bu onun ve benim aramdaki bir mesele. Bir de sevdiği insanın bu konuya dahil olması doğrudur. Okulu bırakması ise söz konusu olamaz zaten ona olanakları sunduğum ve rahat bıraktığım sürece.

Sohbetimiz aniden başlayan bir yağmurla bitiyor. Dördümüz de camdan dışarı bakıp yağmur damlalarını izlerken, aslında bir yandan da hayatlarımızı izliyoruz. Kendimize dışarıdan bakıyor ve evlilik konusundaki düşüncelerimizi tartıyoruz kendi vicdan terazimizde. Hepimiz ne kadar da farklıyız aslında. Evlilik hakkındaki düşüncelerimiz de farklı, yaşadığımız hayatlar da… Bizi ortak paydada buluşturan ise ne renklerimiz, ne düşüncelerimiz, ne de gelir seviyemiz. Bizi biz yapan burada cinsiyetimiz ve toplumdaki yerimiz…

Bahanur Alişoğlu


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: