Dinliyor muyuz?

Aynı anda birden fazla iş, elimizde telefonlar, gelen mesajlar, sosyal medya, gerçekten ne kadar birbirimizi dinliyoruz acaba? Ya da siz hangi sıklıkla gerçekten dinlendiğinizi hissediyorsunuz?

Hepimizin anlaşılmaya, dinlenilmeye ihtiyacı olduğu bu dünyada gerçekte ne kadar az dinlediğimizi itiraf etmek de ne acı değil mi? Başkalarını değiştirme şansımız yok ama kendimizi geliştirebiliriz öyle değil mi?

Sene 1996, ilk verdiğim eğitimlerden biri “Etkin İletişim”. O zaman bu zaman hep aynı cümleyi tekrarlarken buluyorum kendimi: İletişim karşılıklı sorumluluktur.  İletişimin etkili olabilmesi, sadece konuşmadan öteye geçebilmesi için hem alıcının hem de vericinin anda kalabilmesi esas.

İyi dinleme demek aslında bilinçli olarak o anda kalıp dinlemek demek. Tıpkı “Mindfulness” yani bilinçli farkındalık gibi, niyet ve dikkatin toplamından oluşur. Her şeyin başı niyet aslında. Karşınızda konuşan kişiye, onun tecrübesine, görüşlerine ve duygularına ne kadar ilgi duyuyorsanız o kadar dinlemeye niyet ediyorsunuz. DİKKAT kısmı ise daha çok o anda kalabilme, yargılamadan, fikir beyan etmeye çalışmadan karşı taraftan gelen kelimeleri alabilme becerisi. Bu görüşler sizin görüşlerinizle uymasa bile.

Başkalarını etkin dinleyebilmenin sırrı aslında kendimize kulak verebilmekten/dinleyebilmekten geçiyor. Eğer kendi ihtiyaçlarınızın, duygularınızın, inanç ve görüşlerinizin farkında değilseniz açıkça başkasınınkini de dinleyemiyorsunuz. Yani, etkin dinleyebilmenin başı bireysel farkındalık.

Önce kendinizi sonra başkalarını etkin dinleyebilmek için birkaç öneri:

  1. İç kontrol: Önce nasıl hissettiğinizi sorun kendinize? Görüşeceğiniz, dinleyeceğiniz kişiyi dinlemekten size alıkoyacak birşey var mı? Gerçekten kafanız dağınık, farklı konulara takılmış ise ve bunları çözemiyorsanız karşınızdakini etkin dinlemeniz mümkün değil. O yüzden öncelikle kendi içsel durumunuzu düzeltmekte fayda var.
  2. Orada tüm dikkatinizle olabileceğinizi düşünüyorsanız bu hissi karşınızdakine vücut diliniz ile iletin. Karşılıklı olarak o ana, o görüşmeye odaklanın.
  3. Hepimizin dikkati birini dinlerken dağılabiliyor. Aklına akşam eve giderken ne alacağı, iş çıkışı kiminle buluşacağı ya da kredi kartı ödemesi gelebiliyor. Bunun için kendinizi suçlamak yerine, konuşma esnasında aklınıza gelen bu tarz konuları bir yere not edin ve oraya park edin. Sonra konuşmaya odaklanmaya devam edin.
  4. En temel, etkin dinleme yetkinliği, duyduğunuzu gerçekten anlatılmak istenilen gibi anlayıp anlamadığınızı teyit etmektir. Bu yüzden duyduklarınızı kendi kelimelerinizle tekrar ederek özetleyin. Böylece, karşı tarafa da dinlenildiğini hissettirebilirsiniz.
  5. Arkadaşça ve açık uçlu sorular sorarak konuşmayı derinleştirin. Aynı fikirde değilseniz bile dinlediğinizi mutlaka belli edin. Karşı tarafın anlatmak istediklerini anladığınızı ifade edin. Anlamak, aynı şekilde düşünmek anlamında değildir. Anlayıp farklı düşünebilirsiniz. Konu ile alakalı kendi fikirlerinizi beyan etmekten de kaçınmayın. Hiçbir şey söylemeden konuşmayı bitirmek de karşı tarafta dinlenilmediği hissiyatını yaratacaktır.

İşin özü, bugünün hız dünyasında, oradan oraya koşuştururken, aynı konuda, aynı sunumların yapıldığı toplantılara kendimizi mahkûm edip ömrümüzü boşuna tüketmeyelim. Bir hayatımız var. Onun da ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Zamanı basit iletişim hataları ile harcamaya gerek var mı?

Ece Sueren Ok


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: