Çok Kritik Bir An: Eski Erkek Arkadaşla Karşılaşma Anı

Erkek arkadaşını ilişkin boyunca seversin, güvenirsin, özelini paylaşırsın, derdini

dinlersin, ilişki bitince de dokuz kat yabancıdan fazla yabancı olur ya hiç

alışamıyorum bu duruma ama başka çaresi de kalmıyor insanın.

Geçen gün bir yazı okudum: Eski erkek arkadaşıyla arkadaş kalanlar ya birbirlerini

hiç sevmemişlerdir ya da biri hala barışma umudu taşıyordur diyordu. Doğrusu

katılmamak elde değil.

3744

O aşktan, o tutkudan sonra medeni şekilde selamlaşmayı bir yere bırakıyorum ama

“aaa ne güzel yeni kız arkadaşın mı var çok sevindim” yalanını sallayacağıma, bir

miktar (aşkının boyutuna göre) yaram sızlayacağına hiç görüşmem daha iyi. Daha iyi

tabi daha iyi olmasına da dünya çok küçük, mutlaka bir yerlerde hatta hiç ummadığın

yerlerde karşılaşıyorsun (hele şimdi facebook varken hayli küçük).

Aslında bu karşılaşma anındaki duruma bakmadan önce ilişkinin nasıl bittiği ve kimin

içinde kaldığı da önemli. Eğer ilişkiyi biz bitirdiysek ve içimiz de rahatsa, ne durumda

ne ortamda karşılaşırsan karşılaş pek de sallamazsın. Buna “en rahat karşılaşma

anı” denebilir.

Eğer ilişki ortada bitmişse, yani bazen sen, bazen o bitirmek istemişse, böyle kör

topal da olsa bir müddet gitmişse, sonunda yine böyle ortada bitmişse, karşılaşma

anı önemlidir. Yine o ortada durumun ilişkiye dönme şansı vardır. O yüzden iki taraf

da yalnızsa, tekrar flörtleşmeler, cilveleşmeler, konuşmalar, yakınlaşmalar doğabilir.

İlişki gene gel git doğasına geri dönebilir. Buna “umut vaat eden karşılaşma” diyoruz.

Fakat taraflardan biri hala tek diğeri ise yeniden çift olmuşsa, tek olan tarafın birkaç

gün içinde hırsından çiftleşeceğine bahse girerim. Karşı tarafa da sık sık bu benden

iyi mi, iyi halt ettin salak bakışı da atılacaktır.

İki tarafta çiftleşmişse, sen buldun ama bak ben de buldum karşılıklı nispeti rahatça

yapılacaktır. Sonra gel git ilişkilerinin alışkanlığı gereği birkaç yazışma da beklemek

gerekir bence. Buna ‘’bekle gör ne olacak karşılaşması’’ diyoruz.

Şimdi giderek zurnanın zort dediği yere geliyoruz. Biri diğeri için yanıp tutuşurken,

hayatının merkezi haline getirmişken, ne dediyse yapıyorken karşı taraf bu tek hakim

benim durumundan sıkılıp terk ettiyse eyvah ki ne eyvah.

Terk edilen taraf olur da bir ümit doğar diye, sürekli diğer tarafın karşısına çıkmaya

çalışıp işleri önce bir güzel daha beter hale getirir. Sonra biraz kendi başına kalmayı

becerip cidden tesadüf karşılaşırlarsa eyvah ki ne eyvah. Mutlaka terk eden koluna

birini takmıştır. Diğeri bunu görünce yandım anam diye diye oradan kaçar. Gelsin

sonra uykusuz geceler ağlamalar. Tekrar adamın peşine düşmeler, ne istersen

yaparım ne olur bana dönler. Tabii ki boşuna çaba, boşuna perişanlık…

Bir de ayrılırken pişmanlıklar, keşkeler, şunu böyle yapaydım, bunu böyle yapaydım

durumundakiler içinde aynı şeyler geçerli. Her karşılaşma hem sonuçsuz kalmaya,

hem de yeni bir acı selini peşinden getirmekten başka hiçbir şeye yaramayacaktır.

Buna ‘’ acıların kadınıyım karşılaşması’’ diyoruz.

O zaman ne yapıyoruz? Ayrıldıktan sonra sorunlu bir durumdaysak, kendimize yeni

bir hayat, yeni bir arkadaş çevresi, yeni hobiler bulup kendimizi kurtarıyoruz.

Naçizane benden söylemesi: Hayat sizin, acı çekmeyi seçmek sizin, yeniden hayata

günaydın demek yine sizin kararınız…

Sağlıklı kararlar vermeniz dileğiyle,


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: