Cadılar: Feliciana ve Zoé’nin Şifa Ritüeli

Bazen bir hikâye duyarsınız, içinizde bir şey titrer. Bazen bir kadının sesi, başka bir kadının içinde saklı kalmış cümleleri uyandırır. Brenda Lozano’nun Cadılar romanı işte böyle bir etki bırakıyor insanda: Sessizce ama derinlemesine dokunan bir anlatı. Okurken aklımın bir tarafı Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının hikayelerinde dolaştı durdu…

Romanın merkezinde iki kadın var: Biri, Meksika’nın kadim topraklarında sözcüklerle şifa veren Feliciana. Diğeri, şehirli, modern ama dağınık iç dünyasında kendi kelimelerini arayan gazeteci Zoé. İki kadın, bir cinayetin ardından buluşur; ama asıl şifa, birbirlerini dinlediklerinde başlar. Feliciana bölümleri şiir gibi akar: Dili çok sade ama derin bir ritüel havası taşır. Zoé bölümleri daha modern, analitik ve entelektüeldir.

Hikâyelerle Örülen Bir İyileşme Yolu

Cadılar, yalnızca bir hikâye anlatmıyor. Ritüel gibi okunuyor, dua gibi işliyor. Feliciana’nın sözcükleri, neredeyse bir büyü gibi akıyor satır aralarından. Ben kelimeleri şifalı otlar gibi kullandım, dediğinde, biz de kendi kelimelerimize dönüp bakıyoruz.

Zoé, Paloma’nın ölümünü araştırmak için gittiği köyde, Feliciana’nın anlatımında bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Ve biz, okur olarak Zoé’nin gözünden o kapıdan içeri giriyoruz. Sessiz, kadim, doğayla uyumlu, sözcüklerin ve suskunlukların dilini bilen bir dünya.

Anlatmak Şifadır, Dinlemek Direniş

Bu romanda her anlatı, bir iyileşme alanı. Feliciana anlatıyor, Zoé dinliyor. Zoé soruyor, Feliciana bazen cevaplamıyor—çünkü bazı cevaplar sessizlikte gizli. Kadınlar sustuklarında değil, anlattıklarında şifalanır. Ama her kadının anlatacak birini bulması gerek. Cadılar, kadınlar arası bu görünmeyen şifa zincirini, o kadim bilgeliği hatırlatıyor.

Feliciana, kadınlık deneyimini yalnızca biyolojik bir kimlik olarak değil, bir ritüel, söz ve şifa pratiği olarak yaşar. Paloma’nın muxe kimliği, cinsiyetin toplumsal bir inşa olduğunu ve ruhsal bir nitelik taşıdığını gösterir. Şifa ritüelleri, yalnızca bedeni değil; aynı zamanda toplumsal yaraları da iyileştirme amacı taşır. Kadınlık, Lozano’nun anlatımında yalnızca doğurmaktan ibaret değildir; dil ve hikâye doğurmaktır da.

Toprak, Dil ve Kadın: Üçlü Bir Direniş

Feliciana bir “cadı” değil; o bir bilge, bir hafıza taşıyıcısı. Kitap, cadılığı şeytanlaştıran değil; bilgeliğin, sezginin ve doğa ile uyumun sembolü yapan bir anlayışa dayanıyor. Dil ise bu bilgeliğin aktarıldığı en güçlü araç. Sözcükler burada sadece iletişim değil; ilaç.

Ve kadın… Kadın burada hem acının taşıyıcısı hem de umudun taşıyıcısı. Feliciana’nın bilgeliğiyle Zoé’nin arayışı birleşiyor ve ortaya evrensel bir gerçek çıkıyor: Şifayı bulmak için birbirimizin hikâyelerini duymamız gerekiyor.

Bir Sessizlik Ayini Gibi: Cadılar’ı Okumak

Bu romanı okurken bir aksiyon beklemeyin. Burası hızlı ilerleyen bir yol değil; adım adım yürüdüğünüz bir iç yolculuk.

Hikayede aksiyon var: Cinayet var, bahanesi  aşk ve öfke. Pek çok ülkede benzer cinayetler. Kadın olduğu için öldürülür Paloma.

Sayfalar arasında ilerledikçe sadece Feliciana’nın değil, kendi içinizin de yankısını duyarsınız. Bu roman size seslenmez; sizi dinler.

Okurdan Okura Kitaptan Cümleler

“Saatleri anımsamam, yılları anımsamam, ne zaman doğduğumu bilmem, nasıl doğarsa bir dağ öyle doğdum ben de. “

“İnançlardan çıkar sağlamanın her biçimi bana dolandırıcılık gibi geliyor.”

“Anladım ki bir kadını iyi tanımak kendinle tanışmaktı.”

“Ben insanların geçmişte yaşadıklarını iyileştiriyorum, haliyle bugün yaşadıklarını da iyileştirmiş oluyorum. Bu yüzden insanlar geleceklerini iyileştirdiğimi söylüyor.”

“… çünkü insanlar kendi dillerinde bile birbirlerini anlayamıyor, biri başka şey anlıyor, diğeri bambaşka, bu yüzden Dil tıpkı an kadar geniş ve büyük.”

“O gece kendimi iyileştirirsem insanları da iyileştirebilirim diye düşündüm, sonuçta her şey böyledir değil mi? Önce kendine, sonra insanlara, kendi derin sularında başarabildiklerini insanlara da uygulayabilirsin.”

“İçinde bulunduğumuz savaşları çiçeklendirmek gerek.”

“Doğanın bizi acıtan kötülüklere bir yanıtı vardır, içimizdeki doğayı anlamak için zamanın döngülerine bakmak gerekir. “

“Ateş suyu buhara çevirir, su ateşi söndürür, ateş suyu susturur, su ise ateşi dindirir, tıpkı iyi ve kötü güçlerin birbirini susturması gibi.”

“Neyiniz eksik, diyorum onlara, neden korkuyorsunuz, insanlar neden korkuyor, geleceğin ne getireceğinden neden korkuyorsunuz, diyorum, çünkü geçmişi taşıyorlar, ben insanlara, Bugün neyiniz eksik, diyorum, ayaklarınız, elleriniz, alacak soluğunuz, içecek suyunuz, basacak toprağınız, yiyecek yemeğiniz ve ısınacak ateşiniz var, diyorum, hayatınız var, her şeyiniz var. Benim hayatım var ve her şeye sahibim.”

“Hikayenizi anlatın, hikayemi anlatın, çünkü iki sıradan hikaye değil bizimkisi, bu yüzden sürekli sorular soruyorum. İsminizi söyleyin, benimkini söyleyin ya da ikisini birden, sizin adınızla benim adım aynı, çünkü yerde ve gökte hepimiz aynıyız, hangi ismi söylediğiniz önemli değil, sizinki ya da benimki, hepimiz Dil’in çocuklarıyız, hepimiz Dil’den geliyoruz ve ölünce ona dönüyoruz.”

Cadılar Bize Ne Söylüyor?

Anlatmak cesaret ister ama sustuğumuzda büyür içimizdeki acı. Her kadının hikâyesi bir başka kadına umut olur. Toprakla, sözcükle, birbirimizle yeniden bağ kurmalıyız. Ve son olarak… Eğer bir gün bir kadının gözlerine bakarsan ve sessizse, dinle. Çünkü o sessizlikte, belki de bir Feliciana konuşuyordur. Ve sen bir Zoé gibi, onu duyacak kişi olabilirsin.

Brenda Lozano’nun Cadıları, okunmaz sadece — dinlenir. İçe içe dinlenir. Ve her dinleyen kadın, bir parça şifa alır.

Kitap ile Sohbet için hazırlanırken şu soruları çıkardım. İçe içe soralım, Bibliyoterapi dokunuşu olsun. Şifa olsun…

1. Hayatımda hangi yarayı anlatamadım?
2. Anlattığımda iyileşecek hangi hikâyem var?
3. Kendime en çok hangi kelimeyle şifa verebilirim?
4. Sessizlik bana hangi gerçeği söylüyor?
5. Köklerim nerede, ne zaman güçsüz hissettim ne zaman güç buldum?

Brenda Lozano Kimdir?

Brenda Lozano, 1981 yılında Meksika’nın kalabalık ve renkli başkenti Meksiko’da doğdu.
Henüz genç yaşlarda sözcüklerin büyüsüne kapıldı; hikâyelerin, dertlerin, suskunlukların başka türlü anlatılabileceğini keşfetti.

Meksika’da ve ABD’de edebiyat eğitimi aldı. FONCA Genç Yaratıcılar programından burs kazandı; ABD, Avrupa ve Güney Amerika’da yazarlık programlarına katıldı, çok sayıda antolojide yer aldı. Chicago’da yayımlanan Make edebiyat dergisi için editörlük yapıyor ve New York merkezli Ugly Duckling Presse bünyesinde çalışıyor. 2015 yılında Conaculta (Meksika Ulusal Kültür ve Sanat Konseyi), Hay Festival ve British Council tarafından Meksika’nın kırk yaşın altındaki en önemli yazarlarından biri seçildi.

Yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda çağının tanığı olan Lozano, Latin Amerika’nın genç kuşak feminist yazarlarından biri olarak öne çıktı. Roman, öykü ve deneme türlerinde eserler verdi. Eserlerinde her zaman kadınların sesine, kadim bilgeliğe ve modern hayatın açmazlarına odaklandı.

Bogotá39’un Latin Amerika’nın kırk yaşın altındaki en iyi kurgu yazarları listesine (2017) dahil edildi.

  • İlk romanı Todo Nada (2009)
  • İdeal Defter (2014)
  • Cadılar (2019) romanları takip etti.  Teşekkürler Notos Kitap 
  • Ayrıca Cómo piensan las piedras (2017) adlı bir öykü kitabı
  • Soñar como sueñan los árboles / Ağaç Rüyası (2024)

Brenda Lozano’nun kalemi hem zarif hem de keskin. Bir satırda şifayı fısıldarken, bir diğer satırda okurun kalbinde yankılanan bir isyan çığlığı atabiliyor.

Brenda Lozano, yazının sadece bir sanat değil, bir direniş, bir şifa ve bir dayanışma biçimi olduğuna inanan bir yazar. Tıpkı Cadılar romanında anlattığı gibi:

“Anlatmak, iyileşmektir.”

Önceki İçerikCam Altındaki Dünya
Sonraki İçerik1 MAYIS: Değişen Dünyada, Değişmeyen Değer Emek
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...