Corona Günlükleri 3

0
227

Bugün okulların online eğitime başladığı gün. Zaten bir haftadır 12. sınıfta olan oğlumun online dersleri devam ediyordu. Şimdi sıra evin küçüğünde, 7. sınıf öğrencisinde.Bugüne kadar yollarda harcadıkları vakitleri düşününce, dersten on dakika önce yataktan kalkıp online ders için bilgisayarın başına geçmeleri muhteşem bir şey. Anlaşılan yeni rutinler kazanma vakti geldi. Eskilerinden vazgeçmek biz yetişkinler için zor olacağa benziyor ama gençler adapte oldular bile.

Bir de ikinci baharını yaşayan gençler var, onları da online yaşama alıştırmaya başlamak için biraz geç kaldık ama zararın neresinden dönersek kârdır. Sabah annemle konuştum. 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı geldiği için bir takım tedbirler almamız gerekecek zira başka şehirlerde yaşıyoruz. Bu yılın başında annem ile babamın hesaplarının olduğu banka şubesindeki müşteri temsilcisi, internet bankacılığı açmış ama onlar kullanmıyorlardı. Onu aktif hale getirerek, otomatik ödeme talimatı ile fatura ödemelerini yapmayı planladık. Ben bilgisayar başındayım annemden müşteri numarasını istiyorum bir de şifreyi. Annem deftere yazmıştım diyor ama bana verdiği bilgilerle ben giriş yapamıyorum. Uzun uğraşlardan sonra anlıyoruz ki babamın müşteri numarası, annemin şifresi ile giriş yapmaya çalışıyormuşuz.

Öğleden sonra babamın internet hesabına girmeye çalışıyorum. Bu sefer hazırlıklıyım babamın müşteri numarasını biliyorum. Babamla tam işleme başlıyoruz annemin sesi duyuluyor arkadan, sabah benzer işlemler yapıldığı için kendisi tecrübeli babama yol gösteriyor. Ben hemen devreye giriyorum “Anne senin online eğitim sabahtandı, başarıyla tamamladın, şimdi sıra babamda!” Sonunda işlemleri bitirdim otomatik ödemeye aldım faturaları. “Anne” dedim, “Merakımdan soruyorum, bunca zaman niye otomatik ödemeye aldırmadınız gidip elden yatırıyorsunuz?” Cevap çok manidardı: “Şehre inmiş oluyoruz, gitmişken dolaşıyoruz, bankamız ve fatura ödediğimiz yerler lezzetini sevdiğimiz köfteciye çok yakın. Babanla orada köfte yiyoruz, deniz kenarında çay bahçesinde oturuyoruz sonra eve dönüyoruz. Bize değişiklik oluyor.”

Bildiğin günü birlik tur düzenlemişler kendilerine “Faturaları Ödeme Turu”

Kaldı ki, annem Türk Sanat Müziği korosunda, haftada üç gün provaları var, ayda bir yerel televizyonda canlı programa çıkıyorlar. Babam oturdukları ilçenin belediyesinde Kent Konseyinde başkanlık yapıyor, yeni projeler geliştiriyorlar. Arkadaş gurupları var, baharda çevre köyleri geziyorlar. 71 ve 75 yaşındaki bu iki insanın enerjisine hayranım, hâlâ daha kendilerini oyalayacak ek bir şeyler aramalarına şaşkınım. Haberlerde izlediğim bankları kaldıran, dikenli telle çeviren belediyeleri gördüğümde ilk önce hak vermiştim biraz da gülmüştüm.

Ama şimdi düşünüyorum da insan yaş aldıkça hayat içindeki koşturması azalıyor, temas ettiği insan sayısı azalıyor. Yıllar içinde iş ve çocuklardan başka meşgalesi olmayanlar, yaş ilerlediğinde daha çok ilgiye ihtiyaç duyuyorlar. Andrey Tarkovski’nin bir sözü geliyor aklıma “Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.”

Ben onların yaşına geldiğimde nasıl olurum diye düşünmeden edemiyorum. Akşamüzeri çocuklarla birlikte anneanne ve dedeleriyle görüntülü konuşuyoruz. Konuşurken telefonu nasıl tutarlarsa hem ses hem de görüntü kalitesi en iyi olur bilgisiyle akşam online eğitimini de torunlardan alıyorlar. Zor zamanlardan geçiyoruz. Hayatımızdaki insanların değerini anladığımız, sevgi ve emekle, fedakarlıkla tüm insanlık olarak bunun üstesinden geleceğimiz bir durumun içerisindeyiz. Hepimiz için yeni yaşam tarzlarının oluştuğu yeni ritüelleri hayatımıza sokma zamanı. Şanslıyız teknoloji elimizin altında. Belki de yeni bir çağ başlıyor zorunlu online çağı…

Bireysel eğitimler, toplumsal gelişimi sağlar. Çoluk-çocuk, genç-yaşlı online eğitime devam.

Sevgiyle, sabırla, hoşgörüyle evde kalmaya devam.

Hüma Oktay

Corona Günlükleri 1 ve 2  www.baobabvealbatros.com da.

Önceki İçerikSakıp Sabancı Müzesi 23 Nisan’ı “Sesli Çocuk” Kitaplarıyla Kutluyor
Sonraki İçerikYüzyılın Çocuklarına…
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay