Bülbülü Öldürmek – Harper Lee

Yazar Harper Lee, 28 Nisan 1926’da Alabama, A.B.D’de doğdu. Lee yazdığı bu ilk romanında ırksal çatışmanın zirvede olduğu 1930’ların ortasındaki Alabama Eyaleti’nin, Maycomb kasabasında yaşayan insanların hayatlarını okuyucuya bir çocuğun gözlerinden çocuksu bir duyarlılıkla sorgulayarak  anlatmış.

Bülbülü Öldürmek-Harper Lee

Harper LeeRoman, 18. yüzyıl Gotik edebiyatının geleneklerini temel alarak Güney’in görünürdeki saygınlığının altında yatan rahatsızlık verici gerçekleri ve çarpık ruhları araştırmak için Güneyli Gotik olarak adlandırılan edebiyat akımıyla yazılmıştır. Yurttaşlık Hakları Hareketi’nin yükselişi döneminde yayınlanan roman, yumuşak tonuna rağmen bu akımdaki romanlar -1940 Carson McCullers/Yalnız Bir Avcıdır Yürek, 1955 Tennessee Williams/ Kızgın Damdaki Kedi, 1980 J.K. Toole/  Alıklar Birliği-  gibi ırksal nefretle yüzleşmek zorunda kalan Güney’in görünümünün altındaki dehşeti ortaya koymuştur.

Yayımlandığı 1960 yılında da ırkçılık hala oldukça yaygındır ABD’de. Bu açıdan bakılınca Harper Lee’nin cesaret gerektiren bir işe giriştiğini söylemek zor değil. Irkçılığın olduğu bir dönemde zenci bir gencin haksız yere suçlanmasını konu alan bir kitap yazmak, üstüne bu kitaptan uyarlanan bir filmin çekilmesi…

Romanı yazarken kendi çocukluğunda oturdukları yere yakın bir yerde meydana gelen bir olaydan faydalanan yazar, romanını 31 yaşında iken yazmış fakat ancak 34 yaşında yayınlatabilmiştir.

Romanda avukat Finch’in kızı olan Scout isimli 9 yaşındaki kız çocuğu ile kendi dönemindeki çocukluğunun bazı benzerlikler taşıdığı, hatta yazarın avukat olan babasını rol model alarak Atticus Finch karakterini yarattığı, diğer bazı karakterlerin de gerçekten yaşamış kişiler olduğu da bilinmektedir. Kitap 1961’de Pulitzer Ödülü, 1962’de ise kitaptan uyarlanan film üç dalda Oscar Ödülü almış; kütüphaneciler tarafından yüzyılın en iyi romanı seçilmiş, modern Amerikan Edebiyatı‘nın klasikleri arasına girmiştir.

İkinci kitabı Tespih Ağacının Gölgesinde  2015 yılında yayınlanmış, Bülbülü Öldürmek kitabının devamı niteliğindeki roman, ilk romanın 20 yıl sonrasında yine Alabama eyaletinde geçmekte ve ilk eserdeki küçük çocuğun büyüdükten sonra, siyahların mücadalesine verdiği desteği konu almaktadır.

19 Şubat 2016 günü ( 89 yaşında)  Maycomb  AlabamaABD’de hayata veda etmiş; ölüm haberini memleketi Maycomb kentinin belediye başkanı kamuoyuna açıklamıştır.

Bülbülü Öldürmek Meteforu

“Mockingird” kelimesinin dilimizdeki karşılığı bülbül değil, özellikle romanın geçtiği bölgede çok yaygın olan alaycı kuştur. (Eser dilimize çevrilirken sembolik anlamı açısından kültürümüzdeki en yakın karşılık uygun görülmüş.)

Atticus bir gün Jem’e şöyle der: “Arka bahçede konserve kutularına ateş etmenizi tercih ederim. Ama kuş peşine düşmenin kısa sürede çok çekici hale geleceğini biliyorum. İstediğiniz kadar karga vurun ama unutmayın, ‘Bülbülü öldürmek günahtır.’” Atticus’un, bir şeyi yapmasının günah olduğunu söylemesine ilk kez tanık olan Jem nedenini Bayan Maudie’ye sorar. Bayan Maudi,   “Baban haklı,” diye cevap verir. “Bülbüller bir şey yapmazlar. Yalnız öterler. Bahçelerdeki tohumları yemez, çiçeklere zarar vermezler. Yalnız bizim için tatlı tatlı öterler. Bunun için bülbülü öldürmek günahtır.”

Yazar kuş mecazı kullanılarak kitabın ana fikrini özetlemiştir. “Zararsız olanları öldürmenin günah olduğunu ana fikriyle” sesi çıkmayan masum siyahlara da gönderme yapmaktadır.

İngiltere’den Güney Amerika’ya göç eden ve Alabama Eyaletine bağlı Maycomb adında bir kasabaya yerleşen Orta yaşlı avukat Atticus kendinden 15 yaş küçük bir kadınla evlenir. Jem ve Jem’den 4 yaş küçük Scout adında 2 çocukları olur. Scout doğduktan 2 yıl sonra annesi ölür. Bu yüzden annesinin varlığı ya da yokluğu kendisini pek etkilemez. Buna karşılık Jem’i çok etkiler. Jem içine kapanık, Scout ise tam bir erkek Fatma gibi sorunlarını kaba kuvvetle çözecek kadar ataktır.  Jem 13, Scout ise 9 yaşındadır.

Yazar onu biraz da erkeksi bir kız çocuğu olarak çiziyor. Halası tarafından hanım hanımcık yapılmaya çalışılsada içindeki “pantolonlu haşarı kız”ı bırakmıyor hiçbir zaman. Rol modelleri abisi ve babası olan Scout’un kız arkadaşı yok. Erkeklerin dünyasını daha kolay yer buluyor, hanım hanımcıklığı gereken zamanlarda pek hoşlanmasa da “rol” olarak üstleniyor.

Atticus Finch toplumun değişmez normlarına aykırı bir baba, bir aktivist, ırkçılığa karşı göğüs germiş, bir dünya vatandaşı her şeyden önce insanlık adına yakışan bir insan. Her sözü, çocuklarını yetiştirirken takındığı tavırlar örnek alınması gereken bir portre oluşturuyor karşımızda.

Olayda ön plana çıkanlar Scout, kendisinden 4 yaş büyük olan kardeşi Jem, yazarın romanın genelinde kendi fikirlerini ve felsefi görüşlerini söylettiği Scout babası Atticus ve Dill’dir. Olay örgüsü bir yandan Scout’un abisi Jem ve arkadaşları Dill ile oynadıkları oyunlarla süslüyken, metin kasabanın dedikodularla ve baskılarla dolu yaşantısını, zenci karşıtlığını usta bir biçimde çocukların oyunları, korkuları ve istekleri aracılığıyla aktarıyor…

Roman otobiyografik bir tarzda Scout’un ağzından yazıldığı için romanın genelinde çocukca bir bakış açısı hakim. Kahramanımız Scout ırkçılık ve hoşgörüsüzlük gibi hayatın gerçekleriyle karşılaştığında kötülüğü tanır; bu durum çocukluk masumiyetini kaybetmesine neden olur. Fakat babasının ve etrafındaki sevdiği insanların etkisiyle dünyaya olan algısı gerçekçi bir anlayışa dönüşür. Ama iyimserlikten asla vazgeçmez. 

Roman 

O yaz Scout ve Jem, yedi yaşında ki Misssippili Dill Meridian’la tanışırlar. Dilli alışılmışın dışında biridir. Günler geçer ve bir gün Dill’i,  Boo Radley’i evden çıkarma düşüncesini ortaya atar.

Radleylerin evinin önünden kimse yürüyemez, korkudan bahçelerine giremez; kazara bahçelerine kaçan top artık yitik bir top olurdu. Hayaletlerin de yaşadığı söylentisi olan ev çocukların fazlasıyla ilgisini çekmekteydi. İddaya girişirler ve Jem bahçe kapısından içeri girip evin duvarını sobeledikten sonra oradan kaçar; evlerine varıncaya kadar üçü birlikte arkalarına bakmadan koşarlar. Haylazlıkla geçen yazın sonu gelmiştir artık…

Scout okula başlamıştır. Atticus Scout’a okula gitmeden okuma yazma öğretmiştir. Öğretmeniyle olan anlaşmazlıklar yüzünden okula gitmeyeceğini söylediğinde Atticus: “basit bir kuralı öğrenebilirsen herkesle iyi geçinebilirsin olayları karşısındakinin bakış açısıyla değerlendirmeden hiç kimseyi anlayamazsın. …derisinin altına girip oralarda dolaşana dek.”  der…

Yaz gelir; Dill yine onlarla birliktedir… Yine Boo Radley’in yaşadığı gizemli evi keşfetmeye çalışırlar.  Ve bir gün Jem bahçelerine bırakılmış içince sabundan yapılmış kendilerine benzetilmiş iki heykel, bozuk bir köstekli saat ve bıçak olan bir kutu bulur…

Kasabadaki zencilerin yaşadıkları mahalle ve kiliseleri ayrıdır. Özellikle zencilere karşı yapılan ayrımcılık ve horlanma acımasızdır. Malikhanelerde köleler zor koşullarda çalışmakta; yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Böylesine önyargılı ve cahil beyazların yaşadığı kasabada zenci bir genç olan Tom Robinson’ın beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanması üzerine Robinson’ın avukatlığını Atticus üstlenir. Linç kültürüne aşina bir kasabada yaşadığının bilincinde, bir beyaz kadına tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunması yüzünden, çocukları da zarar görebilme tehtidine rağmen tereddüt etmez, tüm süreç boyunca da -yüzüne tükürenler bile olmasına rağmen- kimseye boyun eğmez, prensiplerinden şaşmaz. Kızına yaptığı açıklama çok yalın, ama mana bakımından derindir: “Onu savunmasam kasabada başım dik dolaşamazdım. Sana ve Jem’e bile bir şeyi bir daha yapmamanızı söyleyemezdim.” Romanın ana olay örgüsü Atticus Finch’in etrafında şekillenmeye başlar.

Çocuk gözüyle olaya yaklaşan Scout, babasının zencilerin avukatlığını yaparken kasabalı beyazlar tarafından pis zenci dostu biri olarak değerlendirilmesini yadırgamakta ve neden böyle olduğunu babasına sorarak, bu sorularla cevabını bulmaya çalışmaktadır.

…“Atticus Fich: Bu, Jem ve sana haksızlık gibi gözüküyor biliyorum. Her şey bize karşı dahi olsa elimizden geleni yapacağız. Belki ikiniz de büyüdüğünüzde bu olaya anlayışla, bilinçle bakabilirsiniz. Yüzünüzü kara çıkartmadığımı anlayabilirsiniz. Bu dava, bir vicdan meselesi. O adama yardım etmezsem kiliseye gidip Tanrının önüne çıkamam.

Scout: Yanılıyor olmalısın Atticus.

Atticus: Neden?

Scout: Herkes senin yanıldığını düşünüyor.

Atticus: Düşünebilirler. Saygı göstermek gerekir ama başkaları ile yaşayabilmeden önce kendimle yaşamayı bilmeliyim. Çoğunluğun sesi doğrudur kuralının dışında yalnızca vicdan kalır.”

Kasaba halkının tepkilerine ve hatta linç girişimlerine rağmen davadaki pozisyonunu koruyup çocuklarını gururlandıracak bir savunma hazırlar.

Eli silahlı bir kalabalığın karşısında durabilecek kadar cesurdur da. Kasabanın en iyi nişancısı, olmasına rağmen şiddetten hoşlanmadığından elini silaha sürmez. Ve oğluna oyuncak tabancanın bile kötü bir seçenek olduğunu öğretmeye çalışır.

Zenci hizmetçi Calpurnia Jem ve Scout’u bir zenci kilisesine götürür. Bu durum Atticus’u hiç kızdırmaz aksine bundan mutlu olur. Atticus bir zenciyi savunmanın bedelini ağır ödemektedir. Bütün kasaba ona cephe almış, pek çok doğrudan ya da dolaylı yoldan tehditle karşılaşmıştır. Sonunda dava başlar.

Atticus’un müthiş savunma konuşması yapar: “Gerçek şudur. Bazı zenciler yalan söylerler, bazı zenciler kadınlara karşı saygısızdır, beyaz kadın olsun, siyah kadın olsun, fark etmez. Fakat bütün bunlar yalnız bir ırkı değil, bütün insanlığı ilgilendiren suçlardır. Bu salonda hayatında yalan söylememiş, ahlaksız bir davranışta bulunmamış bir insan olabileceğini sanmıyorum.”

İddia makamı ve savunma dinlendikten sonra jüri karar verir. Zenci mahkûm edilmiştir. Davayı izleyen çocuklar bu duruma çok üzülürler çünkü babaları gibi onlar da zencinin masum olduğuna inanmaktadırlar. Zenciye yasalara göre idam cezası verilmiştir. Cezası infaz edilene kadar bir hapishaneye gönderilir. Buradan kaçmaya çalışırken muhafızlar tarafından vurulur ve ölür.

Kasabada görünürde hayat kaldığı yerden devam etmektedir…

to kill a muckingbird

Günler sonra tecavüze uğrayan kızın babası bir gece evlerine dönmekte olan Jem ve Scout’a saldırır. Adam saldırısında başarılı olamaz; bıçaklanarak ölür. Yaralı Jem’i evine kucağında taşıyan gizemli komşuları Boo Radley’dir.

Atticus, “Bob Evell’i Jem’in öldürdüğünü ve ortada meşru müdafaa durumu olduğunu belirtiğinde”

Şerif, “onu kesinlikle oğlunuz bıçaklamadı.” Yanıtını verir. Atticus Bob Evell’i öldürenin Boo Radley olduğunu anlar.

Şerif konuşmasını sürdürür: “Bob Evell kendi bıçağı üzerine düşerek kendini öldürdü. Sebepsiz yere öldürülmüş bir zenci var. Bunun sorumlusu olan adam şimdi ölmüş bulunuyor.  Bu kez ölüyü ölüler gömsün Bay Atticus” der.  Ve  “ Bir yurttaşın suç işlemesini önlemek için elinden geleni yapmasının yasaya aykırı olduğunu ben hiç duymadım “ diyerek Boo Radley’i aklar.

Scut, bahçelerine sabundan yapılmış kendisi ve Jem’e benzetilmiş iki heykel, bozuk bir köstekli saat ve bıçak olan bir kutu bırakan Boo’yu elinden tutarak evine kadar eşlik eder.

İnsanlık kazanmıştır…

Bülbülü Öldürmek (To Kill a Mockingbird) romanı 1962 yılında yönetmen Robert Mulligan tarafından beyazperdeye aktarılmıştır.

Gregory Peck’in mahkemede jüriye karşı yaptığı 9 dakikalık son savunma, tek çekim, çok etkileyici bir sahnedir. Mahkeme sahnesinin tamamı ve Atticus’un yaptığı konuşma sinema tarihinin unutulmazları arasındadır: “Mahkemelerimiz büyük eşitleyici kurumlardır. Mahkemelerimizde bütün-tüm insanlar eşit sayılır. Ben mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin dürüstlüğüne inandığım için bir idealist değilim. Bu benim için bir ideal değil, yaşayan ve işleyen bir gerçektir.”

Zencilerin Atticus mahkeme salonundan çıkarken ayağa kalkmaları çok etkili bir sahnedir. “Bayan Scout, ayağa kalkın lütfen. Babanız geçiyor.”

Film hakkında dip not:

Atticus Finch, Harper Lee’nin kendi babası Amasa Lee üzerinden oluşturulmuş bir karaktermiş. Babası da 1923 yılında tıpkı Atticus gibi bir zenciyi savunmuş. O dava da Harper Lee’ye romanı yazmak için ilham vermiş. Gregory Peck de Amasa Lee ile tanışmış ve bayağı da kaynaşmışlar. Filmin çekimleri sırasında baba Amasa Lee vefat edince Harper Lee babasının zincirli saatini Peck’e vermiş. Peck de bir sonraki yıl en iyi aktör Oscar’ını almak için sahneye çıktığında bu saati taşıyormuş.

Atticus’un ofisten eve döndüğü ilk sahnesinde (çocukların koşarak onu karşıladıkları sahne) Harper Lee de sette konukmuş ve ağlıyormuş. Gregory Peck neden ağladığını sorunca Peck’in tıpkı babasına benzediğini, hatta babasının bile böyle ufak bir göbeği olduğunu söylemiş. Peck’in cevabı: “Bu, göbek değil Harper; bu, muhteşem oyunculuk.”

Harper Lee, huzur içinde uyu…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: