Uykusuz bir gece elimde telefon, reels videolara bakıp uykumun gelmesini sabırsızlıkla beklerken bir anda karşıma çıktı “Ali Cabbar”.
Öyle muhteşem bir kurguyla çıktı ki çevirdim çevirdim dinledim. Zaten olmayan uykum artık kaçmıştı. Ve tabii ki paylaştım. Sonra tamamını dinledim hem de defalarca. Anlamadığım şey derdi, tasası olmayan bir insanı bile kara yaslara sokacak kadar neden etkileyici olduğuydu. Bir yandan sürekli dinliyorum diğer yandan da karşıma çıkan filmin adını bulmaya çalışıyorum. Gazeteci bir arkadaşım hemen mesaj attı; “2022 yapımı Gönül filmi” diye. Muhakkak denk gelmişsinizdir sosyal medyada o kurguya da.
Rol aldığı her yapımdaki gerçek, masum, samimi, hüzünlü ve sevgi dolu bakışlarıyla Erkan Koçak Köstendil ve en mükemmel haliyle saf, tertemiz bir kızın gülüşünü canlandırdığı Hazar Ergüçlü’nün canlandırdığı o sahne. Birbirlerine gözlerinin kenetlenerek kopamadan yürüdükleri hal… Hazar Ergüçlü başkasıyla evlenecekken, gırnatacı Erkan Koçak Köstendil’in gırnatayı bırakıp ona yürümesinden bahsediyorum. “Allahım aşk kazanıyor, başkasıyla zorla evlendirilmek istemesine rağmen kız sevdiği adamla kavuşuyor” derken ve tüm kavuşamayanları kendi zihnimde o dakika birleştirirken bitiyor kurgu.
Uykusuz gece, kaçıncı kez dinlediğimi bilmediğim şarkı ve şarkıyla benim kafamda özdeşleşen film. Belli uyku yok o gece. Aklımdan geçen yeterince Türk filmlerini izlemiyorum galiba fikriydi. Geç keşfedilmiş bir film, film müziği ve hikaye olduğuna neredeyse emindim. Evet elbette gece yarısı oturup filmi izledim. Film bittiğinde ayrıca bir klip hazırlandığını düşündüm onu aramaya başladım. Hayır yoktu. Şarkının filmle alakası yoktu. Ama o nasıl güzel bir kurgu, nasıl da güzel oturmuş, nasıl inandım nasıl inandım anlatamam. Sonuç bu şarkı nereden çıktı o zaman noktasına varmak oldu.
Sabah 4 civarıydı. Tamam itiraf ediyorum, onlarca kez dinlerken yarısından fazlasında ağlamış olabilirim. Hem de nedenini bilmeden. Nedensiz ağlamamın nedenini daha sonra araştıracağımı biliyorum, ama bu şarkı nereden çıktı konusu o gece çözülmeliydi. Çözülemedi sabah 6 buçuktan itibaren nereyi açsam karşımda Ali Cabbar’ı görmeye başladım.
Futbolcu transferlerinden ekonomi haberlerine, ölüm haberlerinden mutlu düğün sahnelerine, yeşil sahalardan, parke sahalara kadar Ali Cabbar her yerdeydi. Zaten ilk duyduğum andan itibaren kafamın içindeydi sürekli. Sabah diş hekimine giderken telefonda sürekli başa sara sara dinlemeye devam ettim. Diş hekiminden döndüm Ali Cabbar’ı duymayan kalmamış.
Yayılma ve paylaşılma hızı inanılmaz.
Sonra birkaç yerde Tekirdağ’ın bir köyünde yaşayan gırnatacı Ali Cabbar’ın sevdiği kıza kavuşamaması ve şarkının gerçek hikayesi olarak anlatılıyordu. Ali Cabbar’la kız birbirini sevmiş ama kızın babası, kızını vermemiş. Ali Cabbar hayata küsmüş, bir gün babası iş var gırnatanı al gel demiş, gitmişler hiç bilmeden sevdiği kızın düğününe. Ali Cabbar sonra her şeyi bırakıp askere gitmiş. 6-7 ay sonra da şehit olduğu haberi gelmiş. Hikâye doğru mu değil mi bilmiyorum. Kendim bizzat araştırmadım. Doğru olsa da olmasa da net olan bir gerçek var ki, Ali Cabbar günlerdir hayatımızın içinde. Hem şarkısıyla, hem hikayesiyle… Kah caps’lerle ve kah hafızalara kazınan o sözlerle; “bu ne derttir bu nasıl sınavdır…”
Aslında olay Ali Cabbar’ın hikayesi değildi. Bunu kendi adıma da sonradan fark ettim. Asla bu şarkı tarzı müzikler dinlemeyen insanları bile etkileyen bir şey vardı şarkıda, Emir Can İğrek’in bu şarkıdaki tonlaması ve insanın içine işleyen müziği dışında… Çoğumuzun bir köşesinde geçmişte ya da bugün yaşadığı dertlerin ve verdiği sınavların ağırlığı var. Müzik öyle etkileyici ki, Ali Cabbar’la biz o belki unuttuğumuz, atlattığımız, çözdüğümüz dertleri en ağır dönemindeki gibi hatırladık, çok büyük dediğimiz sınavları Ali Cabbar’ın çaresizliğiyle yeniden yaşadık. Ali Cabbar sanki hepimizin aradığı bir araç oldu, Emir Can’ın etkileyici sesi ve şarkı sayesinde.
Var mı yok mu bilmediğimiz bir insanı o zor günlerin ya da anların ortağı ettik, “Ali Cabbar da ben de hak etmiyorduk bunları” dedik. Belki de hepimizin bir Ali Cabbar’a ihtiyacı vardı, ortak olacak. Çünkü o kadar yalnız kalıp o kadar konuşamaz hale geldik ki sosyal medya sayesinde. Ve yine sosyal medya aracılığıyla gerçek mi değil mi bilmediğimiz bir dost edindik kendimize, onun tertemiz hikayesine inanmak istedik, çaresizliğine öykündük, belki de artık güçlü olmak zor geldiği için. “Bu ne derttir bu ne sınavdır” diye isyan ettik kendi kendimize mutsuzluğumuza. Sevginin bile gerçekliğine inanmadığımız için gerçek bir sevgi de kavuşamayan iki kişinin hikayesinin peşine düştük.
Sanıyorum gerçek sorunlarımız var ama gerçek duyguları bulmakta zorlanıyoruz. Sevgiye inanmadığımız için Ali Cabbar bize iyi geldi, umut verdi. Şu an hala Ali Cabbar diye biri var mı yok mu bilmiyorum. Ama çoğu kişinin gerçek sevginin peşinde olduğunu artık biliyorum. Peki gerçekten böyle bir hikaye varsa? Ali Cabbar, madem çok sevdiniz o kızı neden kaçırmadınız? Bakın bizi ne hallere soktunuz…
Elif Akkuş





















