Bir Podcast’in Düşündürdükleri

Son dönemde sevdiğim işlerden biri podcast dinlemek. Sevgili Nilay Örnek’in “Nasıl Olunur?” program serisinde, Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır’la yaptığı doyumsuz sohbeti dinledim. Doğrusu çok beğendim ve Türkiye hakkında güncel bilgiler de edindim.

Neler mi anlattı Bekir Ağırdır? Çok şey…

Öncelikle, son siyasi seçimlerde isabetli öngörüleri ile tanıdığımız Konda’nın başındaki bu başarılı adamın geçmişine bakalım. Bekir Bey, Anadolu’da mütevazı bir ailenin çocuğu olarak 50’li yılların sonunda dünyaya gelmiş. Yatılı okumuş. Üniversitede okumak için geldiği Ankara ODTÜ’de ilk defa birçok şeye tanık olmuş. Klasik müziğin ilk olarak Ankara’da tadına varmış. Çalışma hayatına büyük bir tesadüf eseri anketör olarak başlamış. Üniversite bittikten sonra uzun yıllar özel sektörde üst düzey yöneticilik yapmış. Emekli olduktan sonra, 50 yaşından sonra bambaşka bir alanda kariyer yapmaya başlamış. Meslek hayatına anketör olarak başlayan ancak daha sonra bu yoldan ayrılan Ağırdır, yıllar sonra yine bir araştırma şirketinde Genel Müdür olarak göreve başlamış. Türkiye üzerine çeşitli araştırmalar yapan şirketin zaman içinde yaptığı anketlerdeki bulgularından bir demeti paylaşmak istiyorum. Ağırdır’ın dilinden Türkiye ve bazı rakamlar, gerçekler…

  • Ülke olarak öğrenme ile ilgili sorunumuz var. Merakla, hobi için ya da zevkle öğrenme neredeyse yok denecek kadar az. Öğrenmemizi sağlayan iki güdü var: biri zorunluluk, diğeri yarar. Yani bir bilgiyi ya zorunluğu olduğu ya da yararını bildiğimiz için öğrenme eğilimindeyiz.
  • Birçok konuyu tartışmıyoruz. Kabullerimiz fazla. Değişmemek maharet değil.
  • Anket yapılırken ilk intiba çok önemli. İknâ sürecinde özellikle ilk intiba çok önemli rol oynuyor. Ankete giden kişi o bölgeye de uygun olmalı, örneğin Şırnak’a gidiyorsa Kürtçe bilmeli. Eğer anket yapılan kişiye güven verebilirseniz samimi olarak düşüncelerini paylaşıyor ve doğru cevaplar veriyor. Toplu olarak anket yapmıyoruz. Daha ziyade insanların evlerinde anket yapmayı tercih ediyoruz.
  • Örneklem mutlaka Türkiye örneğine uygun olmalı. Örneğin Türkiye’de okuma yazma bilmeyen %7-%8 oranında ise seçilen örneklem içinde bu yüzde aynı oranlarda yer almalı.
  • Ülkemizde maalesef “muhakeme” çok az. Bunun en önemli sebeplerinden biri eğitim sistemi. Test ve ezbere dayalı bir sistem olması bunu tetikliyor.
  • Ülkede önemli ölçüde kutuplaşma sorunu var. Bu da zaman içinde gettolaşmaya sebep olabilir.
  • Türkiye’nin duygu durumunu “tedirgin” olarak nitelendirebiliriz. İnsanların önemli bir bölümünde gelecek korkusu mevcut. Bununla beraber gelecek algımız giderek kısalıyor. Yapılan anketlerde ankete katılanların yaklaşık üçte biri gelecek olarak 3 yıldan daha kısa bir süreyi görüyor.
  • Şirketlere çok sayıda araştırma yapıyoruz. Özellikle genç, çalışan nüfusun yönetime katılması için bir söylem duyuyoruz. Oysa o genç çalışanların önceliği işlerini korumak, iş güvencesi. Yönetime katılım daha sonraki öncelikleri.
  • Yapılan anketlerde katılanlara bugünkü Türkiye’yi ne tanımlar diye sorduğumuzda ilk on sıfatın tamamı olumsuz. Her ne siyasi düşünceden olursa olsun insanların tamamı olumsuz olarak durumu nitelendiriyor.
  • Bizi ne birleştirir? Bizi “adalet” birleştirir. Zirâ yapılan anketlerde insanların % 70’i birinci sırada adalet istiyor, yaklaşık % 30’u huzur istiyor. Ancak adalet derken bunu hak sahibi olma, söz sahibi olma anlamında kullanan da çok. Mesela kadınlar, alınan kararlarda daha çok söz sahibi olmak istiyorlar. Yani adalet derken, tanınma, kara sürecine katılımı da adalet olarak yorumluyor.
  • Ülkede herkes kendine “aşık”. Herkes mükemmelliyetçi, herkes çalışkan, herkes dürüst.
  • Türkiye nasıl bir ülkeye benzesin sorusuna ise %64 bir Batı ülkesinin adını veriyor. Yani aslında kuralları, düzeni olan, adaleti düzgün çalışan bir sistemi arzu ediyor. Öte yandan % 29’luk bir kesim de biz kimseye benzeyemeyiz, biz bize benzeriz, diyor.
  • Belirsizlikle yaşıyoruz, sorun bunu kurumsallaştıramamak.
  • 10 milyon imar affına başvuru olmuş, devlet vatandaşla barışıyor diye seviniyoruz. Her dört binadan biri kaçakmış diye düşünmüyoruz.
  • Toplumda kutuplaşmayı azaltmak için temasın artması gerekiyor. Ortak ufku kaybettik.
  • Yaşadığımız çağ değişiyor. Bu kadar belirsizlik ve tedirginlikle uğraşırken değişen çağın tesiri Fransa’da iki şiddetinde hissedilirken, bizde sekiz şiddetinde hissediliyor.
  • Hukuk hepimize lazım, sadece “günah” kavramı yeterli olmuyor.

Nasıl Olunur (15): Nasıl “Bekir Ağırdır” olunur?

Samimiyet, Adil Olmak, Yoldaşlık

  • Bizim insanımız “temasla” güveniyor. Temas sadece dokunmak değil. Güven için de üç şart gerekiyor:
    • Samimi ve sahici olacaksınız,
    • Adil olacaksınız,
    • Ona rehberlik edecek, aynı yolda yürüyeceksiniz.
  • İnsanımız değişime müthiş açık. Bakın internet, mobil bankacılık vb kullanımı. İnsanımıza değişimin getireceği şeyler iyi anlatılırsa, sizi destekler.
  • Ülkenin yarısı 40 yılda bir yerden bir yere göçmüş. Hiç bir Batı ülkesinde bunu göremezsiniz, burası çok dinamik bir ülke.
  • Tüm değişim sürecini, yeni hayat ritmine uyan veya uyamayan olarak görmek gerekir.
  • Medyaya güven oranı %20’ye gerilemiş. Yani bunu şöyle yorumlamak da mümkün, medyada gördüğümüz haberlerin ancak %20’sine inanıyoruz.
  • Eğitim sistemimiz içinde test önemli bir yer tutuyor. Testlerde bir doğru vardır, diğerleri yanlıştır. Oysa günümüz dünyasında doğrular birkaç tane. Sistemimizi bunu görmeye yönelik kurgulamamız gerek.
  • Kadınların % 70’i haklarını televizyondan öğreniyor. Okuyarak haklarını öğrenen sadece %10 seviyesinde. Televizyonu her zaman kötü olarak algılamamak gerek.
  • Çıkış yolumuz bu ülkeden umudu kesmemek. Yarın sabah geleceği, kaderi beraber inşaa etmek için çabalamamız gerek.
  • Entellektüellerin ülkeye güvenmesi gerekiyor. Gelecek nesillere güvenmemiz gerek.
  • Nasıl yaparız? Nasıl çözeriz?’e odaklanmamız önemli.

Bir saati aşan bu güzel söyleşiyi çok daha ayrıntılı dinleyebilir, güzel ülkemiz hakkında güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.

Anıl Akın


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: