Bambaşka Bir Yolculuk Hikayesi: Gömülü Dev

‘Günden Kalanlar’ 1989 Booker Prize ödülünü kazandığında Pico Iyer ile yaptığı söyleşide Ishiguro “Şimdi de tuhaf ve garip” bir hikâye üzerine yazmak istediğini söyler. “Öksüzlüğümüz” ve “Beni Asla Bırakma” adlı yapıtlarında Ishiguro, biraz sözünü tutar gibidir. Ancak son yapıtı “Gömülü Dev” sadece fantastik ve alegorik değil, olabildiğince tuhaftır da: Romanın arka kapağında David Sexton (Evening Standard) teyid edercesine şöyle belirtir “Kazuo Ishiguro öyle tuhaf ve harika bir roman yazmış ki!”

‘Tuhaf’ gelmesine rağmen ‘harika’ bir romandır da çünkü bir yandan her bir bölüm kendi içinde bütünlüklü bir hikâye içerirken aynı zamanda romanın bütünlüğüne hizmet eder ve Axl ile Beatrice’in çıktığı yolculuğun başında okurun karşısına çıkan kayıkçı, romanın sonunda da karşısına çıkarak hikâyenin içeriğinde kullanılan her bir unsurun kurguya, dolayısıyla kurmacaya hizmet etmesi sağlanmış olur. İşte Kazuo Ishiguro da bunu da yapabilen sayılı romancılardan biri olduğu için “Gömülü Dev” okunası harika bir romandır.

Hikâye, Kral Arthur yönetimi sonrası ve Norman Britanya öncesi bir zaman diliminde, dişi bir ejderhanın nefesinin yarattığı sis ortamında hafızaları dumura uğramış, birbirlerine bir vakitler düşman olan Saxonların ve Britonların huzursuz olsalar da barış içinde yaşadıkları bir dönemde geçer.

Aslında “Gömülü Dev”, Axl ve Beatrice’in, birbirini çok seven yaşlı karı kocanın bir gün yıllardır görmedikleri bir oğulları olduklarını düşünerek, ona kavuşmak için çıktıkları yolculuk hikayesidir. Ancak kahramanlarımız hem çok yaşlı ve güçsüzdürler hem de onları oğullarının yaşadığı köye götürecek yol çok tehlikelidir. Ama yine de bu tehlikeli yolculuğu (kurgunun fantastik özellikleri), her türlü kötülük ve engele rağmen iyilikle yaklaşmaları ve birbirlerine karşı duydukları sevgiden edindikleri güç sayesinde tamamlayabilirler. Axl ve Beatrice, çıktıkları yolculuğun başında bir kayıkçı ile karşılaşırlar: Bu kayıkçı nehri geçmek isteyenlere yardım eden bir kayıkçıdır ve Beatrice bu kayıkçıdan neden korktuğunu bilmese de korkmaktadır ve yolculuklarının sonuna geldiklerinde Beatrice’in korktuğu başına gelmiştir, kayıkçı ile yine karşılaşmışlardır ve nehri geçmek için bu kayıkçının yardımına ihtiyaçları vardır. Yapılan yolculuğun kendisi, dişi ejderhayı (Beowulf efsanesindeki Grendel) korumaya çalışan Sir Gawain, dişi ejderhayı öldürmeye çalışan Wistan(Beowulf), kayıkçı (Yunan mitolojisindeki Kharon), Kral Arthur’un verdiği sözün (masum çocuklar ve kadınlar öldürülmeyecek) tutulmaması, dişi ejderhanın nefesinin sis perdesi gibi ülkeyi kaplaması vs gibi alegorik unsurlar “Gömülü Dev”e bir tür efsanevi özellik de kazandırıyor.

Yazarın kurmacasını aktarırken kullandığı fantastik ve alegorik unsurlar okuru hikayenin içine alarak okuma serüveninin akıcılığını sağlamakta. Ama satırların alt katmanlarına inebilmek için biraz Kral Arthur dönemine ve Beowulf efsanesine aşina olmak da umulmadık yeni okumalara yol açacaktır. Yine romana dönecek olursak, roman bittiğinde, günümüz dünyasının değişkenliğinin ve karmaşasının yorduğu okurun zihninde bir dizi soru tartışmaya açılmış oluyor:

“Unutmak bazen işe yarar mı?”

“Geçmişi unutmak, geleceğin inşasında yararlı olur mu?”

“Korkunun ecele faydası var mı?”

“Hata, söz konusuysa unutmak mı hatırlamak mı?”

“Savaşlar unutulmalı mı?”

“Düşmanlar hatırlanmalı mı?”

“Sevgi affetmeyi kolaylaştırır mı?”

“Verilen sözler her ne pahasına olursa olsun tutulmalı mı?”

“Sonucu ne olursa olsun onurlu ve dürüst olmaktan vazgeçmemeli mi?” vb …

Sizi çok sevdiğim “Gömülü Dev” ve yukarıdaki ve benzeri sorularla baş başa bırakıyorum.

Ayşe Zeliha Yılmaz


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: