Kendime bugün yeniden sordum:
Neden yürüyorum?
Üstelik neden her gün, neredeyse aynı saatte, aynı ritimle?
Bir alışkanlık mı bu, yoksa bilinçli bir kaçış mı?
Cevap içimden çok tanıdık bir yerden geldi:
Yürümek, kendime dönmenin tek mümkün yolu gibi.
“Yürümek, sadece yürümek değildir.” – Nietzsche
Nietzsche, “yalnızca yürürken akla gelen fikirler gerçekten değerlidir” der.
Yürüyüş, onun için bir düşünce biçimidir. Bir tür içsel devinim, özgürlük eylemi.
“Tüm büyük düşünceler, yürürken doğar.” — Nietzsche
Ve evet, ben de fark ettim ki; ben otururken zihnim dağınık, ama yürürken berrak.
Yürüyüşüm, dış dünyaya değil, iç dünyama açılıyor.
Oruç Aruoba, yürümeyi varoluşsal bir deneyim olarak görür.
“Sahici yürüme, yol açmadır. Yürünmemiş yol, yol değildir.”
Benim de yürürken vardığım yerler çoğu zaman bir adres değil, bir hâl oluyor.
Bazen bir düşünceye varıyorum, bazen bir duygunun kıyısında duruyorum. Ama en çok da kendime yaklaşıyorum.
“Kendi yönünü bulamayan kişi için “yol” yoktur. – bir sürüklenmedir bütün “yürüme”si.
Yola bir kez çıkmış kişi, dursa bile artık, hep, yolda kalacaktır.
Yön de yoldur, yer de.”
Bir yönüm olsun diye yürüyorum belki, ama her adımda biraz daha yerimi arıyorum aslında.
“Yürümek Spor Değildir!” – Frederic Gros
Frederic Gros, Yürümenin Felsefesi kitabında şöyle diyor:
“Yürümek, sahip olduğun her şeyden geçici olarak vazgeçmektir.”
Ben de yürürken, zamanın baskısından, sorumluluklardan, ekrandan, sessizce uzaklaşıyorum.
“Yürüyen kişi, dünyayı düşünmez, dünyada olur.”
Yürürken artık “hakkında düşündüğüm bir hayat” değil, “içinde olduğum bir an” var.
Ve o anda, ben kendimin en saf hâliyim.
Yürümek, Zihnimin İhtiyacı
“Düşünceler yürürken daha özgürdür; çünkü beden yavaşladığında, zihin hızlanır.” — Frederic Gros
İşte bu yüzden, yazamıyorsam yürüyorum. Çünkü kelimeler yürürken yetişiyor bana. Adımlarımın arasında bir fikir büyüyor, bir paragraf oluşuyor, bir soru yankılanıyor.
Ritüelin Gücü
Her gün aynı saatte yürümemin bir nedeni var. Bu, kendimle yaptığım görünmez bir anlaşma. Yürümenin felsefesi kitabının yazarı Frederic Gros
“Yürümenin zamanı yoktur, ama bir zamanı olabilir” der.
Benim zamanım tam da o saat. Ve her gün o anda, hayatın gürültüsünü dışarıda bırakıp
kendi içime doğru yürüyorum.
Yol Benim, Yer Benim
“Yeri yalnız kendi yeri, yolu yalnız kendi yolu olan kişi, ne yerinde ne yolunda başka kişilere rastlamayacaktır.” — Oruç Aruoba
Yürüdüğüm yol, haritada olmayan bir çizgi.
Başkasının adımlarına değil, kendi iç sesime göre çizilmiş.
Bu yüzden yalnızım bazen ama hiçbir zaman yapayalnız değilim.
Çünkü içimde bana eşlik eden biri hep var: Ben.
Ben de tam olarak bunu yapıyorum. Yol olmayan yerden yürüyorum. Çünkü kendi izimi sürmek istiyorum. Kendi yolumda düşünmek, hissetmek, yazmak istiyorum.
Ve Kendime Dönerek Diyorum Ki:
Ben neden yürüyorum? Çünkü;
- Zamanı hissetmek için, acele etmeden.
- Düşüncelerim düğümlendiğinde, çözülmeleri için.
- Yazamadığımda, kelimelerin bana yetişmesi için.
- İç sesimi daha net duyabilmek için.
- Doğanın ritmini yakalamak için.
- Sabahın serinliğini tenimde duymak için.
- Aynı sokaktan geçip başka bir benle tanışmak için.
- Kalbimi dinlemek için.
- İçimdeki sessizliğe alan açmak için.
- Duygularımı yürütmek için.
- Anılarla barışmak için.
- Yorulmadan önce yavaşlamak için.
- Telaşsızca düşünebilmek için.
- Hayatın akışına karışmak için.
- Rüzgârın hangi yöne estiğini anlamak için.
- Doğru sorulara varmak için.
- Yanlış cevapları geride bırakmak için.
- Kalbimi hafifletmek için.
- İçimdeki ağırlıkları dışarı bırakmak için.
- Kendi ritmime dönmek için.
- Başkalarının gürültüsünden uzaklaşmak için.
- Gökyüzüne başımı kaldırabilmek için.
- Yaşamın ayrıntılarını okumak için.
- Her adımda kendimi biraz daha duyuyorum.
- Kelimeler, yürürken daha az korkuyor benden.
- Düşüncem ancak hareket hâlindeyken bana yaklaşıyor.
Yürürken ben, düşüncenin ve duygunun aynı anda aktığı bir ırmak gibi oluyorum.
Ve her yürüyüş, içimde yeni bir yer açıyor: Benim yerim.
























