Kendini Ne Kadar Açık İfade Ediyorsun?

Hayatın içinde çoğu zaman bir şeyleri açıkça söylemek yerine, karşımızdakinin bizi anlamasını umut ediyoruz. “Bakışlarımdan anlasın”, “Bu cümleyi kurduysam zaten fark etmiştir”, “Beni tanıyorsa bilir”

Bu cümleler tanıdık geliyor mu? Çoğu insan iletişim kurarken duygularını doğrudan ifade etmek yerine ima etmeyi, sezdirerek anlatmayı tercih ediyor. Ancak burada fark edilmesi gereken kritik bir şey var: Karşımızdaki kişi, biz söylemeden anlayamayabilir.

Zihin Okuyuculuğu Beklentisi: Gerçekçi mi?

İnsan zihni, özellikle duygusal durumlarda tahmin gücünü kullanır ama kesin bilgiyle hareket etmez. Beklentimiz yüksek, ama temelde gerçek dışı olabilir. Kimse bizim zihnimizi okuyamaz. Bu, bir yakınlık göstergesi ya da sevginin kanıtı değil. Aksine, açık iletişim kuramamanın bir sonucu. Kendimizi ne kadar net ifade edersek, ilişkilerimizdeki yanlış anlaşılmalar da o kadar azalır.

Günlük iletişimde sıkça rastlanan bir durum var: İnsanlar anlatmadan anlaşılmak istiyor. Söylemeden duyulmak, ifade etmeden fark edilmek, kelimesiz yakınlık kurmak istiyoruz. Elbette bu ihtiyaç, insanın derinlerdeki anlaşılma arzusundan besleniyor. Ancak çoğu zaman bu beklenti, iletişimin önünde duran görünmez bir duvara dönüşüyor.

Bir danışanımın şu cümlesi bu durumu çok iyi özetliyordu: “Benim kırıldığımı anlaması gerekmez mi? Yüzüme baksa, ses tonumu duysa… Anlardı!” Oysa karşısındaki kişi, bu kırgınlığı ne yüz ifadesinden ne sessizlikten çıkarabilmişti. Çünkü bizler zihin okuyucu değiliz. Anlamak çoğu zaman sadece hissetmekle değil, anlatılanı açıkça duymakla mümkün olur.

İma Etmek Yerine İfade Etmek

İletişimde sıkça başvurduğumuz ama çoğu zaman bizi yanıltan bir yöntem var: İma etmek. Dolaylı konuşmalar, üstü kapalı cümleler, “o anlasın” beklentisiyle sarf edilen sözler… Kültürümüz bu tarz iletişimi sıkça besliyor ama sonuçları çoğu zaman hüsranla bitiyor. Çünkü açıkça konuşulmayan her duygu, yanlış anlaşılmaya veya hiç anlaşılmamaya mahkûm kalıyor.

“Beni tanıyorsa bilir” düşüncesiyle geri çekilmek, ilişkiyi korumaz, aksine zamanla hayal kırıklığını büyütür. Bu yüzden kendimize şu soruyu sormakta fayda var: Gerçekten söyledim mi, yoksa sadece hissettirdim mi?

Açık İletişimin Gücü

Açık iletişim, her düşündüğünü filtresiz söylemek değildir. Aksine, duygu ve düşüncelerini saygı ve açıklıkla, karşındakini incitmeden paylaşabilmektir. Birlikte yürüttüğümüz bir ekip çalışmasında, ekip lideri haftalarca içine attığı duygularla sessiz kalmıştı. Sonunda bir gün patladı. Gerginlik büyüdü, ekip dağıldı. Oysa başta şöyle deseydi: “Yoğunluktan çok yoruldum. Sizden biraz daha destek almak istiyorum.” Her şey çok daha kolay olabilirdi. Açık iletişim, hem ilişkilerdeki güveni artırır hem de insanların birbirine yaklaşmasını sağlar.

Neden Konuşamıyoruz?

Kendimizi açıkça ifade etmek çoğu zaman kolay değildir. Çünkü çoğumuz reddedilmekten, yargılanmaktan, yanlış anlaşılmaktan korkarız. Bazen de içimizdeki duyguları kelimeye dökmekte zorlanırız; çünkü ne hissettiğimizi bile tam olarak anlayamamış olabiliriz. Ama ifade edilemeyen her duygu içimizde birikir, yük olur. Oysa dışa vurulan duygu, bir bağın temelini atar.

Anlaşılmak İçin Ne Gerekir?

Kendini ifade etmek bir beceridir. Ve bu beceri, zamanla öğrenilir, gelişir. İlk adım ise farkındalıktır. Duygularımı ve ihtiyaçlarımı açıkça dile getiriyor muyum? Yoksa karşımdakine, onun anlaması gerektiğini ima eden bir yük mü yüklüyorum?

Basit bir egzersiz öneriyorum: Bugün sadece bir kişiye, net ve sade bir cümleyle duygunu ifade et. Mesela: “Bugün kendimi yorgun hissediyorum, biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var.” Ya da “Bu yaptığın beni mutlu etti, teşekkür ederim.” Bu küçük cümleler, ilişkilerde büyük değişimlerin başlangıcı olabilir.

Açık İfade Etmek Neden Bu Kadar Zor?

Kendimizi açıkça ifade etmek çoğumuz için kolay değildir. Bunun nedenleri çocukluk deneyimlerimizde, öğrendiğimiz kalıplarda, çevremizin iletişim kültüründe saklı olabilir. “Susmak erdemdir” diye büyütüldüysek, bir şey söylemeden karşı tarafın bizi anlamasını bekleriz. Veya duygularımızı açıkça ifade ettiğimizde başkalarını kırmaktan korkarız. Belki de bir zamanlar söylediklerimiz duyulmamış ya da küçümsenmişse, zamanla içimize kapanmışızdır.

Ancak içimizde kalan her söz, aslında bir bağ kurma fırsatının kaçırılmasıdır. Açıkça ifade etmek, karşımızdaki kişiye saygı göstermektir. Ona, “Seninle dürüstçe, net bir bağ kurmak istiyorum” demektir. Hem kendimize hem ilişkimize değer vermektir.

Bir Danışan Hikâyesi: “Anlamalıydı”

Bireysel çalışmalarımda ve eğitimlerimde sıkça karşılaştığım bir durumdur: Kişi, karşısındakinin kendisini anlamadığından yakınır. Geçtiğimiz aylarda bir danışanım, iş arkadaşının ona destek olmadığını söylüyordu. “Ama ben söyledim ki, biraz yoruldum” diyordu. Sorduğumda, aslında sadece “Yoğunum bu aralar” demiş. Bir destek talebi yok, açık bir ifade yok. Beklentisi şuydu: “Beni tanıyor, zaten yardım etmesi gerekirdi.” Bu örnek, çoğu ilişkide yaşanan anlaşılmama probleminin özeti. Anlatılmayan bir duygu, sadece bir siteme dönüşür. Ve bu sitem zamanla ilişkiyi zedeler.

Bir Çiftin Sessizliği: Saygı mı, Uzaklık mı?

İlişkilerde İletişim seminerimde paylaştığım bir başka örnek de evli bir çiftin arasında geçen şu diyalogdu: Kadın, akşam yemeklerinde eşinin sessizliğinden şikâyetçiydi. “Hiç konuşmuyor, beni umursamıyor gibi hissediyorum” diyordu. Eşi ise şöyle yanıt verdi: “Yorgun olduğumu görünce bana zaman tanıdığını sanıyordum. Sessizliğin senin için bu kadar kırıcı olduğunu bilmiyordum.”

Bir başka örnek de şöyleydi: Kadın, eşine “Beni artık sevmediğini düşünüyorum” demişti. Eşi şaşkınlıkla sormuştu: “Bunu neden söylüyorsun?” Kadının cevabı ise çok tanıdık bir sitemdi: “Çünkü artık gün içinde beni aramıyorsun. Önceden mesaj atardın, şimdi hiçbir şey yok.”

Adamın yanıtı ise farklı bir pencereden bakıyordu: “Artık seni rahat bırakmam gerektiğini düşündüm. Zaten yoğun olduğunu söylüyorsun. Bu yüzden seni bunaltmamak için geri çekildim.”

İşte taraflar kendi dünyasında iyi niyetle hareket etmişti ama iletişim kurulmadığı için her biri farklı bir anlam çıkarmıştı. Kadın, eşinin sessizliğini ilgisizlik olarak yorumlarken; adam, o sessizliği alan tanımak, saygı göstermek olarak görmüştü.

İlişkilerde bu tür kopuşlar, çoğu zaman kötü niyetten değil, konuşulmamış niyetlerden doğar. Bu nedenle sessizlikleri anlamlandırmadan önce konuşmak, niyetleri açıkça ifade etmek gerekir. Aksi halde herkes kendi yorumuyla yaşar, fakat kimse gerçek duyguyu öğrenemez.

Bu tür örnekler bize gösteriyor ki, karşımızdakinin niyetini tahmin etmek yerine onunla konuşmayı, hissettiklerimizi söylemeyi, anlamaya çalışmayı seçmeliyiz. Çünkü çoğu yanlış anlaşılma kötü niyetle değil, eksik bilgiyle olur.

Aile İçi İletişim: Sessizlikle Yalnızlık Arasında

İlişkilerde iletişim sadece çiftler arasında değil, aile içi bağlarda da belirleyicidir. Özellikle anne-baba-çocuk arasında geçen iletişim şekli, bireyin hem özgüvenini hem ifade becerisini şekillendirir. Seminerlerimde sıkça paylaştığım bir örnek var. Genç bir lise öğrencisi, ailesinin onu hiç anlamadığından yakınıyordu. “Ders çalışıyorum ama sürekli daha fazlası isteniyor. Hiç ‘nasılsın, zorlanıyor musun?’ diyen yok” diyordu. Babasına aynı durum sorulduğunda şu yanıtı vermişti: “Ona güveniyorum, o yüzden daha az konuşuyorum. Onunla uğraşmak değil, arkasında durmak istiyorum.” Annesi ise “Her gün okul nasıl gidiyor? Bugün neler oldu?” diye soruyorum, cevap alamıyorum demişti.

Bu örnekte de her taraf kendi içinde haklıydı. Baba, geri çekilerek destek olduğunu sanıyordu. Çocuk ise bu sessizliği beklenti ve baskı olarak algılıyordu. Anne ise ilgisini sadece okul üzerinden göstererek ilgilendiğini düşünüyordu. Anlamaya çalışmadan, açıkça konuşmadan yapılan her yorum, karşı tarafa bambaşka bir duygu olarak yansıyabilir. Özellikle çocuklar, yetişkinlerin sessizliğini çoğu zaman olumsuz yorumlar. Oysa bir cümleyle bile çok şey değişebilir:
“Yanındayım, senin neye ihtiyacın olduğunu merak ediyorum.”

Çocukların duyulmaya ihtiyacı vardır. Ama onlar çoğu zaman doğrudan “bana destek ol” demez. Tıpkı yetişkinlerin yaptığı gibi, ima eder, geri çekilir, bazen sessizleşir. İşte bu noktada ebeveyn olarak yapmamız gereken, onun ifadesine alan açmak ve açık bir bağ kurmak için ilk adımı atmaktır. Çünkü ilişkilerde açık iletişim, sadece sorunu çözmez, aynı zamanda güveni büyütür.

Açık İletişimin Yaratacağı Dönüşüm

Açık iletişim kurmak, sadece duygularımızı değil, sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı ve beklentilerimizi de görünür kılar. İfade ettiğimiz şey duyulduğunda hem karşılıklı güven artar, hem de ilişkiler güçlenir. Açık konuşmak, kırıcı olmak anlamına gelmez. Saygıyla, duyguların sorumluluğunu alarak konuşmak; “sen yüzünden” değil, “ben böyle hissediyorum” diyerek anlatmak mümkündür.

İş hayatında, arkadaşlıkta, aile içinde, hatta en yakın ilişkilerde bile ifade edilen ile edilenin altında kalanın aynı olup olmadığını sorgulamak gerekir.

Her gün kendimize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir:

Kendine Sorular

  • Karşımdakinin beni anlamasını beklediğim durumlar neler?
  • Hangi duygularımı söylemek yerine içime atıyorum?
  • Açıkça konuşsaydım, o ilişkide ne değişirdi?

Uygulama Önerisi

Her gün sonunda küçük bir iletişim günlüğü tut. Bugün hangi duygu ya da düşünceni ifade ettin? Hangisini bastırdın? Bu basit alışkanlık, zamanla ifade becerilerini artırır.

Kitap Önerisi

Dört Anlaşma, Don Miguel Ruiz, … ÖTESİ

“Hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum. Sizin bakış açınız, sizin dünyanızı yansıtır. Siz kendinizle uğraşırsınız, benimle değil. İnanç sisteminiz doğrultusunda oluşturduğunuz fikirleriniz, daima kendinizle ilgilidir, benimle değil.”

Şiddetsiz İletişim, Marshall B. Rosenberg, REMZİ KİTABEVİ

“Dünyada görmeyi arzu ettiğimiz değişimin kendisi olmazsak, değişim hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Hepimiz maalesef hep önce diğer kişinin değişmesini bekleriz. Eğer kendimizi değiştirebilirsek dünyayı da değiştirebiliriz; kendimizi değiştirmek, dilimizi ve iletişim yöntemlerimizi değiştirmekle başlar.

Yasemin Sungur

Önceki İçerikBen Neden Yürüyorum?
Sonraki İçerikKendi Ritmini Bulmak
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...