Tunç Kılınç ve Sıfır

0

Üstü üç taşlı taç saplı üç tunç tası çaldıran mı çabuk çıldırır, yoksa iç içe yüz ton saç kaplı çanı kaldıran mı çabuk çıldırır?

İlk okumada zor oluyor değil mi? Evet bende de öyle oldu.  İlk beş okumadan sonra kelimelerin anlamları ortaya çıktı,  oturmaya başladı. Sonraki okumalarda yavaş yavaş hız kazandım. Şimdi bir nefeste sonuna kadar hatasız okuyabiliyorum.  Amaç daha da hızlanıp bu cümleyi bir nefeste birden çok kere okuyabilmek!

Sıfır

Bir günüm diğeriyle aynı olunca bugün günlerden ne? Hangi aydayım hangi mevsimdeyim ne önemi var?  Her sabah aynı güne uyanıyorum nasılsa, önemli olan ne kadar hızlı olduğum.

İşte hayatımız da aynen böyle.  Hızlı, hem de her şeyi aynı anda yapabilme becerisini kazanarak daha da hızlanıyor. Zaman hızla akıyor oysa birde biz onu daha da hızlandırmaya çalışıyoruz.

Bu hız tutkusu bir gün bizi öldürecek. İbre çıktı bir kere 120’ye iner mi 50’ye?

Camdan bakarken her şeyi silik, soluk görüyorum, renksiz kokusuz. Biraz yavaşlasam hangi yolda olduğumu görebileceğim. Çevremdeki çiçeklerin kokusunu almak, renklerini seçebilmek, üzerindeki uğur böceğini, arıyı keşfetmek güzel olabilir.

Hızlanırken neleri ıskaladığımızı ya da ezip geçtiğimizi fark etmiyoruz bile. Amaç gerçekten de daha da hızlanıp bu cümleyi bir nefeste birden çok kere okuyabilmek mi dersiniz?

Ya sonra?

Hızlandık birçok beceriyi kazanmak için. Bir yandan da hırslandık. Kim daha çok para kazanıyor. Kimin arabası evi, yazlığı yatı, katı, pırlantaları, hanı, hamamı, uçağı, jeti, şatosu var? Bizim neyimiz eksik?

Peki ya bu hız tutkusu içinde biz yükselirken yanımızdakiler, kalbimizin sesini dinleyerek, bizimle gülüp bizimle ağlayanlar mı?

Yoksa ilk tökezlemede sendelerken bir tekme savurup yerimize geçmeye çalışanlar mı?  Ya da arkamızdan gülecek olanlar mı?

Kendi değerlerimizi arttırmak için sahip olduğumuz eşyaları, parayı, mevkii hesaplar olduk. Gerçek değerleri unuttuk. Artık eminim, birbirimizin tabağında gözümüz var.

Hayatta yol alırken seçimler yaparız, kimi zaman doğru kimi zaman yanlış. Neye ve kime göre doğru veya yanlış orası tartışılır. Yine de seçimlerimizi yaşarız.

Bize dağıtılan kartları değiştiremiyoruz, bu doğru. Ancak eli oynama şeklinin bizim seçimimiz olduğunu unutmamak gerek. İnsanlar problemlerin şikâyeti için harcadığı enerjinin onda birini o problemi çözmeye harcarsa, işlerin ne kadar düzeldiğini görüp hayret edecekler. Şikâyet etmek bir strateji olarak zaten işe yaramıyor. Herkesin sınırlı zamanı ve enerjisi var. Sızlanmakla geçen her saniye, insanı hedeften uzaklaştırırken mutsuz da ediyor.”

Ben o taşlı, tunçlu, taslı olan cümleyi sakin sakin, her kelimeyi içime sindirerek de okuyabilirim. Tadını çıkararak, tıpkı hayatın her anından, büyük keyif aldığım, her sabah başka bir güne uyandığım gibi…

Güne bezgin, gergin veya kızgın mı başlayacaksın, yoksa mutlu mu? İşte o her sabah bunu hatırlatıyor insanlara. Yaşadıklarımızın aslında kendi seçimlerimiz olduğunu ve birbirlerini sevmeyi öğrenen insanların çoğaldığı toplumlarda savaşın, kavganın, tecavüzün olmayacağını.”

Evet, bu cümleleri okurken – bir tek bunu değil aslında- kitabın başından sonuna içinde yaşayarak okudum SIFIR’ı.

Kendi iç yolculuğumda bana yeni bakış açıları kazandırdı.

Tunç Kılınç’ın kendi yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı SIFIR, bir arayışın öyküsü, hayata dair bir yorum. Hız kesmek ve camdan dışarı seyretmek için bir fırsat…

 “Hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin, insanı! Buna da kendini sevmekle başlayabilirsin.”

29 Mart Salı günü Yasemin Sungur’un Kitap ile Sohbet’te konuğu Tunç Kılınç konuk oluyor. Bekleriz.

tunç kılınç kis

Sıfır hızda

Sevgiyle Kalın

SIFIR

Yazar: Tunç Kılınç

Yayınevi: Destek Yayınları

Sayfa sayısı: 253


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBarış İçin İnadına Edebiyat!
Sonraki İçerikÜnlü Fütürist Michio Kaku Eğitim Sisteminin Geleceğini Değerlendirecek
Huma Oktay
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here