Ustasız Bir Usta: Atıf Yılmaz

Ataşehir Belediyesi bu yıl çok başarılı etkinliklere imza atıyor. 20 Kasım günü Pazar sohbetleri kapsamında ölümünün 10.yılında Türk Sineması’nın usta yönetmenlerinden Atıf Yılmaz’ı anma etkinliği düzenlendi. Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen etkinliğin konukları ise sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, oyuncu Deniz Türkali ve Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray’dı.

Atilla Dorsay, Atıf Yılmaz’ın gönüllere taht kurmuş, unutulmaz filmlerinden bahsederken setini bir kez ziyaret etmiş olmasına rağmen titizlikle çalışan, her şeyin kontrol atında olduğunu hissettiren bir disiplin ile filmlerini yönettiğini söyledi.  

Dorsay, Atıf Yılmaz’ın işe ressamlıkla başladığını hatırlatarak “Ressamlığın filmlerine estetik ve güzellik katmada faydası olmuştur, bu yönü ile de tanımak lazımdır” dedi.

ustasiz-bir-usta-atif-yilmaz

Hayat arkadaşı oyuncu Deniz Türkali Atıf Yılmaz’ı anlatırken ona olan özlemi her cümlesinden belli oluyordu.  “79 yaşında genç öldü. O hep gençti” dedi. Yılmaz’ı mizah duygusu çok gelişmiş, disiplinli ve çalışkan bir yönetmen olarak ifade ederken “Saat kaçta eve gelirse gelsin bir gün sonraki çekimin çalışmalarını, krokisini geceden hazırlar ve ertesi gün hiç aksamadan çekimler yapılırdı. Çekim günü mekâna bakıp ilham beklemezdi” dedi.

 “80 darbesi sonrası feminizm konusunda çektiği filmler ile ilk hareketi Atıf Yılmaz yapmıştır” diyen Türkali onun toplumsal sorunlara, olaylara hep duyarlı olduğunu belirtti.

Son sözü Türk Sineması’nın sultanı Türkan Şoray aldı. Atıf Yılmaz dönemi yapılan filmlerin Türk Sineması’nı var eden çok önemli, çok değerli filmler olduğunu ve bugün o miras üzerine Türk Sineması’nın devam ettiğini belirten Şoray Atıf Yılmaz’ın yönetmenliği ve oyuncu-yönetmen ilişkilerine dair şunları söyledi;

 “220 film çektim ve birçok yönetmenle çalıştım. Atıf Yılmaz işini bilen, planlaması güçlü, anlatım dili akıcı ve güzel, yönetmenliğine hayranlık duyduğum bir yönetmendi. Kendisi ile çok özel bir ilişkimiz vardı. Özel hayatımızdaki dostluğumuz sebebiyle sette birbirimizi kızdırsak ta, kavga da etsek çekim bitince sarılarak ayrılırdık.

Kadınlara çok değer verirdi. Feminizm konuşulduğu, tartışıldı 80’lerde en çok destekleyen Atıf Yılmaz’dı. Kadına verdiği değer sinemasına da yansıdı. Ülkemizdeki bir sorunu anlatırken kadınlar üzerinden anlattı.”        

Atıf Yılmaz ile çektiği filmlerin bu kadar başarılı olmasını birbirlerini çok iyi tanımaktan ve uyumdan kaynaklandığını söyleyen Şoray, “Eğer biz seviliyorsak başta yönetmenler olmak üzere tüm set çalışanları sayesindedir. Atıf Yılmaz’ın nezdinde onlara şükranlarımı sunuyorum” dedi.

Sultan’ın fanları bu sohbette kendisini yalnız bırakmamışlar. 40 yıldır Türkan Şoray’ı takipte olan bir fanı sultan için “Türkan Şoray sevmek farklı bir şey” diyerek hayranlığını ve sevgisini belirtti.

atasehir-belediyesi-atif-yilmaz

Deniz Türkali ile Türkan Şoray arasındaki çok özel dostluk ta sohbet süresince hissediliyordu.

En çok hangi dönemde Türk Sineması sansür ile karşı karşıya kaldı? sorusuna Atilla Dorsay:

“Türk Sineması ve sansür ayrılmaz iki kelime. 50’lerden itibaren sinemamızın canlandığı dönemde baskı başlıyor. 60’larda patlak veriyor. İlk defa politik filmlerin yapıldığı bir dönemde de sansürler beraberinde geliyor. Bitmeyen Yol, Metin Erksan filmleri (ters, zıt fikirleri olduğu için) Susuz Yaz buna örnek verilebilir. Bugüne geldiğimizde sansürün artık bir anlamı kalmadı. Sosyal medya ile herkes her şeyi paylaşabiliyor artık. 80 ihtilali sonrası ve bugün de en büyük sorun Otosansür. Daha yaratım aşamasında sansürleme ile karşı karşıyayız.”

Toplumcu sinemanın bugün yeterince olmaması görüşüne halkın apolitik olmasına bağlayan Dorsay yine de sinemanın toplum düzeyinde her zaman var olduğuna ve olacağına inandığını belirtti.

Etkinlik, Selvi Boylum Al Yazmalım film gösterisi ile sona erdi.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikÇocuk Yetiştirmekte Ezber Bozacak Bir Kaynak: Beni Ödülle Cezalandırma
Sonraki İçerikKadın Erkek İlişkilerine ve Aileye Dair
Alev Türkkan
Hayat seçimlerimizden ibaret… Ben de 2014 yılında 18 yıldır sürdürdüğüm kurumsal iş hayatımı bırakmayı seçtim. Kendimi en iyi hissettiğim yer olan doğanın içinde, bir denizin kenarında en keyifli anlarım olan kitap okumakla geçirmeye başladığım yeni yaşamıma böylece geçmiş oldum. Kendimi bildim bileli içimde taşıdığım öğrenci ruhu beni hiç terk etmedi. Okumaya ve öğrenmeye aşık biri olarak öğrendiklerimi paylaşmanın tadını da çok seviyorum. “Hayata ne verirsek hayat bize onu verir” sözüne inanırım ve bu dünyaya gelme amacımı sıklıkla sorgularken aslında tek isteğimin yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan geriye ufak bir iz bırakarak, değer yaratacak bir şeyler yapmış olmak. Şimdi ilgi alanlarıma daha fazla zaman ayırarak ne kadar mümkün tartışılır ama kendimi tanımaya çalışıyorum. Felsefeye olan merakım bana yardımcı oluyor. Doğa yürüyüşlerinde hem kendimi hem doğayı dinliyorum. Sokak hayvanlarına düşkünüm. Onlarla arkadaşlık etmeye, konuşmaya onlardan daha çok ihtiyaç duyuyor olmama şaşırmıyorum. Çünkü var olmanın temeli “paylaşmak”; bilgiyi paylaşmak, sevgiyi paylaşmak, yemeği paylaşmak, mutluluğu, acıyı paylaşmak… kısaca yaşamı paylaşmak. Okumakla ve paylaşmakla kalalım.