Pek Çoğumuz İki Ayrı Hayata Sahibiz…

Direnç, amatör, profesyonel… Bu üç kelime üstünde düşündünüz mü? İşte bu kelimelerin hayatımız için ne ifade ettiği yazıda gizli. Önemli ipuçları bunlar.
Pek çoğumuz iki hayata sahibiz: Biri yaşadığımız, diğeri içimizde saklı tuttuğumuz…

Direnç bu ikisinin ortasında, bize karşı duran, bizi engelleyen gezegenin en ‘’toksik’’ gücüdür.

Bu sözler, son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biri olan, Steven Pressfield’in ‘’Yaratma Savaşı’’ndan.  Tamamiyle katıldığım diğer tespitleri:

Direnç; yoksulluk, hastalık ya da ereksiyon sorununun nede olabileceği mutsuzluktan çok daha güçlü bir mutsuzluk kaynağıdır.

Dirence boyun eğmek, teslim olmak tabiatımızı ve ruhumuzu bozar. Büyüyüp, genişlememizi engeller. Olduğumuz ve olmamız gereken kişiden daha azını gerçekleştirmemize sebep olur.

Direnç şeytani bir güçtür. Dehanın gölgesidir. Mermiden hızlı, lokomotiften güçlü, kokainden daha etkilidir.

Direnç insanların canına okurken, çoğu kişi gözünün önündeki bu musibeti, düşmanı online casino fark etmez, debelenip durur.

Dalai Lama’nın ‘’düşman iyi bir öğretmendir’’ sözünü de hatırlayarak;

– Peki mücadele etmek ve zafer kazanmak için ne yapmalıyız?
sorusunun cevabına geçelim…

Profesyonelleşmek ve bunun ne ifade ettiğini iyi anlamak gerekiyor!

Pressfield dirençle başa çıkmak için amatörlüğü terk edip, profesyonelliğe geçmek gerekir diyor.

Amatör eğlence için, profesyonel ise kazanmak için oynar. Amatörler hafta sonu savaşçısı iken profesyoneller haftanın yedi günü çabalar.

Amatör kelimesi Latince sevmek ‘’amare’’ den türemiş. Amatörler sevgiyle, aşkla yalnızca kendisini çağıranı, yapmak istediğini kovalar. Profesyonel ise o meşguliyetini tüm hayatını adayacak kadar sever ve onu bilinçli seçimle yapar ve para kazanmak için koşar.

Bir profesyonel ise yaptığı işin karşılığında para alsa da her şeyden önce o işi sevdiği için yapar. Yaptığı işi sevmek zorundadır. Başka türlü, özgür iradesiyle o işe tüm hayatını adayamaz.

İngiliz yazar Somerset Maugham’a yazılarını planlı, programlı olarak mı, yoksa ilham gelmesine bağlı olarak mı yazdığını sorarlar. Yanıtı:

-Sadece ilham geldiğinde yazarım. Şanslıyım ki ilham her sabah hiç aksatmadan saat dokuzda geliyor…

Aslında şablonlaşmış,  sloganlaşmış genellemelerin tam tersine; ilham, esinlenme, yaratıcılık tamamen kontrolsüz ve ne zaman geleceği belli olmayan tetikleyiciler değillerdir. Aksine onlar; daha çok başladığınızda, hazır olduğunuzda gelip sizi bulurlar.

Kısacası, erteleme, geciktirme yani direncin zafer kazandığı anlarla başa çıkmak, evrenin o en korkunç toksik gücünü etkisiz kılmak için aslında çok basit ve yalın, tek bir çare var;  başlamak ve yapmak!

Başlamak ve yapmak ise ancak ve ancak meşguliyetimizi sevmemiz, sevdiğimizi, seveceğimizi bulmamızla mümkün…

Neymiş; sevmeden olmaz, direnç sevgiden başka bir şeyle kırılmaz!


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: