Okurun Gözünden: Edebiyatımızda Ekoloji

Hint asıllı Çevre Bilimci Vandana Shiva, ‘Yeryüzü Demokrasisi’ kitabında, ‘Biz bunu biliriz: Yeryüzü insana değil, insan yeryüzüne aittir,’ demiştir. Oysa insan, doğayı onun efendisiymiş gibi kendisine hizmetkâr etmekten geri durmamaktadır. Yaklaşık bir buçuk yıl önce, tüm dünyayı etkisi altına alan virüs, sokakta bir tek insan bırakmayacak şekilde hızla yayılmıştı. Çok değil, evlere kapandıktan bir ay içinde, balık olmayan nehirler balıkla, çiçeği olmayan tarlalar bitkiyle dolmaya başladı. Ekranlarımızda bu manzaraları gördükçe içimiz açıldı ve doğanın değerini bir kez daha anladık. Eski normalimize kavuştuğumuz zamanlarda daha dikkatli olacağımıza söz verdik. Diğer yandan da, ev içindeki elektronik aletlere ve internetteki işlerimize dönerek bol bol karbon ayak izi bırakmayı ihmal etmedik. Onlarca yıldır ülkenin pek çok yeşil alanına ‘şehirleşme’ adı altında beton döktük. Altında olanın üstündekinden daha değerli olduğunu iddia ettiğimiz taş ve madenlere ulaşmak için ormanları yok ettik. Medeniyeti sadece sanayileşme ile özdeşleştirerek, fabrikaların atıklarını denetimsizce denizlere döktük. Doğa ise cevap olarak, sıcaklığı arttırarak, salgın hastalıkları peşi sıra yayarak, farklı canlı türlerini yavaşça yok ederek ve en son denize bağlanan ağızlardan çirkin bir salya akıtarak bize ‘Dur!’ demeye başladı.  Doğa bize bu cevapları vermezden önce, çevre bilimciler, çevre aktivistleri ve çevre konusunda duyarlı sanatçılar sürekli olarak toplumu bilinçlendirme tarafında oldular. Son dönemlerde artan sorunlar nedeniyle bu çalışmalar daha da ivme kazanmış durumda. Sanatın pek çok alanında çevre konusunda farkındalık çalışmaları yapılırken,  Türk Edebiyatı’nda da bu anlamda değerli eserler verilmeye başlandı.

Son on yıl içinde edebiyatımızda, kendi edebi üsluplarının zenginliği içinde, ülkemizin çevre sorunlarına değinen kitaplar arasında, üç kadın yazarımızın romanları oldukça etkileyicidir.

Çevre bilimci, çevre ve hayvan hakları aktivisti bir yazar olan Buket Uzuner’in, 2012 yılından itibaren ‘Tabiat Dörtlemesi’ adı altında romanları yayımlanmaya başlamıştır. Serinin ilk romanı Su, sırasıyla Topak ve Hava, şimdilerde basımı merakla beklenen Ateş dörtlemeye ait romanlardır. Romanın baş kahramanı, çevre aktivisti ve gazeteci Defne Kaman’ın maceralarını içeren kitapların her birinde, ülkemizde yaşadığımız farklı ekolojik sorunlara değinirken, kültürel değerlerimizdeki özü tekrar hatırlatmayı ihmal etmiyor. Dokuz yıllık maceramızın bitmesini, hele ki Umay Nine ile hiç ayrılmayı istemesem de, yakın bir tarihte serinin son romanı Ateş’i okumayı merakla bekliyorum.

‘Sevgili Arsız Ölüm’ adlı kitabıyla edebiyatımıza büyülü gerçeklik akımını kazandıran Latife Tekin; ilk basılan romanı ‘Berci Kristin Çöp Masalları’ ile, 80’li yıllarda ivme kazanan çarpık kentleşme ve kontrolsüz sanayileşmeyi ele almıştır. Yazarın, ekolojik sorunları konu alan son kitapları ise, 2018 yılında aynı anda yayımlanan ‘Manves City’ ve ‘Sürüklenme’ romanlarıdır. Her ikisi beraber okunduğunda bütünlüğü olan, bununla beraber, birbirinden bağımsız okunabilen romanlardır. Kapitalizmin getirdiği hırslı sanayileşme ile, yozlaşan toplumsal ve kültürel değerler Manves City’nin temelini oluşturur. Sürüklenme ise; bu hırs yükü altında yok olan doğanın ve insanın varlığını sürdürmek için tutunma çabasını anlatıyor.

Deniz Gezgin, 2012 yılında Ahraz romanı ile edebiyatımıza dil zenginliği açısından etkileyici bir giriş yapmıştır. Aynı zamanda mitoloji uzmanı olan yazarın, Su, Bitki ve Hayvan Mitosları konusunda da eserleri vardır. Gezgin’in 2017 yılında yayımlanan son romanı Yerkuşağı ile içimize sinen beşeri sökmeye gelmiştir. Yerkuşağı, yaşadığımız ekolojik sorunların, bir çocuk, hayvan ve kuşun yolculuğunu, mitoslarla harmanlayarak bize sunuyor. Bir novellanın içine adeta uzun bir roman derinliği katmıştır.

İçinde bulunduğumuz ekolojik düzen ağırlığımızı kaldıramıyor. Hubert Reeves’ın dediği gibi, ‘Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.’


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikKonuşan hikayeler – Ya zeytin yağ üste çıkmıyor da su alttan alıyorsa?
Sonraki İçerikHangi Pencereden Bakıyorsun Hayata?
Didem Yeşim Pektok
“İşim: İnsan Konu: Le’biderya. Ufuk çizgisiyle arkadaşlığımda ‘İnsan’ a dair en güzel manzarayı mekan edindim. Olumlu fikir üretir, iyi paylaşım yaparım.” Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümleri mezunu Pektok, 1993 yılından beri reklam, satış, bankacılık ve eğitim alanlarında çalışmıştır. Bilişim teknolojileri alanında eğitim veren bir kurumun ortağıdır ve kurumun insan kaynağı, finansman, eğitim koordinasyon birimlerinden sorumlu yöneticisidir. Aynı alanlarda kurumsal eğitimler verir. Kadınların toplum içinde eşit haklara sahip olması için çalışan sosyal sorumluluk platformunun lideridir. 2014 yılından beri Martı Dergisi’nde insan, kadın, çocuk konularında yazar ve okuduğu kitaplarla ilgili okur gözünden yorumlarını paylaşır.