Müze Kent Safranbolu

Lise son sınıfta katıldığım okul gezisiyle belleğimde yer eden bu tarihi ilçenin, zengin kültürel mirasını hâlâ koruyor olmasının hikâyesi, 1975 yılına uzanıyor. O yıl, dünyada ‘Tarihi Mirasın Korunması Yılı’ (World Heritage Year) ilan edilir. Birbirini takip eden üç yıl boyunca da büyük halk katılımıyla yapılan kültür buluşmaları başlar. Safranbolulular, ülkenin dört bir yanından gelen üniversite hocalarını, sanatçıları, politikacıları, yazarları, mimarları, aydınları evlerinde ağırlar. 1994 yılında da Safranbolu, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim, Kültür Organizasyonu) tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınır. Ayrıca 2003’te Rodos’ta yapılan UNESCO Dünya Miras Şehirleri Organizasyonu Dünya Konferansı’nda en iyi korunan 20 kentten biri seçilir. Bu başarısının arkasında halkın sahip çıktığı bir kent mirası bilincinin olduğunu söyleyebiliriz.

Safranbolu’nun Tarihi Evleri

Şehrin tarihi M.Ö.3000’li yıllara uzanıyor. Bilinen en eski adı ‘Dadybra’ değişe değişe ‘Zağfiranbolu’ oluyor. 1940’lı yıllardan itibaren ise şimdiki adı ile anılmaya başlıyor. Şehri üne kavuşturan şey, sayısı iki bini bulan Osmanlı sivil mimarisinin bütün niteliklerini taşıyan evleri. Evler eskiden ‘Şehir’ diye bilinen, kışlık olarak da adlandırılan çarşı kesimi ile  ‘Bağlar’ diye bilinen, yazlık olarak kullanılan kesimde yer alıyor. Evler çoğunlukla tarıma elverişli olmayan vadi kenarlarındaki yamaçlara, çevreye ve komşulara saygılı bir biçimde birbirinin manzarasını ve güneşini kapatmayacak şekilde inşa edilmiş. Ev ve sokak araları, yapılara uyumlu bir şekilde Arnavut kaldırımı şeklinde yapılmış. Taş kaplama yollar sel sularına dayanıklı ve rutubeti en aza indirebilecek nitelikte meyilli formda inşa edilmiş. Safranbolu evleri genelikle 3 katlı, 6-8 odalı, geniş hacimli yapılar. Her odada yüklük adı verilen dolaplar, sergenler (raflar), sedirler ve ocak var. Ahşap yüklüklerin içerisinde yıkanmak için kullanılabilen gusülhaneler (banyolar) bulunuyor. Tavanlar ise ahşap işlemeli. Odaların büyüklüğüne göre sayısı değişen dar ve uzun pencerelerde ‘muşabak’ adı verilen ahşap kafesler ise inanılmaz estetik bir görüntüye sahip. Bazı evlerde yangına karşı koruma ve odaya serinlik vermesi için yapılmış havuzlar çok şaşırtıcı. Alt katlarda taş, üst kartlarda kerpiç ve ahşap yapı hakim. Çatılarda alaturka kiremit kullanılmış. Evin giriş kısmı ‘hayat’ olarak adlandırılmış. Eğer ‘hayat’ taş kaplı ise ‘taşlık’ denmiş. Evin bu bölümünde de havalandırma ve aydınlatma amacıyla yapılmış ‘gliste’ (ahşap kafesler) yer alabiliyor. Bizim de deneyimleme şansını yakaladığımız Safranbolu evinde konaklıyor olmak bence bir ayrıcalık.

Safranbolu’nun Ünlü Bitkisi Safran

Safranbolu’ya ismini veren dünyanın en pahalı baharatı olma özelliğini taşıyan endemik bitki safran çiçeği altın kadar değerli neredeyse. Yetiştirilmesi ve bakımı çok emek isteyen bir bitki türü olması bunun ardında yatan neden. Ben çayını ve pilavını yaparak tüketiyorum. Çifte kavrulmuş fıstıklı, güllü, sakızlı lokumu ise benim en sevdiklerim.  Çok hafif ve boğazı yakmıyor olması Safranbolu lokumunun farkını hemen hissettiriyor. Yörede yetiştirilen çavuş üzümü de şehrin tadılması gereken bir lezzeti. Yöre mutfağından kuyu kebabı, Safranbolu pidesi, cevizli erişte, perohi, makarna (cimcuk), kiren (kızılcık) ve ev baklavası benim tadabildiklerim oldu. Safranlı zerde ve uzun dilme fasülye ise tadamayıp aklımda hala kalan lezzetler.

Suha Arın ve Safranbolu’da Zaman

Bu büyülü, tarihi şehir ile zaman kavramını sorgulamaya başlıyorsunuz. Bunun bir nedeni, Türk belgesel sinemacılığının ustası olarak gösterilen Suha Arın tarafından 1976’da çekilen, 14. Antalya Film Festivali En İyi Kısa Metrajlı Film dalında Altın Portakal Ödülü alan “Safranbolu’da Zaman” belgeseli. Seyrine doyamadığım bu belgeselinin bir kopyasına küçük kızımın okulunun kütüphanesinde ulaştığımda, hazine bulmuşçasına sevindim. Ekibinde yer alan öğrenciler tarafından 42 yıl sonra Safranbolu’nun yeniden filme çekilmesi ise ne kadar sıradışı. Diğer bir neden ise İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797’de yaptırılan, Anadolu’da yapılan ilk saat kulesi özelliğini de taşıyan tarihi saat kulesi. Kare planlı, 12  metre yüksekliğinde kulenin saati, Londra’dan getirilmiş ve hala çalışır durumda.

Safranbolu evlerinin birbirine saygılı bakışını görebildiğimiz Hıdırlık Tepesi’ne ise biz yokuşu çıkarak ulaştık. Eskiden yağmur duası ve Hıdırellez kutlamaları için de kullanılan bu tepe, Köstendil Kaymakamı Hasan Paşa’nın türbesine (1845), Hıdır (Hızır) Paşa’nın mezarı ile Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Dr. Ali Yaver Ataman’ın (1955) anıt mezarına da ev sahipliği yapıyor.

Çarşı içinde yer alan ve Köprülü Mehmet Paşa tarafından yapılan cami ise çok ihtişamlı. Bahçesinde yer alan güneş saati de oldukça etkileyici. İzzet Mehmet Paşa Cami’sinin hemen arkasında yer alan Demirciler Arastası ise yaşayan tek lonca çarşısı. Sıcak, soğuk demir işçiliği halen devam ediyor. Bakır ve kalay işçiliğinin en güzel örneklerini satın alabiliyorsunuz.

Safranbolu Kent Tarihi Müzesi ve Yörük Köyü

Kent Tarihi Müzesi (Eski Hükümet Konağı) ise güneş sarısı rengi ile şehrin tepesinde yer alıyor. 1976 yılında yangın ile harap olduktan sonra 2006’da restore edilmiş. Safranbolu ziyaretimiz sırasında beni en çok etkileyen yer ise müze köy olarak da adlandırabileceğimiz ‘Yörük’ Köyü. Hala bazen gözlerimi kapadığımda kendimi sokaklarında gezerken buluyorum. Köyün girişinde sizi dünyaca ünlü, gururumuz olan muhteşem soprano Leyla Gencer’in heykeli karşılıyor. Burası onun doğduğu köy. Safranbolu’yu özel kılan diğer bir özelliği ise kıymetli sanatçıları ülkemize kazandırmış olması. Ünlü folklor uzmanı Sadi Yaver Ataman, Türk musikisi bestekarı Ahmet Niyazi Şengül, ‘La Diva Turca‘ olarak da anılan muhteşem opera sanatçısı Leyla Gencer, sinemacı Türker İnanoğlu Safranbolu’nun kültür elçileri adeta.

Yörük köyü Osmanlı dönemi klasik üslubunun ev mimarisindeki en güzel örnekleri ile dolu. Evler bitişik nizamda inşa edilmiş ve ana cadde boyunca yapılanmışlar. Evlerinin tümünün kendilerine ait bahçeleri var. Ablam ile o bahçelerden birinde, darabaların (tahta parmaklıklar) içinde,ev baklavasının tadına bakmanın keyfi benim için unutulmazdı. Köyün çamaşırhanesini de gezmeyi atlamadık.

Saklı Cennet, Cinci Han, Kristal Teras, Asmazlar Konağı ve golf arabası ile yaptığımız kısa şehir turumuz detaylarına inemediğim gezimizin diğer kısımları. Günlerce gezseniz tadına ancak varabileceğiniz bir müze kent Safranbolu.

‘Ah bu türküler,

Köy türküleri

Ne düzeni belli,

Ne yazanı…..

Altlarında imza yok, ama içlerinde

Yürek var’

diyen Bedri Rahmi Eyüoğlu’na kulak verip, türkü dinlemeden de dönmeyelim bu büyülü antik şehirden.

Zeynep Ekşi

 

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: