Kendi Hikâyeni Yaz

Her insan kendi hikâyesini yaşıyor. Bazıları doğdukları kentte ölürken, bazıları tercihleri doğrultusunda, şehirden şehire dolaşıp, her gittiği yerde hadi yeniden diyor. Ve bu iki ayrı hayatı yaşamış olanlar, birbirlerini hiç tanımıyor. Çok isteseler bile, birbirlerini anlayıp, ortak bir nokta bulmakta zorlanıyor. Oysa hikâyelerini anlatırken kurdukları cümleler, hikâyelerinde ki rolleri, aslında kim olduklarını ya da ne olmak istediklerini tüm gerçekliği ile ortaya koyuverirken, birbirlerinden ne kadar farklı ama özünde ne kadar aynı olduklarını da gösteriyor.

Kökleşmiş hayatları olanlar, doğdukları kente sıkı sıkıya bağlıdırlar. Babası hatta dedesi bile orada doğmuş, orada yaşamıştır. Kendisi de arada gitmeleri olsa da yine de dönüp hayatını, ailesini o şehirde kurmuştur. Hikâyesini anlatırken şöyle cümleler kurar:

Her sokağında bir anının var olması, ihtiyacın olduğunda, sevdiklerine dostlarına yakın olmak, güven verir insana.  Aynı mekânlara yıllarca gitmiş olmamın samimiyeti vardır ilişkilerde. Yıllardır oturduğun evin bile konuşur seninle, penceresinden kapısından gelen bir ses, ne olduğunu söyleyiverir. Evinin olduğu mahallede, senin çocukluğunu bilen komşuların olur. İşin olduğunda senin yerine gidip çocuğunu okuldan alabilecek kadar güvendiğin. Bir bakışından ya da gülüşünden sende farklı bir şey olduğunu hissedecek yakınlıkta dostların olur. Kaç gece bırakmışsınızdır geride, aynı oda da aynı kanepede, sohbetler, sarılıp ağlamalar, geceyi aydınlatan kahkahalar… Bir gece, senin için kötü gecelerin birinde, çıkarsın balkona, bir of çekersin, yüreğin sıkışır, ağlarsın belki, ama sonra elin telefona gider, gel dersin, gel ihtiyacım var sana, geliverir sevdiklerin. Çok kısa bir sürede hem de yakındırlar çünkü arada dağlar, yollar, denizler yoktur.

Hayat kendi düzeninde o hep bildiği gibi giderken, bir gün, bir şey eksik diye fısıldarsa içinden bir ses, tamamlamak, değişmek, değiştirmek istediğinde. Yıllarca emek emek kurduğu düzen, çember olur sana, içinden çıkmaya cesaret edemediğin. O çok güvenli ve konforlu hayatının sana biçtiği rollerin aslında hiç de sana uygun olmadığını ya da yetmediğini fark edersin. Kendine dönüp, kendini keşfettikçe, kanatların olduğunu ama uçmayı bilmediğini görüverirsin.

Sürekli yer değiştirenlerin ise bağlı oldukları ve tutundukları tek şey vardır. O da kendileri ve gittikleri her yere beraber götürdükleri. Gözlerinde asılı kalmış bir hüzün ile yaşarlar. Sevdiklerinden ve ailesinden uzakta olmanın hasretidir bu. İşte onlar da hikâyelerini anlatırken şöyle cümleler kurarlar:

Yeni bir şehir, yeni bir ev, yine yeniden yeni tanışmalar, yeni arkadaşlıklar, her seferinde değişimin heyecanını hissettirir. Hiç bilmediğin bir şehrin sokaklarında kaybolma lüksünü yaşarken, yeni şeyler öğrenmenin hazzını yaşarsın. Çekirdek ailene yani senin ile birlikte şehir şehir gelen ailene daha bir sıkı sarılırsın. Paylaşımların çoğalır, daha hissederek, hakkını vererek vakit geçirmenin coşkusunu yaşarsın.

Sonra bir gece, çocuğunu uyurken öpmek için yanına gittiğinde, yazı masasında karaladıklarına takılır gözün. “Bugün rehber öğretmen ile görüşmemizde, en yakın arkadaşın kim diye sordu, cevap veremedim. Benim bir sürü okulda, bir sürü şehirde, bir sürü arkadaşım var. Ama en yakın yok işte!”

Yüreğin sızlar, kalbin sıkışır, o kendinden ustaca sakladığın gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalırsın. Özgür olmak, yenin peşinde koşmak, yeniyi dışarda arama tutkun, gün gelir sana kendinden de ne kadar uzağa düştüğün gerçeğini gösteriverir.

Ben bu yazıda, sadece iki farklı hayatın hikâyelerinin ayrıntılarında gezindim. Oysa dünyadaki insan sayısı kadar farklı hayat hikâyesi var. Ama görmenizi ve fark etmenizi istediğim tek bir gerçek var. Kişi ne yaşarsa yaşasın, nerede nasıl bir hayat kurarsa kursun. Gerçek mutluluğu, kendini keşfetmedikçe, ne istediğini, niçin istediğini bilmedikçe, kendini tanımanın o müthiş aydınlığına ulaşmadıkça bulamıyor. Sana biçilmiş rolleri değil, kendi hikâyende, değerlerini besleyen, kim olduğunu gösteren rolleri seçebiliyor olmak kişiyi özgür kılan oluyor. Böylece yaşadığın tüm iyi ve kötü olaylardan bağımsız, sorumluluğunu yalnızca senin üstlendiğin bir hayatın oluyor.

Alfred Adler’in de dediği gibi:

“Kendini tanıma, mutluluğun ilk kanunudur.”

Buket Özbek


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: