2 dönemdir Yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak gönlümü koyduğum Peryön İnsan yönetimi derneğinde, birlikte öğrenmek, bilgiyi paylaşmak adına, yuvarlak masa çalıştayları yapıyoruz. Bir konunun uzmanını davet ediyoruz. Konuğumuz, kendi bilgi ve tecrübesini, katılımcılarımızla paylaşıyor ve daha sonra katılımcılar o konuda kendi deneyimlerini paylaşıyorlar. Böylece hem uzmanından hem de birbirimizden öğreniyoruz.
Eylül ayının konusu israftı. Konuşmacılarımızın sunumu ve paylaşımlardan sonra, birlikte bir #semptemberchallenge’a gönüllü olduk. Eylül ayı boyunca her gün çevre için bir şey yapmaya niyet ettik. Ve bunu İnstagram sayfalarımızdan ve wapp grubumuzdan paylaşıp birbirimize ilham olmaya karar verdik.
Ben de eylül ayı boyunca, çevre için attığım adımları paylaştım. Her gün bir şey yapmak, ya da aslında günün akışında çevreyi ne kadar da düşünmediğimizi fark etmek, çevreye duyarlı, bu konuyu esenlik kavramı içinde anlatmak benim için de çok öğretici oldu.
Yaptıklarım zaten vardı. Atıklarımı ayırırım, geri dönüşüme atarım. Kahve severim, kahve atıklarım ile toprağı beslerim –hatta pandemi başında dergimizde kahve atıkları ile neler yapılır diye bir yazım bile var. Artık kağıt filtre kullanmıyorum. Keten filtre kullanıyorum. Kıyafetlerimi bağışlarım, 2. el kullanırım.
Bir t-shirt için 2700 litre su harcandığını biliyor muydunuz?
Eski kot pantolonunuzu tekstil geri dönüşüm kutusuna atmak minimum çaba gerektiriyor. Tek bir düğmesi ya da fermuarı bile yeniden kullanılabiliyor. Pilleri geri dönüşüme atarım. Mavi kapak bağışlarım, krem deodorant kullanırım. Su ve kahve için hep termosumla dolaşırım. Suyu, elektriği az kullanırım. Toplu taşıma kullanırım. Hele İstanbul’da. Otelde konakladığımda havlu ve çarşaflarımın her gün değişmesini talep etmem.

Bu dönemde plogging yaptım. Yani sabah yürüyüşlerimde çöp topladım. Muslukların ayarına baktırdım. Çok tazyikli kullanmamaya özen gösteriyorum. Sporcu alışkanlığı çok hızlı duş alırım. Kısalttığınız her dakika su tasarrufu demek. Duşa girdiğimde suyun ısınmasını beklerken akan suyu kovada biriktirip daha sonra kullanıyorum. Daha çevreci ambalajlı ürünler kullanmaya çalışıyorum, tabii bulabildiğimce. Kompost yapmayı öğreneceğim. Seneye bahçemizde yetiştirdiğimiz domates, salatalıkların toprağını beslemek için. Minimalleşmeye gitmek için çalışıyorum. Kolay değil, yaşadıkça alıyor insan, aldıkça birikiyor. Vazgeçemiyoruz. Zamanı gelir diyoruz ama gelmiyor. Sadece eşya anlamında değil, mesela bilgisayarımdaki mesajları bile temizlemek, telefonda bilmediğiniz numaraları silmek, galerinizde duran 5 tane aynı fotoğrafın 4 ünü silmek de karbon ayak izinizi düşürüyor. Kitap okumayı, kitaplara dokunmayı çok seviyorum ama artık daha çok elektronik kitap okuyorum. Okuduklarımı, isteyenlere hediye ediyorum tabii hepsinden vazgeçemiyorum hala.
Bu konuda 3 kitap önerim de var:
Muz Ne Kadar Kötüdür? -Mike Berners-Lee
Kendi Toprağınızı Üretin- Diane Miessler
Sıfır Atık Ev – Bea Johnson
Ama hiçbirimiz masum değiliz. Hayata geldiğimiz andan itibaren en çevre dostu ortamda ya da anlayışta bile olsak karbon ayak izimiz mutlaka oluyor. Yine de, üzerime düşen ne varsa yapmaya niyetliyim. Biliyorum bir uçak yolculuğu ile tüm senelik çabam belki eşitleniyor ama en azında dengede kalmaya çalışıyorum. Bazı aksiyonlar çok kolay alışkanlık haline de geliyor. İster bireysel, ister bizim yaptığımız gibi bir grup olarak ya da şirketinizde siz de bir #bugünçevreiçinneyaptım challange’ ı başlatabilirsiniz.
Hem kendimiz hem de gelecek nesiller için ufak adımlar da olsa damlaya göl oluyor.
Ece Süeren Ok






















