80 km Koştum, Hayallerim Değişti

Sesim tamamen kısık, bacaklarım tutmuyor, merdiven inip çıkamıyorum, oturup kalkamıyorum, belimin sağı solu, omuzum yara bere içinde, sırtımın orta yerindeki ağrı nedeniyle bir yere dayanarak oturamıyorum. Sanki koşudan değil, trafik kazasından geliyorum…

Ama hepsine değer!

Tamı tamına 80km koştum. 6 kadın arasında üçüncü oldum. Erkek-kadın karışık sıralamada ise 55 kişi arasında 14.’yüm.

Şirin Mine Kılıç1Kadınların birincisi, dünya şampiyonu ABD’li Amy Sproston, erkeklerin birincisinin (Tanzer Dursun) 1 saat 1 dakika önünde yarışı bitirdi. Bir insanın ilk ultra maratonunda bir dünya şampiyonuyla aynı kürsüyü paylaşmasının şansını, gururunu ve mutluluğunu yaşadım.

Ezik, eksik, korkak ve yetersizim

130km koşanların yanında kendimi epey “ezik, eksik, korkak ve yetersiz” hissetsem de 80km benim için inanılmaz bir rakam. Çünkü belki de hayatımda ilk kez hazırlanmadan bir yarışa girdim. Bir maraton, bir tane 50km ve 3 tane patika yarışı koşarak durumu kurtarmaya çalıştım. O 50km’yi de çantasız koştum. “Çantayla koşmak” ne demek hiçbir fikrim yoktu.

Elbette benim “kendime göre” hazırlıklarım yetmedi ve hazırlıksız olmanın acısı tek tek çıktı. Çantam belimde ve omzumda sürtünme yaptı, çantanın içindeki bir malzeme adeta sırtımın ortasına girdi ve son 30km oramı buramı çekiştirip, Matrix’teki kaşık sahnesi gibi “Aslında acı yok” diyerek finişe koştum. Son 20km’de hızlanma planları yapmıştım ama (inişlerde temkinli olsam da) baldırlarımda biriken laktik asit bacaklarımı odundan sopalar haline getirdi. Yarış boyunca işaretleri iyi takip etmeyip 4 kez yanlış yollara girmem, iki kez tuvalet molası vermem de cabası…

80km değil, 4 tane 20km

Yarış öncesinde kendimce bir plan yaptım. 80km gözümde büyümesin diye mesafeyi bölümlere ayırdım. Aslında 80 değil, 4 tane 20km koşacaktım. Haftalarca bunu düşündüm: 80 değil, 4 tane 20…

Pace (1 km’yi kaç dakikada gideceğim) hesaplamaları yaptım, 80’le yattım, 80’le kalktım. Antrenman sonralarında duş alırken, buhar yapan duş kabinine bile hedeflerimi yazdım.

Şirin Mine Kılıç2

En büyük korkum çanta taşımaktı. Yarıştan bir hafta önce listemi yapıp alışverişe çıktım. Çoğunu hiç kullanmayacağımı bile bile paraya kıydım, en kaliteli malzemeleri alıp çantama koydum. Sanki kaliteli malzeme alırsam ağırlık yapmayacaktı!

Psikolojik olarak da hazırlanmam gerekiyordu. 7 kez maraton koştuğum için bu hazırlık zor olmadı. Bitirmeme fikrini hiç düşünmedim, kafamdan silip attım. Bitireceğimi biliyordum. Dünyada binlerce insan çok daha uzun mesafeleri koşuyordu, ben de koşardım. Yarış boyunca olumsuz hiçbir şey düşünmeyecektim ve düşünmedim de… Beni yarıştan koparacak tek şey ayağımın kırılması olabilirdi.

Şirin Mine Kılıç3

Yarış sabah 7.30’da başladı. Çıkışlarda yürüdüm, inişlerde biraz bastım ama hep temkinli olmaya çalıştım. Laktik asit birikmesinin başıma neler getireceğini biliyordum. Yiyecek içecek istasyonlarında fazla oyalanmadım. 20-60km arasında bir de yol arkadaşım oldu. Birbirimize destek olduk. Ona kramp önleyici sıvı, ağrı kesici ve biraz jel verdim. Önceki 60km’lik antrenman deneyiminde yaşadığı kramp acısını yeniden yaşayacağını düşünüyordu. “Bir şey olmayacak, olumlu düşün, süper gidiyoruz, 10 saat civarında bitireceğiz” dedim (Hedefi 12 saatti). 60. kilometrede yol arkadaşım benden koptu, önden devam etti. Beni geçmesine üzülmediğim gibi (çünkü gücüm olsa ben de onu bırakırdım) ne yapabileceğini görmesine sevindim.

75’ten 80’e doğru giderken kendimi unutmuş sadece 130km koşanları düşünüyordum. İyi ki onların yerinde değildim. Benim işim 80’de bitecekti ama onlar 50km daha koşacaktı. Hava birkaç saat sonra kararacaktı, soğuyacaktı ve hepsinden beteri dizlerde, bellerde, sırtta, omuzda, bacaklarda oluşacak hasarlardı. Yolda rastladığım bir 130’cuya son jelimi vererek vicdanımı rahatlattım. Kalan enerjimi tüm 130’culara gönderdim ve saygılarımı sundum…

Kadınlarda üçüncülük sürprizi

Finişe yaklaşırken yolu sorduğum polis “1500m kaldı, dayanın” dedi. Elimden geldiği kadar hızlanıp finişe yaklaştım. Elinde çıngırak olan minik bir çocuk beni görünce elindekini çalıp finişe koşmaya başladı, “Geliyor” diye bağırdı. Finişte büyük bir kalabalık beni bekliyordu. Kenarlarda bekleyen insanlar alkışlıyordu. Ve yarış bitti… Aslında ağlamak istiyordum ama yine 130’cuları düşünüp kendimi engelledim. Organizasyonu düzenleyen Macera Akademisi’nden, “melek kadın” Ayşin’i gördüm. “Süpersin” diye bağırıyordu. Fotoğrafımı çekti, gülmek için epey çabaladım. Ardından, “Kadınlarda üçüncü oldun” dedi, inanamadım. Yolda kim beni geçti, ben kimi geçtim çok da anlamamıştım.

iznik

Zamanımı da öğrendim: 9 saat 55 dakika! Bir şaşkınlık daha geçirdim. Hedefim 10 saat 30 dakikaydı. Garmin saatimin şarjı 59.km’de bittiği için son 21 pace ve km hesabı yapamadan gitmiştim. Hedefimden iyi gittiğimi biliyordum ama 10 saati biraz geçerim diye düşünmüştüm. Geçmemişim. Psikolojik sınırım olan 10 saatin altına inmiştim. 80km boyunca, yetersiz ve çantasız antrenman için kendi kendime verip veriştirmiştim ama bu kez kutladım!

Şirin Mine Kılıç4Saygıyı sevgiyi hak eden, yüce gönüllü insanlar

Gelelim en önemli bölüme: Organizasyon, İznik ve İznikliler! Hani derler ya: Yok böyle bir şey!

Her yaştan, kadın, erkek, çocuk yüzlerce insan koşucuları yollarda alkışladı, yardımcı oldu, motive etti, tezahürat yaptı… Bir yerde 4-5 çocuğun arka arkaya dizilerek ellerini açıp bize “çak” yapmaları inanılmazdı.

Evlerin önünde, balkonunda, kahvelerde, yollarda dizilen insanların büyük bir coşkuyla herkesi alkışlayıp cesaret vermesi, zaman zaman kaybolanlara yolu göstermeleri, yardımcı olmak için kendilerini paralamaları ise unutulamaz (15 milyonluk İstanbul’da, 30 yılı aşkındır düzenlenen Avrasya Maratonlarındaki tezahürat fukaralığını düşündükçe hayıflanmamak elde değil).

İznikliler, ultra maratonu içselleştirmiş. Belediye başkanlarıyla (İznik ve Orhangazi), bürokratlarıyla, jandarmasıyla, polisiyle, her yaştan insanıyla, ultra maraton kültürü İznik’e yerleşmiş. İznik Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz ve ekibinin 130km’yi bitirenleri karşılamak için saatlerce finişte beklediğini özellikle belirtmek istiyorum.

İznikliler ve “koşu” artık ayrılmaz bir bütün. Onlar için insanların koşması “tuhaf”, ultra maraton koşmaları ise “akıl dışı” değil… İznikliler bu yarış için bizi dört gözle bekliyorlardı ve yıllardır görmedikleri akrabalarını görmüş gibi hasretle, sevgiyle, dostlukla kucakladılar.

Pek çok sporcunun kaldığı İznik Oteli’nin yöneticisi Barbaros Can Bey, geçen yıl katıldığı 10km halk koşusunun madalyasını gururla sergiliyordu. Bu yıl 10km koşusuna katılamayacaktı ama geçen yıl olduğu gibi bu yıl da oğlu katılacaktı. Otelde kalanların aldığı dereceleri öğrenince diğer müşterilerine “Bu yıl bizim otelimiz birinci oldu, bizde kalanlar derecelere girdiler” diye anlattı.

Bu yarışı bir daha koşarım ama bu kez 80 değil 130km!

Ve Organizasyon… Kusursuzdu, harikaydı, mükemmeldi. Başta Caner Odabaşoğlu ve Ayşin Özer Başkır olmak üzere Macera Akademisi’nin tüm çalışanları ve gönüllüler, herkesi mutlu etmek ve hiçbir şeyin aksamaması için canla başla, müthiş bir enerjiyle neredeyse ve çoğu iki gün boyunca “hiç uyumadan” çalıştılar. Su, ikmal, yemek molası verdiğimiz yerlerde bize krallar, kraliçeler gibi davrandılar. Özel olduğumuzu, ayrıcalıklı olduğumuzu hissettirdiler. Her zaman güler yüzlü, nazik ve yardımcıydılar. Onların güzelliği gönüllü çocukların güzelliğiyle birleşince yorgunluğumuzu da unuttuk, parkurda bizi zorlayan yokuşları, çamurları, taşları, suları ve kaybolmalarımızı da… 9-15 yaş arasındaki çocukların bu kadar iyi yönetilip, bu kadar iyi iş çıkarması karşısında şapka çıkarmak gerekiyor.

Son söz: Ben artık ben değilim! 80 koştum hayatım da hayallerim de değişti. Bir sonraki yarış için 12 ay var… 130km için bol bol zaman demek. 80 ezikliğinden de kurtulmam gerek… Ben İznik’e bir daha gelir, bu yarışı bir daha koşarım.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: