8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Neler Yaptık?

Bu sabah akıllı bıdık telefonumdaki mesajların ve elektronik posta kutusunun sağ üst köşesinde, rakamlar saniyede üç beş artarak ekranın ışığını harekete geçiriyorlardı. Bilmediğim acil bir durum mu var diye düşünmeden edemedim. Meğerse kozmetik, zücaciye ve tekstil firmaları günün anlam ve önemine uygun indirim oranlarıyla yarışa geçmişler.

DSC00408

Hadi bakalım bu gün nasıl geçecek diye düşünürken, köşede çiçek satan teyze bile yoldan geçen her erkeğe “bugün kadınlar günü, özel buket hazırladım abim” diye sesleniyor.  Ah bu Kapitalist sistem, bize daha ne oyunlar oynayacaksın?

Her salı olduğu gibi İstanbul Oyuncak Müzesi’nde Yasemin Sungur’la Kitap İle Sohbet’teyim.  Bugün konumuz “Şiirler ve Şarkılarla ile Adım Kadın“ ve “Anlamda Türkiye’de Kadın Olmak.” Çok özel konuklarımız ve konuşmacılarımız var; keza mevzu derin. Sohbetiyle ve şiirleriyle olduğu kadar şarkılarıyla da bize eşlik eden Mehtap Meral ve Türkiye’de ki tek kadın akordeon sanatçısı Özge Metin.

Konuşmacı kitapdaşlarım ise Hoş Geldin Kadınım ile Filiz Temizel, günün anlam ve önemine dair bir konuşma İlknur Karapolat’tan; rakamların dilinden anlayan Alev Türkkan,  endüstrileştiremediklerimizden Zeliha Dağhan, şiddeti dört ayrı parçaya bölerek konuya derinden giren Didem Yeşim Pektok ve her zaman olduğu gibi – bu sefer Lilith efsanesiyle- konuya farklı bakış açıları kazandıran Oktay Valunya. Konu kadın, konuşmacılar kitapdaşlar olunca, ortaya keyifli bir sohbet çıktı. Sohbetimiz Şiirler ve şarkılarla süslendi.

Sohbetten satır başları şöyleydi:

Kadın olarak doğulmaz, kadın olunur.

Kadın ya da erkek, kimliklerimize sahip olmayı başardıktan sonra insan olabiliriz.

Sihirli bir kelime “Lütfen”  hayat kurtarır.

Kadın ve erkeğin eşit olduğu tek nokta nüfus dağılımı.

Her 8 Mart’ta emekten önce şiddet vurgulanıyor.

Dünyada 130 ülkedeki kadınlar Türkiye’deki kadınlardan daha fazla hakka sahip bulunuyor.

Adem’in ilk karısı Havva mı Lilith mi?

Aile içinde değersizleştirilen ve en çok şiddet gören kişi kadın.

Ölüme giden yolda ilk adımlar evde duygusal şiddetle başlıyor.

Dilerim 8 Mart, kendi gücümüzü konuştuğumuz bir güne dönüşsün.

8 Mart kutlanmalı mı? Bu soruyu çok soruyorum” diyor Yasemin Sungur.

Kutlansın tabii, yaşamdaki her güzel şey kutlansın. Asıl yapılması gereken mesele 8 Mart mücadelesini başlatan kadınların ruhundan uzaklaşmadan insan olmak yolunda kadınların mücadele geleneğini kutlamalıyız ki onlar bize bunu armağan etmişler.  Ve biz kadınlar hem kadınlarla hem de erkeklerle birlik içinde olmalıyız, dayanışma içinde olmalıyız.”

Bu güzel güne şiirle başlamıştık şarkıyla bitirdik.

Tüm kadınların, dünya işçi ve emekçi kadınlar günü kutlu olsun.

Hüma Oktay

Sen çok deniz aştın mart güneşi

Çok toprak ılıttın

Ekinlere kımıl düştüğünde

Duymadın mı çığlıkları

Soğuk vurduğunda meyveleri

İniltileri

Sözcükler boğuyor beni

Sen çok kadın gördün mart güneşi

Savaşta direneni, işkencede öleni

Rosa Lüksemburg’un moraran bedenini

Karadeniz’de kum çekenleri

Ağ örenleri

Sarı sıcakta pamuk toplayanları

İncir işleyenleri

Tarlada tezgâhta doğuranları

Sözcükler yetersiz, sözcükler katı

Sen çok ülke gördün mart güneşi

Sen çok kadın gördün

Yoldaşlarıyla grev yapanları

Eşitlik türküsü çağıranları

Dur ve tanığım ol şimdi

Dur ve tanığım ol mart güneşi

Hindistan ekmeğiyle besleniyor Amerikan bifteği

Kokakolayla vuruluyor Afgan bebekleri

Dur ve tanığım ol

Kutlarken 8 Martı dünya kadın emekçileri

Söz veriyorum

Tüm dünyada ödenene kadar alın teri

Susmayacağım

Sözcükler boğsa da beni

Sennur SEZER


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikKariyer Seçimleri ve Karar-Sızlık
Sonraki İçerikOkurun Gözünden Kitap Tavsiyeleri, Şubat 2016
Hüma Oktay
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay