Roma, Alfonso Cuarón’dan Şiir Tadında Film

Roma.

Sinema, yani film izlemek, kitaplardan sonra, fotoğraftan önce hayatımda en çok zaman ayırdıklarımdan. Bu gece Roma filmini izledim. Yine izlerim.

Filmin her adı geçtiğinde Roma şehrini düşündürüyor bana.  Fellini’nin Roma fimini hatırlatıyor. Gezi anılarım canlanıyor farklı zamanlardan ve mekanlardan. Roma şehri de severek gezdiğim tarihi dokusuyla, insanlarıyla iz bırakmıştır bende.

Bu Roma, Mexico City’nin bir mahallesi. Filmin geçtiği yerleri ziyaret etme isteği uyandırıyor, siyah-beyaz görmek isteği. Film 1970-71 yıllarında geçiyor. Yönetmen  kendi hikayesinden kısa bir kesiti,  çocukluğundan çok özel anılarından bir bölümü, ailesinin yanında çalışan Cleo’nun hikayesiyle buluşturarak anlatıyor. Hatıralar yaşadığımız anda hissettiğimiz duygular ve rengi ile kalıyor zihnimizde. Çocuk Alfonso hatıralarını bize o anlardaki duygularıyla aktarıyor. Çok etkilendim.

Sinemanın gücü. Roma filmi, tüm teknolojik alt ve üst yapıların eklendiği filmlere nazire yapıyor, saf, yalın bir şiir tadında, gönül telini titretiyor…

Bir zamanlar, siyah, beyaz, bağırmadan anlatan hikayeler, destansı. Zihnime kazınıyor sahneler. Özlemişim…

Kadın ve erkek. Çocuklarını bir solukta bırakan babalar.

Çocuklar. Hayat.

Acımasız siyaset. Sınıf sorunu.

Aşk. Umut. Acı.

Hatıralar. Silinmeyen izler.

Var olmak. Sahip olmak. Yok olmak…

Sinema beni büyülüyor, film izlemeyi seviyorum. Film ile sohbet etmeyi…

Atilla Dorsay eleştirisi okumayı da severim.

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikAilemle Geziyorum
Sonraki İçerikKültür Sanat Ajandası, En Yeni Etkinlikler
Yasemin Sungur
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben aslında bir “Hayat Öğrencisi”. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakamadım bir türlü. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri kahkahalarımla uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla hayat bir başka güzel. Şükür...