Rollo May: Varoluşsal Bir Labirent

Rollo May’in düşünce dünyasının temel yapı taşları, onun “yaralı şifacı” kimliğinin filizlendiği kişisel tarihinden ayrıştırılamaz.

21 Nisan 1909’da Ada, Ohio’da dünyaya gelen May, altı çocuklu bir ailenin en büyük erkek çocuğu olarak, erken yaşta ağır sorumluluklar ve ailevi krizlerle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Ebeveynlerinin boşanması ve en büyük kız kardeşinin şizofreni teşhisiyle sık sık hastaneye yatırılması, May’in çocukluk dünyasını parçalamış; annesinin çocuklarını sık sık yalnız bırakması ise onda erken yaşta bir terk edilmişlik ve sorumluluk bilinci yaratmıştır. Bu ailevi kaos, May’in ileride insan davranışlarını ve psikopatolojiyi anlama biçimini kökten etkileyecek olan ilk “laboratuvarı” olmuştur.

Akademik yolculuğu, May’in isyankar ve sorgulayıcı doğasını yansıtan bir dizi olayla başlamıştır. Michigan State Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okurken, radikal bir öğrenci dergisine katılımı nedeniyle okuldan uzaklaştırılmış, ardından eğitimini Oberlin Koleji’nde tamamlamıştır. Mezuniyet sonrası Yunanistan’daki Anatolia Koleji’nde üç yıl süren İngilizce öğretmenliği deneyimi, onun sadece coğrafi değil, düşünsel sınırlarını da genişletmiştir.

Yunanistan’da bulunduğu dönemde Viyana’ya giderek Alfred Adler’in seminerlerine katılması, onun psikolojiye olan ilgisini akademik bir disipline dönüştürmüş; Adler’in bireysel psikolojisindeki sosyal ilgi ve yaşam tarzı kavramları, May’in teorik altyapısının ilk tohumlarını atmıştır.  

Amerika Birleşik Devletleri’ne dönüşünde, Union Theological Seminary’de ilahiyat eğitimi almaya başlayan May, burada hayatının en önemli entelektüel dostluğunu kuracağı varoluşçu teolog Paul Tillich ile tanışmıştır. Tillich’in “Varolma Cesareti” kavramı ve varoluşun trajik boyutlarına duyduğu ilgi, May’in psikolojiyi felsefi bir derinlikle harmanlamasına olanak sağlamıştır. Bir süre rahiplik yaptıktan sonra, insani acıların kökenine inmek için ilahiyatın ötesine geçmesi gerektiğini fark eden May, Columbia Üniversitesi’nde klinik psikoloji doktorasına başlamış ve 1949 yılında bu üniversiteden klinik psikoloji alanında verilen ilk doktora derecesinin sahibi olmuştur.  

Tüberküloz: Ölümle Randevu ve Varoluşsal Uyanış

Doktora çalışmaları devam ederken May’in hayatı, o dönemde tedavisi son derece güç olan tüberküloz teşhisiyle sarsılmıştır. Bir sanatoryumda geçirdiği on sekiz aylık zorunlu izolasyon süreci, onun kuramsal düşüncelerinin ateşle imtihan edildiği bir “simya fırını” olmuştur. May, bu süreçte sadece fiziksel bir hastalıkla değil, aynı zamanda mutlak anlamsızlık ve ölüm korkusuyla (kaygı) mücadele etmiştir. Sanatoryumdaki gözlemleri sırasında, iyileşme sürecinde pasif bir şekilde tıbbi bakımı bekleyenler ile hastalıklarına karşı aktif bir irade sergileyenler arasındaki farkı fark etmiştir.  

Bu dönemde Kierkegaard’ın kaygı üzerine yazılarını ve Nietzsche’nin irade felsefesini derinlemesine inceleyen May, kaygının bastırılması gereken bir semptom değil, özgürlüğün farkına varılmasıyla ortaya çıkan “ontolojik bir durum” olduğu sonucuna varmıştır. Kendi ölüm kalım mücadelesi, ona insan iradesinin ve seçim kapasitesinin biyolojik sınırları nasıl esnetebileceğini kanıtlamıştır.

İyileştikten sonra New York’taki William Alanson White Psikiyatri Enstitüsü’nde Harry Stack Sullivan ve Erich Fromm gibi isimlerle çalışarak psikanaliz eğitimini tamamlamış, böylece varoluşçu bakış açısını psikanalitik derinlikle birleştirmiştir.

Önceki İçerikÇiniyle Konuşmak: Bir Ruhun Toprakla İmtihanı
Sonraki İçerikYedi Sayısının Doğası, Anlamı ve Gizemi
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...