Duyguların Efendisi Olmak Onları Tanımakla Mümkündür

Ne kadar iddialı değil mi?

Bence de…

Duyguyu tanımlamanın hayatımızdaki en zor unsurlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Ne dersiniz?

Üstelik kendi duygularımızı bile tanımlayamazken başkalarının duyguları için nasıl da rahatça yorum yapabiliyoruz. Hiç düşündünüz mü?

Benim kızım, sinek, böcek gibi haşaratlardan inanılmaz şekilde ürker. Evdeki yardımcımız sürekli ona “ Korkacak ne var Nirvana?” deyip duruyordu. Kızımın pedagogunun aklımdan hiç çıkmayacak bir cümlesi var: “Ne yaparsanız yapın Başak Hanım. Ama asla birinin duygularını yok saymayın.”

Merak edip sordum kızıma: “Sinek görünce ne hissediyorsun?” diye, “Korkuyor musun?”

“Hayır korkmuyorum. Tiksiniyorum” dedi.

Bambaşka bir duyguydu hissettiği. Korkmakla, iğrenmek epeyce farklıdır. İşte tam da bu nedenle, başkalarının duygularını tanımlamaya çalışmayı bırakıp, kendi duygularımızı isimlendirmek gerekiyor.

Duygularımızı tanımlayabilmenin hayatımızdaki öneminin farkında mısınız?

Duygusal zekâ eğitimlerinin yapmamız gerekenlere odaklandığını fark etmiştim bu konuyla ilgili bir eğitim yazarken. Yani duyguları yönetmeye. Bence fazlasıyla sondan başlamak olurdu bu. Zira konu, duygularımızı tanımlayabilmekle başlıyor.

Eğitimlerde katılımcılara sorduğum ilk soru “Nasıl hissediyorsun?” olur.

Aldığım cevap ise çoğunlukla “İyi, fena değil” türünden cevaplardır.

Peki, iyi ne? Belli değildir.

Ya da “Yorgunum. Enerjim yok…”

Yorgunluğun; bir ruh hali, bu ruh haline sebep olan bıkkınlığın ise bir duygu olduğunu bilmiyoruz.

Ya da sıkça hissedilen öfke duygusunun mizacımızı asabileştirdiğini.

Oysa duygularımızın fizyolojik sonuçları vardır yüksek tansiyon, şeker, kalp hastalığı gibi. Sıkça hissettiğimiz duyguların fizyolojimize etkisi olduğunu da pek bilmiyoruz.

Mesela boyun ya da bel fıtığı rahatsızlığı, büyük ölçüde hayatta fazlasıyla sorumluluk almak ve kontrol etme isteğimizin yüksek oluşundan kaynaklanır. Ya da öfkeyle baş edemiyorsanız sürekli mide ve bağırsak gazı çekip, şişkin bir karınla dolaşabiliyorsunuz. Sıkça sesiniz kısılıyorsa istediğiniz halde kurmadığınız cümleleriniz var demektir.

Duygu hızla gelip geçerken, ruh halimiz daha uzun süre kalıcı oluyor.

Duygularımızın altında yatan bir düşünce sistematiğimiz olduğunu biliyor muydunuz?

Düşünce sistematiğimiz beynimizin programları gibi bir şey aslında. Ve büyük ölçüde alışkanlıklarımızla ilgili.

Düşünme alışkanlıklarımız:

• “ Kimseye güven olmaz” mantığında çalışan bir inanç sistemimiz; bizi şüphe, korku ve endişe duygularının esiri edebiliyor.

• Ya da “ herkes hata yapabilir” düşüncesi hoşgörü ve merhamet duygusunu daha sık yaşamamıza sebep olabiliyor.

“Ne düşünürsek o olur” gibi, “ne düşünürsek onun yarattığı duyguyu besliyoruz” bir nevi.

Duyguların bağımlılık yarattığını biliyor musunuz?

Hangi duyguyu sıklıkla hissediyorsak beynimizde ona bir nörolojik yol açıyoruz. Ve bir süre sonra bu alışkanlığımız haline geliyor.

O “Sulu gözlüdür” ya da “ gülmeden duramaz” gibi cümleler kurulur ya insanları tanımlamak için, işte iletişiminizin gücü, karşımızdaki insanlarda bıraktığınız duygularla ilgilidir. Hayatınızda aklınızda kalan anıları bir düşünün. Kaç yaşınızda olursanız olun, hatırladıklarınızın arkasında mutlaka bir duygu vardır.

Mesela rahmetli anneme ben 2 yaşındayken rahmetli dedemle bahçede yaşadığım anıyı anlattığımda inanamamıştı.

“Hatırlıyorum, anne. Dut ağaçları vardı ve ben dutu çok severim. Dedem, elinde bastonuyla ağaç dallarına vurup, dutları dökmüş ve çeşmede yıkayıp, elleriyle bana yedirmişti. Sonra etrafı mavi kenarlı, büyük beyaz bir tasta ben onun kel başını yıkamıştım. O sabunun kokusu hala aklımda” demiştim.

Her duygunun ardında DNA hücrelerimiz kanalıyla nesilden nesle aktarılan bir bilgi vardır.

Bazı toplumların neden cimri bazılarının neden hırçın ya da eğlenceli olduğunu izah edebileceğimiz kadar etki eden duygulardır bunlar bir nevi.

Duyguları tanımlamanın bir matematiği olduğunu eğitimi yazarken anladım.

Nasıl mı?

Mesela;

Nefret = Öfke + İğrenme

Kıskançlık = Kaybetme korkusu + Öfke

Korku > Güven = Boyun eğme

Güven >Korku = Teslimiyet

Duygular, çeşitli süreçlerde işler.

Hayal kırıklığı – Adaletsizlik (Haksızlık hissi) – Kızgınlık- ÖFKE

İşe yarayan ve yaramayan duygular vardır. Hoşgörü, merhamet veya nefret, kin, kıskançlık gibi.

Kendisi için “Ben çok duygusalım” diyenlere sorum şu olacak: “Hangi duygunun duygusalısın?”

İşte bütün mesele bu.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: