Cana Yakın

Son zamanlarda gücüm yok, çok uykum var, gözlerim kapanıyor. Ne kadar yanılmışım. Oysa birkaç gün öncesine kadar ne kadar güzeldi, ne kadar enerjiktim. Yaklaşık 6 aydır her sabah büyük bir mutlulukla uyanıyorum. Sevinçle merhaba diyorum yeni güne. Her sabah uyandığımda, yemek yerken, öğlen, akşam, gece yatarken onunla konuşuyorum. Nasıl olduğunu merak ediyorum, ona bizimle geçireceği güzel günlerden gelecekten bahsediyorum ne kadar mutlu olacağımızdan. Yediklerime, yaptıklarıma hayata daha dikkatli bakıyorum. İyi olsun, iyi olalım diye… Kim bilir ne kadar güzeldir, kız mıdır, erkek midir? Gözleri ne renktir, kime benziyordur. Bir sürü şey geliyor aklıma. Evi düşünüyorum. Nasıl güzelleşebileceğini, nasıl hareket geleceğini, eve nasıl renk geleceğini. Sabah yataktan kalkmadan hayal ediyorum. Bizi uyandıran minik bir sesin bize sabah nasıl enerji vereceğini. Yatağımdan bakınca koridor net olarak görünüyor.

Sağda bir oda var, Emre’nin çalışma ve hobi odası. Hemen karşısında yani yatak odamızın solunda banyo var. Onun yanında kiler gibi kullandığımız çamaşır makinasının da bulunduğu küçük bir oda ve hemen karşısında oturma odası, çamaşırları astığımız, atıl bir şekilde duran bir oda daha var. Onun yanında salon ve hemen yatağımdan baktığımda tam karşımda koridorun sonunda duran mutfak. Emre’nin odası aslında yeni misafirimiz için çok uygun hemen de odamızın yanında ama Emre’yi ikna edemem zaten çok istekli değil. Onun düzenini bozamam. Hiçbir şeyden rahatsız olmamalı, onun adına hiçbir şey değişmemeli. Yanındaki odayı dekore edebilirim evet. Ne kadar güzel olur. Orada duran küçük çift kişilik çek yat orada durur, odada bulunan gardırobu da bebeğimin eşyalarına ayırabilirim. Güzelce boyarım odayı, duvar kâğıdı da kaplayabilirim filli, perde ve halı da aldım mı tamamdır. Her şey çok güzel olacak. Birkaç gündür baş gösteren şu uyku ve halsizliği bir üzerimden atabilsem. Aslında yediklerime de, kendime de dikkat ediyorum. İlk 3 ay genelde bu yorgunluk halsizlik hali normal derlerdi. Ama ben hiç bu kadar etkilenmemiştim. Zaten Emre’ye de bir şey hissetmeyeceğine her şeyi halledeceğime söz vermiştim. Halledilecek şey de yoktu zaten, her şey gayet normal ve güzel gitti. Şimdi ise bu yorgunluğuma anlam veremiyorum. Emre’ye söz vermiştim hayatımızda hiçbir şey değişmeyecek söz demiştim. İstemeye istemeye gönülsüz razı oldu. Biliyorum bebeğimiz dünyaya gelince onu  çok sevecek. Emre hep böyledir. Beni paylaşmayı sevmez. Bilmediği görmediği dokunmadığı şeylere karşı da isteği ve inancı yoktur. Bu nedenle dine de inanmaz, Tanrı’nın varlığına da. Ama sevdi mi, dokundu mu tam sever tam dokunur hiç bırakmamacasına kavrar kollar hatta bazen bu yoğun ilgiden bunalırsın. Ama sonra döner bakarsın ve dünyadaki sevgisizliği görürsün ve Emre’ye gider sarılır, kocaman bir öpücük kondurursun dudaklarına. Sonra o sevgi seni kucaklar, çepeçevre sarar ve başın döner sevgiden, aşktan… Neyse işte ne diyordum? Çok fazla şeye gerek yok. Bir de yatağın üstüne dönence alırım. Akşamları müziğiyle uyuturum. Bir de yataktan çıkabilsem. Emre’nin gelmesine yakın ancak ayaklanabiliyorum. Tüm gücümü ona saklıyorum ki bu yorgunluk onu benden ve bebeğimizden soğutmasın. O yüzden neredeyse tüm günü yatakta uykuya teslim olarak geçiriyorum. Ne bebeğimle konuşabiliyorum ne halini hatırını sorabiliyorum son zamanlarda. Ama anlıyor beni hatta o bana halimi hatırımı sorarcasına böyle zamanlarda olanca kuvvetiyle kendini hissettirmeye çalışıyor. “İyi misin annecim? Ben buradayım” dercesine tüm gücüyle tekmeliyor içten içe. Onun orada olduğunu iyi olduğunu bilmek iyi geliyor. O kadar baskıya rağmen rahat rahat uyumamı sağlıyor. Buradayım diyorum ona elimi koyuyorum baskı yaptığı yerlere. Aramızdaki bu engel kalksın bir an önce kavuşayım istiyorum ellerimiz buluşsun parmaklarımız iç içe geçsin senin elin benim elimin içinde yumru olsun çepeçevre sarayım istiyorum seni. Merak etme iyiyim sadece çok yorgunum ve uykum var. “İyi olacağım, olacağız merak etme” diyorum böylece ona. Ama bu odada tüm günü geçirmek zor. Her tarafım terden sırılsıklam, yerim dar ama mutluyum, umutluyum. Saate bakıyorum Emre’nin gelmesine 2 saat kadar kaldı. Kalkıp yiyecek bir şeyler hazırlasam, banyo yapsam, sonra da giyinsem Emre’nin gelmesine hazır olur her şey. Bugün bana hazırlayıp öğlen içmem için bıraktığı çayı da içemedim. Onu içmeye bile halim olmadı. Nedense çok hassas bu konuda, içmediğimi görmesini istemiyorum ama bu kadar soğuk da içemem şimdi. Bugünlük içmesem bir şey olmaz sanırım. Son zamanlarda ne kadar belli etmemeye çalışsam da yorgun olduğumu anlıyor herhalde ama sağ olsun çok yardımcı oluyor. Öğlen bile eve gelip bana çayımı hazırlayıp halimi hatırımı soruyor. Hatta son zamanlarda “İyi misiniz?” demeye başladı. Sanırım yavaş yavaş kabulleniyor. Dedim ya biliyorum görünce sevecek, göz bebeklerine bakınca tanıyacak onu. Benden ve ondan parçaları gördüğünde kabul edecek içi. Şimdi yataktan kalkmalı ve hazırlanmalıyım. Gelince yemek yedikten sonra biraz muhabbet ederiz, sonra o hobi odasına girer ben de kitap okuyup tv izlerken uyuya kalırım.

Biraz bol giyiniyorum şu sıralar, mümkün olduğunca geç anlasın vücudumdaki değişimi istiyorum. Pek alışamadığı bu fikirle sürekli burun buruna gelmesin istiyorum Emre’nin. Yarın çıkıp kendime yeni şeyler almalıyım. Bebeğimin odasına da bir şeyler bakarım belki. Cinsiyetini öğrenmek istemedi Emre. O nedenle tam olarak ne alacağıma karar veremiyorum. Aslına bakarsanız hakkında hiçbir şey öğrenmek istemedi. Kırılmıyorum, darılmıyorum biraz üzülüyorum ama kabul etmesi bile bir şey çünkü açıkça söylemişti biz evlenirken Emre. “Ben asla çocuk sahibi olmak istemiyorum aklından bile geçirme” diye. O zaman deli kan işte tamam demiştim. Bilmiyordum ki tüm hormonlarım deli gibi savaşacak bunun için. Neyse bunun olmaması için hem spiral hem de koruyucu kullanıyordum. Emre bu konuda emin olmak istiyordu çünkü. Ama her şeye rağmen oldu. Mucize bir bebek bu. Belki de gelmesi gereken bir ruh. O da anladı bunca şeye rağmen gelmek isteyen bir ruh olduğuna ikna oldu. Dedim ya görünce daha da çok sevecek. Artık yataktan kalkmam gerek fakat bugün içimde garip bir his var. Her zamankinden daha çok uykum var, sanki şarjımın son anlarını yaşıyorum. Çok uykum var. Burası sırılsıklam, yerim dar. Sanki su azalıyor yerim çoğalıyor ama gücüm azalıyor.

Zeynep Terim


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikMutluluğun Sırrı Güçlü İlişkiler Kurmakta
Sonraki İçerikGökkuşağı Renklerinde Bloklar
Zeynep Terim Ekin
1978, Ankara doğumlu. Burçlardan anlamaz ama tanıdığı herkesin yorumuna göre tam bir ikizler burcu. Bundan dolayı mıdır bilinmez son derece meraklı, heyecanlı, istekli, hayalleri olan bir o kadar da umursamaz, sakin, isteksiz, amaçsız. Bu iki uç arasındaki yolculuğu ise keşif dolu. Keşfederken hayatına kalıcı, anlamlı izler katmak, ilerlerken de dokunabildiklerine de anlamlı yaşam izleri katmak isteyen bir hayalperest. Hayalperest olma yolunda ilerlemeden önce; Hacettepe Üniversitesi Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme alanında yaptığı lisansın üzerine, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Eğitim Programları Ve Öğretim ile Endüstri Psikolojisi alanlarında yüksek lisansa devam etti. Baktı ki işler çok ölçüp, biçip, değerlendirerek olmuyor An’ın Yolcusu olmaya karar verdi. Evli 2 tane güzeller güzeli oğlu var; tiyatro, gezi, okumak, yazmak, soru sormak ilgi alanları. İnsanların Hayat İz’lerinin parmak izleri gibi birbirinden farklı olduğuna inanıyor. Parmak izlerini takip etmeyi, okumayı ve geçtiği yerlere parmak izi bırakmayı seviyor.