Bodrum Antik Tiyatroda Bir Gün

Antik adı Halikarnasos ya da bugünkü bilinen ismiyle Bodrum… Birbirine benzer, iki katlı beyaz evleriyle ünlü, Türkiye’nin en gözde tatil yöresi… Kimine göre eğlence sınırların zorlandığı yer, kimine göre kafa dinlenecek yer.

Oysa Bodrum her şeyden önce müthiş bir tarihi zenginliktir.

Halikarnas’lı Heredot Bodrum’u, “ebedi mavilikler ülkesi” olarak tarif eder. Halikarnas’ın en ünlü balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı ise bu yöre için, “yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin.. Senden öncekiler de böyleydiler, akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler” der.

“Ege’nin incisi”, Türkiye’nin St. Tropez’si”, “hiç modası geçmeyecek tatil beldesi”… Bunlar Bodrum için kullanılan sıfatlar.

fotoğraf kopya 2Klasik çağdaki Bodrum’dan günümüze ulaşabilmiş tek yapı olan, 13 000 kişi kapasiteli Antik Tiyatro’nun izleyici sıralarında otururken aklımdan bunlar geçiyor. Karşımda deniz sakin, tiyatro bugün suskun, benden başka ziyaretçi de yok.

Bu denizin maviliği bir başka güzel. Bu güzellik binlerce yıldır sürüyor. Heredot çok doğru söylemiş, buranın maviliği başka. Çoğumuz bu eseri gezerken ya da konser izlerken tam karşımızdaki kaleyi, gün batımını, marinadaki yatları görüyoruz ama tiyatronun bazı detaylarını kaçırıyoruz.

Oysa tiyatronun kendisi başlı başına bir tarih anlatıyor bize. MÖ 4. yüzyılda yapıldığı sanılmakta. Kadınlara yapılan ayrımcılığı burada görüyoruz ve ilk zamanlar tiyatroya alınmamışlar. Kabul edilmeleri ise hemen ve kolaylıkla olmamış. Yüzyıllar sonra tiyatrolara kabul edilmişler.

Antik tiyatronun “güngörmüş” taşları, basamakları, sahnesi kim bilir neler görmüş, neler yaşamış. Kadınlar tiyatroya kabul edildiklerinde neler hissettiler acaba? Ya aktörler? Koro? Tiyatrolarda o zamanlar şarap ve tatlı da satılırmış. Aristotales “halk oyunu sevmezse, yemeye ve içmeye vurur” demiş. Acaba, beğenilmeme durumunda sahnedekiler neler hissediyorlardı?

Gözlerim, oturma sıralarının hemen önündeki Dionysos sunağına takılıyor. Bu sunakta oyunlar başlamadan önce Şarap Tanrısı Dionysos için kurbanlar kesilirmiş. Zaten tiyatrolarda ilk oyunlar şarap tanrısı Dionysos’un şerefine yapılan şenliklerle ilgiliymiş. Bu şenliklerde teke postu giymiş insanlar şarkı söyler ve dans ederlermiş. Ayrıca tiyatro sadece eğlence yeri değilmiş; siyasi konuşmalar, edebi tartışmalar ve çeşitli yarışmalar da yapılırmış. Daha sonraları da bu yapı, gladyatör ve hayvan dövüşleri için yeniden düzenlenmiş.

Restorasyon sırasında bazı basamaklar üzerinde kazınmış isimlere rastlanıyor. Bunların tiyatronun yapımında çalışan taşçı ustalarının ya da inşaata maddi olarak yardım edenlerin isimleri olduğu sanılmakta. Üst bölüm fazlasıyla tahrip olduğundan, oturma sıralarının büyük bir kısmı yok olmuş.

Oturma kademeleri üzerindeki yuvarlak ve dikdörtgen delikler, gölgeliklerin ayaklarının sokulduğu yerler olduğu düşünülmekte. Bütün bunlar antik çağların güzellik, kültür ve konfor anlayışının ipuçlarını veriyor.

Antik tiyatronun restorasyonu bittikten sonra 2005 yılında Aristophanes’in Lysistrata adlı oyunu Bodrum Ticaret Odasının davetiyle gelen Atina Üniversitesi Tiyatro öğrencileri tarafından Yunanca aslına uygun olarak sahneye konmuş. Böylece, Bodrum’da yapımından 2500 sene sonra bir antik çağ oyunu yeniden sahnelenmiş olmuş.

Gözlerimi kapatıp o günleri düşünmeye, alkışları duymaya çalışıyorum. Kekik ve deniz kokusu getiren rüzgâr saçlarımı uçuşturuyor. Antik dönemden bu yana burada oyunlar sahnelenmesi, konserler düzenlenmesi sevindirici.

Bodrum’un batısındaki tepelerde yel değirmenleri var. Zaman onları da öğütmüş. Sadece altı tanesini kalmış.

Bodrum’u bulunduğum yerden seyretmek çok keyifli. Aklımda antik dönemdeki görüntüleri var. Bir zamanlar kentin doğu ve batı girişleri için Milas ve Mindos kapıları inşa edilmiş. Bu kapılardan Halikarnas’a dost ülkelerin heyetlerinin zamanın protokol kurallarına uygun olarak şatafatlı giriş yaparlarmış.

Milas kapısından geriye bir şey kalmamış ama Mindos kapısı tarihe direnebilmiş. Bu kapı yarımadanın ucunda bulunan antik Mindos şehri (Gümüşlük) yönünde olduğundan Mindos kapısı olarak tanınmakta. Oturduğum yerden kapının ayakta kalan kulelerini göremiyorum. Kapının aslında üç kulesi varmış, orta bölümü zaman içinde yok olmuş ama diğer iki kule ayakta. Geceleri ışıklandırıldığında gizemli bir görünüm kazanıyorlar.

M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’ in askerleri Halikarnas kentini almaya geldiklerinde bu kapıdan geçmeleri kolay olmamış. Özellikle surların önünde üç ay kadar süren muhasara boyunca surlar ağır taş güllelerle hasar görmelerine karsın yıkılmamış, surların hemen önündeki hendeklerde pek çok asker hayatını kaybetmiş.

Bodrum ve kente inen yamaçları papatya misali tek tip, beyaz evlerle dolu. Arada sarnıçları görebiliyorum. Kale tam da karşımda, bir kraliçe edasıyla duruyor. Sen Jan şövalyeleri tarafından yapılmış, burçları ve mazgallarıyla görkemli kale bir zamanlar ada üzerine kurulu olduğu iddia edilir, daha sonra yarımadaya dönüşmüş.

Oturduğum yerden Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule’yi seçmeye çalışıyorum.

İç kaleye yedi kapı geçilerek ulaşılıyor. Kapılar üzerinde armalar var. İç avluda antik dünyanın ve yörenin tüm ağaç ve çiçeklerini görülebilir. Defne, zakkum, çınar ve zeytin ağaçları ve antik dönemlerde törenlerde kullanılan Afrodit’in kutsal ağacı mersin. Güvercinler ve gül de Afrodit’e adanmış.

Kaledeki Amfora Parkında antik çağın şarap imal eden önemli merkezlerinin amforaları görülebilir. Antik çağın en pahalı şarabı Sakız şarabıymış. Bu şarap M.Ö. VI. yüzyıldan Miladî yıllara kadar antik dünyanın zengin sofralarının başköşesini işgal etmiş. Rodos ve Knidos şarapları da ucuzluğu nedeniyle halk tarafından tercih edilmiş. Amforaların kulpları üzerinde imalathanenin mührü ve şehir devletinin garantisi bulunmakta.

imagesCam salonunda, çeşitli cam eserler, Şapelde de Doğu Roma batığının kesiti 1/1 ölçeğinde sergilenmektedir.

Bodrum kalesinin bütün bölümleri ilginçtir, dikkat edilmesi halinde nice detayları vardır. Kalede bir salon vardır ki ziyaretçilerini binlerce yıl öncesine götürür. Burası Kraliçe Ada’nın salonudur. 1989 yılında, Bodrum’da bir temel kazısı sırasında bulunan lahit içinde bir iskelet, altın taç ve takılar bulunmuş, incelemelerden sonra bu lahdin Kayra Kraliçesi Ada’ya ait olduğu anlaşılmış. Daha sonra iskeletin kafatası, İngiltere Manchester Üniversitesi, Tıpta Sanat Bölümü tarafından özel bir teknikle etlendirilmiştir.

Odanın girişinde sağda, kraliçenin yekpare taştan oyulmuş lahdi bulunmaktadır. Lahit içinde kraliçeye ait iskelet, takıları ve lahde girmiş olan fare kemikleri de sergilenmektedir. Kraliçe Ada’nın mankeni, yerleştirildiği nişin içinden, etlendirilmiş yüzü, zamanının giysileri, başında defne yapraklarından oluşan altın tacı, takıları ve tüm görkemiyle ziyaretçilerini selamlar.

Eğer, depremde yıkılmasaydı, taşları Bodrum Kalesinin yapımında kullanılmasaydı, geriye kalan parçaları 19. yüzyılın ortalarında, güney batı Anadolu’nun antik eserlerini İngiltere’ye götürmeyi kendine misyon edinen Charles Newton tarafından taşınmasaydı, antik tiyatrodan eski dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleion’u görebilecektim. Bu eşsiz güzellikteki yapı, bana hep temelleri Bodrum’da vücudu İngiltere’de bir anıt olarak görünür.

Kraliçe Artemisia, çok sevdiği eşi (aynı zamanda erkek kardeşi) Mausolos için bir anıt mezar inşa ettirmek istemiş. Amacı, sevgili eşini görkemli bir mezarla ebediyen yaşatmakmış. Yer olarak da Halikarnas (Bodrum) kentinin ortasında, limana bakan bir yamaç seçmiş. Anıt mezarın inşası için dönemin en önde gelen mimar ve heykeltıraşları görevlendirmiş. Kralın sağlığında inşa edilmeye başlanmış, ölümünden sonra da Kraliçe tarafından bitirilen bu yapının üst kısmının, piramit biçiminde bir çatıyla kaplanmış. Anıt üzerinde aslanlar, heykeller, en tepede de dört atın çektiği bir zafer arabası bulunuyormuş. Bu arabada Kral ve Kraliçenin heykelleri varmış ve dörtnala sürülen arabada sonsuzluğa doğru yol alıyor hissi verilmiş.

Anıtın duvarları savaş sahnelerinin betimlendiği rölyeflerle süslüymüş. Yükseklik ise, en tepedeki heykellerle birlikte 50 metreye yaklaşıyormuş. Kral ve daha sonra kraliçe bu anıt mezara defnedilmişler.

Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı), bir gün British Museum’a bir mektup yazar. Mektubunda mozolenin “sonsuz mavilikler ülkesi” Bodrum’a ait olduğunu, Londra’nın gri gökyüzünden ve müzenin iç mekânından sıkılacağını, heykel grubunun Ege’nin mavi göklerine ve rüzgârına alışkın olduğunu, bu nedenle de Bodrum’a iade edilmesi gerektiğini yazmış. Balıkçıya gelen cevapta ise bunun mümkün olmadığını ama heykellerin bulunduğu salonun Ege (Bodrum) mavisine boyandığı bildirilmiştir.

Anıt mezar iade edilmedi ama Kraliçe amacına ulaştı. Ünlü mezar hiç unutulmadı, antik dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edildi ve siyaset alanında ünlü kişilerin mezarları Kral Mausolos’un isminden yola çıkarak “mozole” olarak halen anılmakta.

Bu yapı bugün ayakta değil, ancak Karya krallığının bazı sikkelerinde anıtın kabartmasına rastlanıyor.

Antik tiyatronun sahnesi boş. Bense Euripides’in, Aristophanes’in, Sophokles’in tragedyalarının sahnelendiğini hayalimde canlandırıyorum.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: