Yaratım Gücü

İnsan unutan ve alışan… Vaz geçen ve yargılayan… Oldum derken, dün ki aklını beğenmeyen…

Hiçlik makamını arzulamış, benliğini (ego) yenememiş…

Zihnini susturamamış, seçimleri için hep suçlu aramış olan insan…

Nesin Sen?

Var mısın? Yoksa gerçekten bir hiç misin? Hiçlikten anladığın ne?

Başına gelen her şeyin bir anlamı var mı gerçekten? Bir sebep sonuç ilişkisi mi her olan?

Başkalarına söz geçirmeye çalışmaktan, kendine söz geçirmeyi unutmuş olan insan…

İrade bahşedilmişken, hatalarından ders çıkarmayıp başkalarının var olma mücadelesini aşağılayan insan…

Etten ve kemikten oluşan canlı formunun dışında birçok vasıf taşıyan insan…

Ölümün ensesinde bir nefes kadar yakın olduğunu ya da yapabileceklerinin sınırsız olduğunu unutan insan…

Hayatın anlamını ararken, yaşamayı unutan insan…

Kimsin Sen?

Hiç sordunuz mu bu soruyu kendinize… Varlığınızın amacını sorgularken, yitirdiniz mi aklınızı? Belki de böyle gelmiş böyle gider deyip saldınız kendinizi karanlık dehlizlere…

Olmamışları, oldurulamamışları zihnimizde alıp verdikçe içimizde huzursuz eden bir boşluk hissi uyanıyor. Yaşam tatminin aslında o boşluğu doldurmaktan geçtiğini fark ettiğimiz o zamanlar, bizi anlam arayışına itiyor. Esasen kötü diye nitelendirdiğimiz olaylar bu döngünün tetikleyicisi oluyor. Bu boşluk hissi ve başta belirttiğim sorular bizi bizden alırcasına kafamızın içinde yankılanıyor.

 

Böyle zamanlarda sosyal medya ve çok satanlar raflarında yerini almış kişisel gelişimci, psikolog, yaşam koçu yazılarını okumaya başlıyoruz. Eksik olanı oralar da bulup, bilinçlenmek adına.

Dişil enerji ve aurası güçlü kadınların elde edecekleri …vb. videolara denk gelip de bir durup ben ne izledim az önce farkındalığına eriştiyseniz, bırakın artık. Olay çok basit ve bilgi içinizde.

Birilerine, bir şeylere bağladığımız mutluluk kalıcı olmuyor maalesef. Sahip olma, alışma derken o neşe hali yerini durağanlığa bırakıyor. O zaman sürdürülebilir içsel huzuru biz oluşturmalıyız. Yani durum yine kendimizle alakalı. Geçenlerde bir sohbet esnasında duyduğum ve çok hoşuma giden bir cümle oldu ‘bakışın değişirse, akışın değişir’ işte tam olarak bu!

Dünyada Üç İş Var Derler

  1. Yaratıcı, evren her neye inanıyorsanız onun işi. Müdahale edemezsiniz…
  2. Başkasının işi. Ne kadar uğraşsanız da değiştiremezsiniz.
  3. Kendi işiniz. Bakın işte bu müdahale, değişiklik her ne istiyorsanız karışabileceğiniz tek iş.

İşte, sadece kendimiz! Biz irademizi, nefsimizi, bakışımızı kontrol edebileniz. Yaşadıklarımızı değiştirebilecek olan bu farkındalık.

Değiştirebileceklerimize odaklanıp, değiştiremeyeceklerimizi bıraktığımızda yol aydınlanıyor. Olan bir olayda stres, öfke, üzüntü ile aceleci kararlar vermek yerine sakin kalıp yapabileceklerimize odaklandığımızda süreç değişiyor. Dediğim Polyannacılık değil tam tersine kendimize ve zamanlamamıza güvenmek. Hak ettiğimiz hayatı sadece biz yaratabiliriz, olaylara bakışımız, tepkimiz ve duruşumuzla. Ne istediğimizi bilip o yolda birilerinden bir şey bekleyerek değil, kendimiz bir şeyler yaparak ama hiçbir zaman vazgeçmeyerek.

Sadece kontrolün kendimizde olduğunu bilmeliyiz. İçimizdeki kaygıyı, öfkeyi, huzursuzluğu, sevinci, mutluluğu biz yaratıyoruz.

Çok mutlu olmak istiyorum deyip, mutsuzluk dağıtmak, negatif cümleler kurmakla olmuyor. Mutluluk aranan bir şey değil ya da arandıkça da bulunan… Bunu hissederek kendinize ve çevrenize bu şekilde bakarsanız inanın o boşluk dolacaktır.

‘Neye bakarsan onu büyütürsün. Neye odaklanırsan hayatına onu çekersin’ bence şiar edilmesi gereken cümleler.

Bir bahçe düşünelim yabani otlar konuştuklarımız ve düşündüklerimiz olsun, ilgilenilmemiş toprak ruhumuz ve bedenimiz, bahçıvan biziz ve diyoruz ki ‘bak ne halde bu bahçe, düzelir mi daha da kötü olacak’ diye ahlanıp vahlanıyoruz… Sonuç elbette ki çorak, atıl bir mezbelelik olur.

Değişime buradan başlar ruhumuzdan ve aklımızdan yabani otları temizleyip birazda toprağımızı havalandırdığımızda güneş, bahçemizin rengarenk olması için gerekeni yapacaktır.

Unutmayalım, içimizde olan akışımıza yansır…

Emel Kızıldağ

 

 

Önceki İçerikGeleneksel Japon Tiyatrosu Noh Gösterisi, İstanbul’da
Sonraki İçerikİyilik Hali ve Ruhsal Esenlik