Affetmek…

Yazılması en zor konu bu. Ama cesaret ettim. Zira ben cesurum. O kadar çok okudum, o kadar çok yardım aldım ki bu konuda size anlatamam.  Bu yüzden de sanırım çok şeyi anlar ve bilir gibi oldum…

Yapamadığım  bir şeyi sadece paylaşmak için yazacağım bu sefer.

Detaya giremem. Ama  farz edin ki hayatınızda size en yakın  olan iki insandan birinin (evladınız hariç) ölümünden sonra sizi derinden sarsacak bir yalanını öğrendiniz.

Üstelik bunu onun ölümünün 40. gününde onun yakın bir arkadaşından tesadüfen öğrendiniz.

Hayatınızda onun kanalıyla gelen ama sizin varlığından bile haberdar olmadığınız bir canınız daha olduğunu öğrendiniz.

İşte öyle bir şey…

Onunla karşılaşmamızı hiç unutmuyorum. Aynı onun yüzüydü. Onun ifadeleri ve tarzı. Ben 43 yaşındayım, o 50 yaşında. Hayatımız boyunca sadece bir kez görüşmüştük ve ben onu hatırlamıyordum.

Şile’de kiraladığım bir evde tüm aile bir araya geldiğimizde kardeşlerim getirmişti onu bana. Hiç çok acı çekmekten nefes alamadığınız oldu mu?

Olmasın da….

Bilmem, belki de olsun, gerekliyse yolculuğunuz için…

Yaşadığım acı ve öfke gerçekti ve gerekliydi.

Üstümde taşıdım 1.5 yıl. Nasıl ağır ve yıpratıcı anlatamam….

Bana herkes bir dolu şey söyledi affetmem gerektiği üzerine…

Hepsini dinlesem de yüreğim bir türlü kabul etmiyordu.

Ta ki dün gece okuduğum bir kitaba kadar. O kadar çok kitaptan sonra beni derinden etkileyen yaklaşımları paylaşacağım müsaadenizle…

İhanete verilen en büyük tepki, kırılmış olduğumuzu inkar etmektir. Rahatsız edilmemiş gibi davranmak hayal kırıklığı ve ihanete uğramakla ilgili bir başa çıkma yoludur. Oysa asabi, karamsar ve gücenik olur ve o insandan uzaklaşırız.

Ben uzaklaştım, o ölmüş olsa bile.

İhanetle başa çıkmanın bir yolu da bizi tahrik eden kişiye karşı suçlama, içerleme hissetmektir. Hatta bu bizi hayat ve insanlar hakkında alaycı olmaya bile götürür. Bu sağlıksız öfke diğerleri hakkında bizi eleştirel ve alaycı olmaya bile götürebilir.

Ben bunu da yaptım.

Feci bir ego içinde olduğumu gördüm. Kendimi nasıl da anlamsızca önemsediğimin farkına vardım satır aralarında… Ama haklı acılarım ve isyanlarımla da barıştım.

Size hayat hikayemi anlatmayacağım. Bir gün gerçekten buna karar verirsem bir kitap olacak. Bu konuda da yeterince malzemeye sahip bir hayatım var.

Ama konumuz affetmek…

Yaşadıklarım sonrasında kaybettiğim en önemli şeyin güven olduğunu  ve hayatın sürekli olarak bana bu konuda sınavlar verdiğini biliyordum. Ama bilmediğim şey: “Gerçek güven;  varoluş tarafından tutulduğumuza ve  özen gösterildiğimize dair derin bir içsel tecrübeye dayanır. Bu bizim hiçbir zaman birine karşı güvensizlik duymayacağımız anlamına gelmez. Ancak böyle bir durumda duygu yoğunluğu ile hareket etmek yerine kişi ve olay bazlı analiz etme fırsatı yakalarız. Olayları olmasını istediğimiz gibi değil, olduğu şekliyle algılamaya başlarız. Bu da bizim bir güvensizlik durumunu tüm insan ve olayları atfetmemize engel olur.” idi.

Sizi bilmem ama bende işe yaradı. Artık kimseyi affetmeye çalışmıyorum. Komik kalıyor çünkü.

Biz kimiz ki birini affedelim?


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: