Derin ve Nitelikli Okuma Nasıl Yapılır?

Derin okuma kavramı bir edebi eseri, yazıldığı dönem, yazarın kariyerinin hangi döneminde ortaya çıktığı, yazarın üslubu, kullanılan anlatım biçimleri, hangi edebi türe ve zamana ait olduğu, alt metin, laytmotif, sembol, metafor gibi unsurlar ve metinlerarasılık, üst kurmaca, çoklu anlatıcı gibi modern ve postmodern edebiyatın kavramlarıyla her yönden incelenmesidir.

Yukarıda saydıklarım haricinde derin okuma yapılırken okunan metin, psikoloji, sosyoloji gibi bilim dallarının araçları yardımıyla da incelenir. Derin okuma yaparken okurluğun dışında sanki bir eleştirmenmiş gibi metnin incelemesi yapılır. Bütün bu nedenlerle derin okuma, salt bir okuma eyleminin kapsamına sığmayan bir süreçtir. Metinlerin bu şekilde incelenerek okunması, daha verimli bir okuma eylemine neden olmaktadır.

Yazar hakkındaki biyografileri ve varsa okunan kitap için inceleme türündeki kitapları da okumak bu sürece önemli derecede katkı sağlayacaktır. Kitabın dahil olduğu akım üzerine eserler okumak, metnin yazıldığı dönem hakkında bilgi sahibi olmak ve kullanılan anlatım tekniklerine de aşinalık derin okuma sürecimizin verimliliğini fazlasıyla artıracaktır.

Bütün bu anlattıklarımı somut bir örnek üzerinde sizlere göstermek istiyorum. Örnek kitabımız Oğuz Atay’ın ilk romanı Tutunamayanlar olsun. Bildiğimiz gibi bazı okurlar bu kitabı yarım bırakıyor, bazıları ise romanı bitirse bile okurken fazlasıyla zorlanıyorlar. Şimdi hem bu zorlanmanın ve yarım bırakmanın kaynağına inelim de hem de yukarıda anlattığım kıstaslar üzerinden kitabın kısa bir değerlendirmesini yapalım.

Oğuz Atay Tutunamayanlar İncelemesi

Öncelikle Tutunamayanlar romanı 1970 yılında TRT Roman Ödülünü aldı. İki cilt halinde yazılan romanın ilk cildi 1971, ikincisi ise 1972 yılında yayınlandı. Kitabın yazıldığı döneme göz atarsak, ülkemizde 27 Mayıs Darbesi yapılalı yaklaşık on sene olmuş ve bu kitap yazıldıktan sonra da 12 Mart Muhtırası verilmiştir. Yani ülkemizde ciddi siyasi karışıklıkların olduğu bir dönemde bu metin kaleme alındı. Her ne kadar bu roman ödül almış olsa da o zamanın edebiyat kanonunun dışında kalan bir eserdir. Toplumcu gerçekçi edebiyatın zirve yaptığı bu zaman diliminde, tıpkı Yusuf Atılgan’ın 1959 yılında Yunus Nadi Roman Ödüllerinde ikincilik alan romanı Aylak Adam gibi, dönemi içerisinde “bireyselliği” nedeniyle geride bırakılmış bir eserdir. Aylak Adam demişken, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanını bu eserdeki şu bölümden esinlenerek yazdığını söylemem gerekli:

“— Ya içmediğin zamanlar?

— O zaman ararım.

— Hep arayacaksın sen. Ya resim ya kitap…

— Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.

— Anlamadım.

— Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “— Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur,” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanındaki anlattığı “tutamak sorunu” Oğuz Atay’a yedi yüz sayfalık kocaman bir eseri yazmasına vesile oldu. Postmodernist öğeleri içinde barındıran ve geç modernist bir eser olan Tutunamayanlar romanında, Aylak Adam ile metinlerarasılık bulunmaktadır. Laurence Sterne’ün 18. yüzyılda yazdığı Tristram Shandy’nin Yapı Kredi Yayınlarından çıkan baskısının önsözünde yazar Orhan Pamuk, Tutunamayanlar’da yer alan hayali Olric karakterinin bu romanda yer alan vaiz Yorick karakterinden esinlenmiş olabileceğini belirtmiştir. Yazar, bütün bu eserlerden etkilenmiş olsa da özellikle biçim yönünde en çok etkilendiği kitap İrlandalı yazar James Joyce’un Ulysses romanıdır. Metinde kullanılan bilinç akışı tekniği, karma anlatıcı (aynı paragrafın içinde hem tanrı yazarın hem de ben anlatıcının kullanımı) kullanımı ve biçim yönünden şarkı gibi farklı unsurların da yer alması yazarın Ulysses’ten etkilendiğini bizlere göstermektedir.

Tutunamayanlar’ı bütün bu bilgiler ışığında inceleyip üzerine ülkemizde Oğuz Atay’ın edebiyatı üzerine yazılmış en önemli eserlerden biri olan eleştirmen Yıldız Ecevit’in “Ben Buradayım…” (Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası) adlı kitabını da okursak edebiyat tarihimizin bu önemli eseri için derin okuma yapma fırsatımız olacaktır.

Nitelikli Okurluk

Bu kavram aslında derin okumayla birlikte gelmektedir. Genel okur kitlesi, okudukları kitapları genellikle içerik yönünden değerlendirmektedir. Bir kitaba salt içerik yönünden bakarak güzel olup olmadığına karar vermek okurları yanılgıya düşüren bir durumdur. İçeriğe odaklı okur, metinde geçen olaylara ya da karaktere takılı kalır ve metnin asıl anlatmak istediğini gözden kaçırır. Özellikle anti-kahramanın yer aldığı metinlerde kahramana tepki duyar veya yazarın anlatımını yeterince anlayamadığı için okurken esere karşı soğur ve kitaptan alacağı hazzı geri planda bırakır. Benim içerikçi okur diye tabir ettiğim bu okur kitlesi özellikle modernist ve postmodernist eserleri okurken fazlasıyla zorlanır. Metnin ne anlattığına o kadar odaklanmıştır ki nasıl anlatıldığı kısmını toptan kaçırmıştır. Fakat yazarların ne anlattığından çok nasıl anlattığı önemlidir. Yazarın metinde kullandığı anlatım teknikleri, anlatıcılar ve biçim olarak neleri kullandığına dikkat etmek okuduğumuz kitaba daha dikkatli gözlerle bakmamızı sağlayacaktır.

Nitelikli okur olmak için atılacak ilk adımlardan birisi kitap seçimidir. Okuyacağımız kitapları, belirli kriterlere göre seçip okumadan önce de esere ve yazara dair gerekli bilgileri edinmek, nitelikli okur olma yolunda bizlere önemli bir katkı verecektir. Yukarıda detaylarıyla bahsettiğim ve Tutunamayanlar üzerinden de örneklediğim derin okuma, bizleri nitelikli okur olmamızı sağlayacaktır. Okuduğumuz metinleri ve yazarlarını derinlemesine incelemek, kitaplardan alacağımız edebi hazzı da en üst noktaya çıkaracaktır. Ayrıca nitelikli okurlukta ileri gittikçe okur, tıpkı yazar gibi düşünmeye ve “Bu kitabın yazarı ben olsaydım nasıl yazardım?” cümlesini zihnimizde barındırmaya başlar. Bu noktada artık kişinin nitelikli bir okura dönüştüğünü ve okurluğunun edilgenlikten etkenliğe yükseldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Turhan Yıldırım


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: