Kendine Ait Odasında Bir Kurt Kadın

Hayatta bazı eş zamanlılıklar vardır; tesadüf diyemez, tevafuk olduğunu bilirsin. Bahar aylarında içinde bulunduğum birbirinden bağımsız iki grubun ortak temalarda buluşan çalışmaları gibi.

Martı Kitap Kulübü Şile ekibi olarak, geçen ay konuştuğumuz kitaplardan biri, Virginia Woolf’dan ‘Kendine Ait Bir Oda’ idi.

Ve aynı dönemde Yasemin Sungur hocamın açtığı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ kitap ile sohbet çalışmasına katılmayı seçtim. Bu iki derin okuma deneyiminin bendeki karşılığı her iki kitabın ortak kavramlarında uyanan sorgulamalar oldu.

Kadının İhtiyacı: Kendine Ait Bir Oda

Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda’yı 1929 yılında kitaplaştırmıştır. Bu eserinde ‘Kadınlar ve Kurmaca Yazın’ konusundan yola çıkar. Kadınların yirminci yüzyılın ilk yarısında İngiltere’deki yaşam koşullarına ışık tutar. Eğitimde, sosyal hayatta, iş hayatında, ilişkilerde yaşadığı eşitsizlikleri gözler önüne serer. Woolf, kadının başarılı olabilmesi için ihtiyaç duyduğu bağımsızlığı ‘kendine ait bir oda’ metaforuyla açıklar. Konu yazarlık gibi görünse de tabi ki çok daha derin meselelerdir anlatılan. Kadının sanatçı ruhu, yaratıcı özü, içgüdüsel doğası ve kendini gerçekleştirme kapasitesi irdelenmektedir. Ve bu potansiyelin engellenmesi üzerinedir Woolf’un esas sorgulamaları.

Kurtlar ve Kadınlar Akrabadır

Virginia’nın serzenişleri beni her satırını tekrar tekrar okuyarak ilerlediğim Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın Vahşi Kadın arketipiyle bağlantıya geçiriyor. Clarissa P. Estes bu kitabı 1971’de yazmaya başlamış, yirmi yılı aşkın bir sürede bitirmiştir. Kadınların vahşi doğasını ‘kurtlara’ benzeten Estes her iki türde dikkatini çeken benzerliklere vurgu yapar. Bunlar keskin bir duyarlık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesidir.

Ve Clarissa şöyle devam eder:

‘Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.’

Ve maalesef devamını şöyle getirir:

‘Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir.’

Bu noktada zihnim Virginia Woolf’un şu ifadelerine kayıyor:

‘Onun bu sınava hazırlanışını izlerken, piskoposların ve dekanların, doktorların ve profesörlerin, babaerkillerin ve pedagogların tümünün kadına uyarılar ve öğütler savurduklarını gördüm. Onu yapamazsın, bunu yapmamalısın! Çimenliğin üzerinde yürümeye yalnızca (erkek) öğrencilere ve öğretmenlere izin vardır! Hanımlar tanıtma mektubu olmadan içeriye alınmazlar. At yarışlarında parmaklıkların gerisindeki kalabalığın yaptığı gibi ona bağırmayı sürdürürler ve onun, sağa sola bakmadan engeli aşması gereklidir. Lanetlemek  ya da gülmek için durursan, her iki durumda da kaybedersin. Duraksayıp beceriksizlik gösterirsen mahvolursun. Bir engeli aşarsın, ardında bir engel daha, onun ardında başka bir engel daha vardır…’

Eş zamanlılık demiştim ya… Peri-menopoz etkilerinin iniş çıkışlarına adapte olmaya çalıştığım bir dönemde karşıma çıktı bu iki güçlü kadın. Ne istediğini bilen, otantik, kendini özgürce ifade eden yapılarından çok etkiledim.

Kendine Ait Bir Oda’yı yıllar önce okumuştum. Açıkçası o dönem kitap beni çok da içine alamamıştı. Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı ise pandemide edinmiş ancak bir türlü elime alamamış, okumaya başlayamamıştım.

İçsel Sorgulamalar, Tefekkür ve Menopoz

Bugün, bu yaşımda, bugünkü bilincimle bu iki kitabı bolca düşünerek paralel okuyorum. Okurken, bir peri-menopoz kadını olarak deneyimlediğim duygusal dalgalanmaları çokça sorguluyorum.

Clarissa ve Virginia’nın satırları arasında zihinsel geçişler yapıyor, düşünüyor, soruyor, cevap arıyor ve tefekkür ediyorum. Sanki orta yaş sorgulamalarımı hiç yapmamış gibi, kendimle ilgili derine, daha derine bir yolculuğa çıkıyorum. Sorgulamanın, değişimin, gelişimin sonunun olmadığını bir kez daha fark ediyorum.

Okumanın bibliyoterapötik etkilerini görüyor, aktif okudukça kendimi daha iyi anlıyor ve daha iyi hissediyorum. Sorgulamalarımın temelinde Virginia’nın ‘oda’ metaforundan ilhamla, menopoz sürecinin getirdiği ‘içe dönüş’ ihtiyacıyla ilgili sorular var.

Hayatın oyalanmaları arasında iç dünyamı hissetmeye, iç sesimi duymaya ne kadar alan açıyorum?

Hemen akabinde Clarissa’nın şu cümleleri çınlıyor kulağımda;

‘Bizi bekleyen en önemli iş, çevremizde ve içimizde neyin yaşaması, neyin ölmesi gerektiğini anlamayı öğrenmektir. Yapmamız gereken, ikisinin de zamanlamasını kavramak; ölmesi gerekenlere ölmeleri için, yaşaması gerekenlere yaşamaları için izin vermektir.’

La Loba gibi doğru şarkıyı söyleyerek benliğimde ölmesi gerekenleri öldürüp, yeniden doğuşa izin verebilir miyim? Hayatımın gömülmüş kemikleri neler? İçgüdüsel benlikle ilişkim ne durumda? En son ne zaman kurtlar gibi özgürce koşmuştum?

Hayatımda yaratma enerjimi, ruhumun sesini engellemeye çalışan Mavisakal’lar kimler? Neler?

Menopoz dönemini yaratıcı potansiyelimle güçlü bir iletişim kurma yönünde değerlendirebilir miyim? Öyle olursa içimde Vasalisa’nın bebeği gibi bir pusula bulabilir miyim? Baba Yaga gibi sezgi, bilgelik ve özgürlüğümü keşfedebilir miyim?

Ve Virginia Woolf 20.yüzyılın başından sorgulamalarıma yetişiyor;

‘Din görevlisi de olsanız, beni çimenlerden uzaklaştırmanıza izin vermeyi reddediyorum. Kitaplıklarınızı istediğiniz kadar kapatıp kilitleyin; ama benim aklımın özgürlüğüne vurabileceğiniz hiçbir kilit, hiçbir kapı, hiçbir sürgü yoktur’

Clarissa ve Virginia’nın zihnimde yankılanan sözlerini evirip çevirip, kitapların son sayfalarını kapatıyorum. Artık aklımdan ve yüreğimden yükselen sesler çok daha net. Ve işte KENDİME  SESLENİŞİM;

Virginia kadınların tarih boyunca susturulmasına sessiz kalmadı.

Sen de yakın zamana kadar konuşulması bile toplumsal tabu olan menopozun görünmezliğine sessiz kalma. İçine dön: kendinle çalış! Dışa dön: Konuş, anlat, paylaş! Bu yeniden doğuşu kutla, kutsa!

Clarissa sağlıklı kadının tıpkı bir kurt gibi olduğunu ve vahşi doğasıyla buluşmanın kadını bütünlediğini söyledi.

Sen de menopoz dönemini en doğal özünle bağ kurmak için kullan. Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal bütünlüğünü en iyi versiyona çıkarmak için uyanışa geç. Bastırdığın vahşi kadının sesini duy, kendini özgürce ifade et, sınırlarını çiz, hayır demeyi bil. Kurtlarla koşmak için kendine izin ver!

Kendine ait odası olan bir kurt kadına dönüşüm yolculuğunda kullanabileceğin araçların var:

  • Nefes egzersizi yap, Meditasyon yap.
  • Günlük yaz, sabah sayfaları yaz.
  • Duygularını gör, onlarla otur, kaynaş, sonra sana yaramayanları salıver gitsinler.
  • Her hafta kendine ait bir gün seç ve o günü yaratıcı bir eylemle geçir.
  • Sanatı, edebiyatı, kültürel çalışmaları ihmal etme.
  • Doğada vakit geçir, toprakla uğraş, suya gir.
  • Şükret, teşekkür et, dua et.
  • Kendine, ‘en yakın arkadaşına’ göstereceğin şefkati göster, nezaketi göster.
  • Kadın çemberlerine katıl, kitap kulüplerine katıl, bağ kur.
  • Sosyal sorumluluk çalışmalarına katıl, değer yarat.
  • Her sabah aynaya bak ve tekrarla ‘Çok iyi gidiyorsun kurt kadın!’

Pınar Aykol

Önceki İçerikSade Yaşadı, Derin İzler Bıraktı: José “Pepe” Mujica’ya Veda
Sonraki İçerikDoğayla, Doğalınla Buluş: Kendine İyi Gel
Pınar Aykol
Okumak çocukluğumdan bu yana zihinsel ve ruhsal besin kaynağım, yazmak orta yaş sorgulamalarımı içine akıttığım, hayatta anlam ve şifa bulduğum en kıymetli alanım, okuduklarımı kitapdaşlarımla paylaşmak ise son yıllarda tadına vardığım hayattaki en büyük zenginliklerimden oldu. 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirip ardından 24 sene süresince kurumsal şirketlerde çalıştıktan sonra hayatın benden beklentilerini karşılamayı bırakıp ‘ben bu hayatta gerçekten ne istiyorum?’ sorusuyla ilgilenmeye karar verdim. Bu sorunun beni çıkardığı yolda bir yandan kendi bireysel ve ruhsal dönüşümümle ilgilenirken son 4 senedir koçluk ve mentörlük çalışmalarımla benzer sorgulamalarda olan yol arkadaşlarıma da rehberlik etmeye çalışıyorum. Aynı zamanda kıymetli hocam Yasemin Sungur’dan aldığım eğitimle Martı Kitap Kulübü - Şile Liderliğini ve Martı Dergisi Aylık Yazılarını da hayatıma katmış bulunuyorum. Kitapdaşlarımla, Martıdaşlarımla sevgiyle birbirimize ilham olmak niyetiyle…