Antalya’dan Genç Bir Yayınevi: Zuzu Kitap’ı Takdimimdir!

Şehmus Ay: “Direniyoruz ve sözün büyüsü, kitapların mucizesi adına direnmeye devam edeceğiz.”

Pandemi sürecinde pek çok zorluğa rağmen üretimlerini sürdürmeye devam eden bir yandan da ayakta kalma mücadelesi veren sektörlerden biri de yayıncılık sektörü.  Pandemiden çok kısa bir süre önce kurulan ve pandemi sırasında da çalışmalarına ara vermeden devam eden Zuzu Kitap, şu ana kadar, tanınmış şair Günseli İnal’ın şiir kitabının da aralarında olduğu toplam sekiz kitap yayımladı. Siz bu röportajı okurken Zuzu Kitap’ın mutfağında Göksal Kaynak’ın “Adalya” romanı, Zekiye Yüksel’in ve tiyatro sanatçısı Altay Özbek’in şiir kitabı olmak üzere üç kitap daha ekim ayında okurla buluşmaya hazırlanıyor.

Yıllar önce hapishanede yolları kesişen, sonrasında da hayatlarını birleştiren Gülsüm ve Şehmus Ay’ın hayali; birbirlerine ve “metinlere, şiirlere, yazıya, edebiyata ve hayata da verilmiş bir söz” olarak hayata geçen Zuzu Kitap’ın hikayesini Martı Dergisi okurları için Şehmus Ay’dan dinledik. Yanı sıra hazır bir yayıncıyı bulmuşken pandemi döneminde yayıncıların yaşadığı zorlukları da konuştuğumuz dolu dolu bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Merhabalar. Uzun sayılabilecek bir süredir editörlük, redaksiyon ve metin hazırlama işlerinde çalışıyorum. Bu işler üzerinden de yayıncılık dünyasıyla bağım her zaman oldu. Yayımlanmış bir şiir kitabım ve başka çalışmalarım var. Okumak, metinlerle boğuşmak, sözcüklerden oluşan bir evrende bulunmak beni mutlu ediyor.

Zuzu Kitap’ın kuruluş hikâyesinden söz eder misiniz?

Zuzu Kitap, bizim Gülsüm’le çok eski bir hayalimizin cisimleşmiş hâli gibi. Yıllar ve yıllar önce hapishaneden yazdıklarımızı yayımlayacak yer bulamazdık. Ya yazdıklarımız yolda “kayboluyordu” ya gönderdiklerimizin ofislerinde. O zaman biz mektuplaşıyorduk ve dışarı çıktığımızda muhakkak bir yayınevi kurmalıyız, dedik birbirimize. Bir tür söz vermek gibiydi bu aslında. Sadece birbirimize değil, metinlere, şiirlere, yazıya, edebiyata ve hayata da verilmiş bir söz gibiydi bu. Biraz geç oldu, araya epeyce bir zaman ve olay girdi ama sonunda kurabildik.

Logonuzda kedi resmi var. Özel bir nedeni var mı?

Zuzu, bizim kedimizin adı. Maalesef ağır bir hastalıktan kaybettik. Hayatımızda o kadar önemli bir yeri vardı ki daha yaşarken onun adını verdik yayınevine ve zaten kısa bir süre sonra da onu kaybettik. Başkalarını bilmem ama Zuzu, kedilerin insanların hayatlarına nasıl dokunduklarını, ne kadar iyileştirici ve sevgi dolu bir enerji kattıklarını öğretti bize. Bu yüzden de yayınevimizin logosunu kedi olarak tasarladık.

Gülseli İnal’ın “Ruhların Gardiyanı” adlı kitabı Zuzu Kitap’tan çıktı.

Zuzu Kitap kurulduğundan beri kaç kitap yayımladınız?

Şimdiye dek sekiz kitap yayımladık. İlk kitabımız, şair yoldaşımız Hüseyin Şahin’in “Küçük Oda İzleri”. Yani şiirle başladık. Sonra “Uygarlık İçin Antitez” adıyla bir araya getirdiğimiz Ali Rıza Gelirli’nin denemelerini bastık. Gülseli İnal, biliyorsunuz, yaşayan en kıymetli şairlerimizden, onun da “Ruhların Gardiyanı” adlı kitabını bastık. Sonra ilk romanımız, Ali Rıza Aksın’ın “Çarpı – Alevi Bir Öğretmenin Anıları” çıktı. Anı-roman türünde sıkı bir metin. Almanya’dan dostumuz Akman Gedik’in “Sesim Rüzgârla Gider” adlı şiir dosyası geldi peşinden. En hacimli kitabımız, Antalya’da yaşayan felsefeci hocamız İsmail Akar’ın tarihsel süreçleri değişik bir perspektiften incelediği “Toplumsal Gelişim Süreçleri” adlı kitap. Sonra hem yazılmasının hem de basılmasının ayrı ayrı filmlere konu olabilecek hikâyeleri olan “Kakao Pastanesi” romanını yayımladık. Ecmel Tayfun Bozoğlu’nun yıllarını verdiği bu romanı kendine özgü, ilginç ve hem metinlerarası hem de öykülerarası diyebileceğimiz bir anlatı. Şu an matbaada olan roman da Antalya’da geçen, İtalyan işgaline dek giden ama günümüzle de bağı olan bir roman. Göksal Kaynak, “Adalya” romanında bazen polisiye bazen tarih bazen güncel göndermeleri olan enteresan bir metne imza atmış. Şu günlerde heyecanla gelmesini bekliyoruz. Muhtemelen bu söyleşi yayımlandığında matbaadan yola çıkar.

“…her kitap, her yazar ayrı bir dünya, ayrı bir süreç.” 

Kitabını basmaya karar verdiğiniz yazarlar mı size ulaşıyor yoksa siz mi yazarlara ulaşıyorsunuz? İşin mutfağında işler nasıl ilerliyor?

Bu süreçler biraz tekinsiz, netameli süreçler. Bazen sen yazara ulaşmaya çalışırsın yazar sana yüz vermez bazen de yazar sana ulaşmaya çalışır ama bir bağ kuramazsın. Bazen de herkes birbirinden ilk adımı bekler. Genellikle yazarlar bize ulaşmaya çalışıyor. Çünkü yayıncılıkta içine gömüldüğün işler seni etrafını göremeyeceğin kadar kör hale getirebiliyor. Bazen tavsiye üzerine bazen de tanıdığımız, bildiğimiz sıkı yazarlarla biz bağ kuruyoruz. Yani bu süreçler her zaman aynı şablonda ilerlemeyebiliyor. Bazen de biz yazarın metnini, yazar da bizim yayıncılığımızı beğenmeyebiliyor ve herkes kendi yoluna diyebiliyoruz. Yani her kitap, her yazar ayrı bir dünya, ayrı bir süreç. Hepsi kendine özgü ilişki ve iletişim biçimleriyle yürüyor. Ama Zuzu olarak daha kimseyle incitici bir ilişki yaşamadık. Bizimle bağ kuranlarla da bizim kurduklarımızla da incelikli bir ilişki tarzı geliştirmeye özen gösteriyoruz.

“Kitap, bence insan türünün yaratmış olduğu en büyülü nesnedir. Biz de o büyünün, o muhteşem geleneğin bugün yaşayan bir parçası olduğumuz için çok mutluyuz. Okurla buluşunca mutluluk katlanıyor tabii ki.” 

Yayınevi-yazar, yazar-okur, kitap-okur ilişkisi gibi kitap basım sürecinden başlayan çok katmanlı bir ilişki ağı var.  Bu karşılıklı ilişkilerin ortak noktası ne sizce?

Bir tür delilik, dersem şaka yapıyorum zannetmeyin. Akla ziyan bir emeğin, çabanın ve zihinsel yorgunluğun neticesinde yazar metnini hazırlıyor. Sonra bunun editoryal süreçleri var, “nasıl ve kime yayımlatırım” endişesi var, okurlar ilgi gösterir mi kuşkusu var, yayıncı açısından bandrol, matbaa, ISBN, kargo, dağıtımcı, grafiker işleri var. Bitmiyor yani. Bütün bu azap dolu süreçler hem yazar hem yayımcı açısından gerçekten de bazen delirtici olabiliyor. Ama bu işin sonunda matbaadan çıkan kitabı elinize aldığınızda, “hepsine değer” dedirtiyor. Kitap, bence insan türünün yaratmış olduğu en büyülü nesnedir. Biz de o büyünün, o muhteşem geleneğin bugün yaşayan bir parçası olduğumuz için çok mutluyuz. Okurla buluşunca mutluluk katlanıyor tabii ki.

Bir de okur-yazar, okur-kitap ilişkisi üzerine de izninizle birkaç şey söylemek isterim. Genel olarak herkes okurun az yazarın çok olduğundan şikâyetçi. Teknik olarak haklı gibi de görünüyor. Öte yandan “iyi yazar kadar iyi okur bulmak da ciddi bir sorun” diyen ve bunu da elitizme göz kırpan bir tutum olarak eleştiren de var. Bütün bunlarda haklılık payı olabilir, hepsi de değişik bakış açılarından değerlendirilebilir. Öte yandan hiç ummadığınız yerlerde hiç ummadığınız kişi ve topluluklarda öyle sıkı okurlar var ki, yukarıdaki cümleleri kurmaktan imtina edersiniz. Okur dediğimiz amorf kitle, bizim muhayyilemizde şekillendirdiğimiz bir şey. Evet, genel olarak bir sığlık ve ilgisizlik var ama aynı zamanda da muazzam bir okur profili de var. Sıkı okuyan, araştıran, sorgulayan. Çok görünür olmayı da umursamadıkları için “yok” sayılıyorlar.  Aramızda iyi okurlar var. Onlar kendilerini biliyor.

Zuzu Kitap kuruluşundan itibaren, pandemi sürecinde de okurla nerelerde buluşuyor? Nasıl bir ilişki kurdu?

Açıkçası bu bizim en zayıf yanımız. Biz henüz işin başındayken pandemi belasıyla yüz yüze geldik. Öncesinde de henüz çok küçük ve imkânları alabildiğine kısıtlı bir yayıneviydik. Şimdi bastığımız kitapları online platformlardan okura sunabiliyoruz. Ama doğrudan okurla buluşma imkânından yoksunuz, maalesef. Umarım pandeminin getirdiği zorlukları aştıkça daha fazla bağ kurma fırsatı yakalarız.

Antalya edebiyat atmosferini nasıl değerlendirirsiniz?

Antalya’da edebiyat atmosferi epey hasar gördü aslında. Memleketin politik atmosferinden bağımsız değil elbette. Önceden Altın Portakal Şiir ödülleri ve sempozyumu vardı ve edebiyatçıların akın ettiği, okurların da oldukça ilgi gösterdiği etkinlikler düzenlenirdi. Bunlar yok edildi. ANSAN, yerinden edildi. Eleştirilerimiz olsa da bütün bunlar edebiyatla ilgisi olan insanları buluşturan platformlardı. ANSAN yeni yerine taşındı ancak Altın Portakal Şiir ödülü ve sempozyumu bir daha dirilmemek üzere gömüldü. Bunların yanında Antalya’da yaşayan edebiyatçılar, şair, yazar, müzisyen ve ressamlar var. Şükrü Erbaş, Tecelli Sırma, Nuri Erkal… Bu listeyi uzatmak mümkün. Fakat pandemi öncesinde de şimdi de bir araya gelmek, edebiyatla bağı olan insanlarla bu sanatçıları buluşturmak o kadar da kolay olmuyor. Çok şükür ki onların verimlerinden faydalanıyoruz.

Antalya’da kaç yayınevi var? Birbirinizi takip ediyor musunuz?

Antalya’da benim bildiğim 4 yayınevi var. Maalesef sadece Ubuntu Yayınları ile ilişki ve bağımız var. Bu da bizim ayıbımız. Ubuntu Yayınları ve Faruk Demirel, Nuh Nebi’den beri dostumuz yoldaşımız olur. Birbirimize sık sık uğrar, dayanışma içinde hareket ederiz. Araya pandemi girse de bağımız sağlam. Ama diğer yayınevleriyle maalesef bağlantımız yok.

“Hem okur hem de yazarlar için kitapla, edebiyatla, yazıyla, felsefeyle, düşünceyle bağ kurma arzusu engel tanımıyor.”

Pandemi sürecinin yayınevinize etkileri neler oldu, nasıl üstesinden geliyorsunuz?

Hayatın her alanında etkisi hissedilen bir süreç bu. Bütün dünyanın altını üstüne getirdi. Haliyle bize de yansımaları oldu. Bizim zaten zayıf olan bağlarımızın iyice kopmasına sebep oldu. Kitapevlerinin, sahafların çoğunun kapanması ayrı bir dram. Okur, internet üzerinden satın alabilir duruma geldi. Yine ekonomik yansımalar çok yakıcı. Neredeyse bütün yayıncılık döviz ile hesaplanıyor ve mevcut durumda bütün girdilerin nasıl tavan yaptığını tahmin edebilirsiniz. Direniyoruz ve sözün büyüsü, kitapların mucizesi adına direnmeye devam edeceğiz.

Pandemi yayıncılığı nasıl etkileyecek, neler yapmalı?

Sadece pandemi değil, ekonomi de etkiliyor. Pandeminin aşısı ya da ilacı bulunacak, buna şüphem yok ve belki de bütün dünya bundan sonra böyle durumlara daha hazır hale gelmeyi öğrenecek. Bizim maliyetlerle başımız belada. Üstesinden gelmekte zorlanıyoruz açıkçası. Ama hem okur hem de yazarlar için kitapla, edebiyatla, yazıyla, felsefeyle, düşünceyle bağ kurma arzusu engel tanımıyor.

ZUZU Kitap önümüzdeki zamanlarda neler yayınlayacak?

Şu an mutfağımızda sevgili Zekiye Yüksel’in şiir dosyası var. Editoryal çalışmalar bitti gibi. Belki ekim ayında okurla buluşur. Yine tiyatro sanatçısı Altay Özbek’in bol çizimli şiir dosyası mutfağımızda pişiyor. Onun da ekimde okurla buluşacağını söyleyebilirim. Başka dosyalar da var, henüz duyurmanın vakti gelmeyen. Sürprizlere hazır olun.

Ayrıca size kendimizi ifade etme olanağı sunduğunuz için minnettarız. Teşekkürler.

Seher Özen Karadeniz


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBir Film, Bir Kitap: Özgürlük Yazarları ve İçimdeki Müzik
Sonraki İçerikPsikolojik İmgeler II: Adem’in Elmaları
Seher Özen Karadeniz
İletişimci /Eğitmen. Okur, yazarım. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde lisans, Gazetecilik bölümünde de yüksek lisans eğitimi aldım. İstanbul’da gazeteci olarak başladığım çalışma hayatımı, halkla ilişkiler sektöründe medya ilişkileri yöneticisi olarak sürdürdüm. Yavaş kent olduğunu düşünerek 2007 yılında Antalya’ya yerleştim. Büyükşehir Belediyesi’nin Tarih Vakfı’nın danışmanlığında sürdürdüğü Kent Müzesi Projesi’nde görev aldım. Proje vesilesiyle hem kenti, hem de insanın geçmişle olan ilişkisini nereden kurması gerektiğini öğrendim. Belleğin kıymetini, tarihin sadece kahramanların hayatı üzerinden yazılamayacağını/yazılmaması gerektiğini kavradım. Bu kavrayışla kentimle ilgili fullantalya ve businessantalya kent bloglarında röportaj yapıp kent yazıları yazıyorum. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde iki yıl süreyle ‘Kurum Kimliği’ ve ‘Medya Planlama’, yaygın eğitim merkezlerinde ‘İletişim’ dersleri verdim. Halen kent içindeki en büyük yeşil alanı olan Zeytinpark’ta ‘Doğada İletişim, Doğayla İletişim’ başlılığıyla iletişim eğitimleri veriyorum. www.martidergisi.com’da 2012 yılından beri kitap yazıları, insan hikayeleri, kent yazıları, zaman zaman da gezi yazıları yazıyorum. Yaşam boyu öğrenme tam bana göre deyip AÖF Sosyal Hizmetler bölümünü bitirdim. Halen Sosyoloji bölümü 4. sınıf öğrencisi olarak öğrenim hayatımı sürdürüyorum. Evliyim ve 13 yaşında bir oğlum var.