Zort Da Bir Gün Gelecek

İdeal geleceği düşünün. Hayır, Dünyada canlı kalan tek insan olduğunuz ve zombi sürüsüyle cesurca çarpıştığınız ideal gelecekten bahsetmiyorum. Toplumların ideal geleceğini düşünün: Enerjinin temiz ve sonsuz, ürünlerin bol olduğunu ve tüm işi makinelerin yaptığını. Herkes ne kadar da mutlu olurdu.Ama çoğu yönden aslında gelecek zaten burada ve şu dört harfle özetlenebilir: ZORT

Öncelikle biraz filmlerden konuşalım. Diyelim ki size sıfır lira verip, “bana internetten bulabileceğin kadar filmle gel” deseydim ne kadar filmle geri gelirdiniz? Sanırım cevap “Tüm filmlerle” olacaktır.Ki bu da beni başka bir hikayeye getiriyor. 1977’den beri üçüncü dünya ülkelerinde bebek maması yüzünden binlerce bebek öldü. Bunun sebebi, sağlık önlemleri zayıf olduğu için annelerin mamayı temiz olmayan sularla yapmalarından kaynaklanıyor. O zaman niye anneler kendi sütleriyle çocuklarını besleyebilecekken bebek maması satın alıyorlar ki? Cevabı çok basit: Çünkü mama üreticileri mama almalarını söyleyen bir sürü reklam yapıyor.

Eğer geleceğin neye benzeyeceğini merak ediyorsanız, işte böyle olacak. Gelecek, şirketlerin normalde bedavaya edinebileceğiniz servis ve ürünleri onlardan satın almanız gerektiğine sizi ikna edip edememelerine bağlı olacak.

Ütopyaya ulaştık mı?

Düşünürler ve bilim-kurgu yazarları ‘kıtlık ötesi’ bir toplumdan bahsediyorlar: Yani Star Trek’te olduğu gibi madde kopyalayıcıların ve füzyon reaktörlerinin tüm kıtlığı durdurabileceğinden. Bir taraftan, bu insanlara deli deyip bir odaya doldurabilir ve sonra da Star Wars mu daha iyi yoksa Star Trek mi tartışması başlatabiliriz (bu onları yeterince oyalar) ama öbür taraftan bazı alanlarda bu durum gerçekleşmeye başladı bile. Filmleri, fotoğrafları ve müzikleri düşünün. Bunlar, artık soluduğumuz havadan daha çoklar. Çünkü enerjiyi video, müzik ve resme çeviren elektronik aletlerimiz sayesinde artık mesela, aynaya tutulan cep telefonu ile çekilen fotoğraf türünden sınırsız sayıda üretiyoruz (en azından gereğinden fazla üretiyoruz).

Daha ne isteriz ki? Ütopyaya ulaşmışız, haberimiz yok! Hadi gidip kutlayalım! Demek isterdim ama bebek maması olayını unuttunuz, değil mi? Çünkü işler tam burada saçmalamaya başlıyor. Mesela: Halk kütüphaneleri, uzun süredir insanlara kullanıp geri vermeleri için kitaplar veriyor. Yayımcılar buna bir şey demiyorlar çünkü kütüphane bu kitapları satın alıyor, ve eğer kitap meşhursa aynı anda birden fazla insanın okuması için birden fazla kopya satın alıyorlar. Aynı zamanda kütüphaneler belirli aralıklarla bu kitapları yeniliyor çünkü belirli bir süre sonra bu kitaplar kopmaya ve parçalanmaya başlıyor.

Ama günümüzde bunlardan daha iyi bir kitap türü ortaya çıktı. Artık, hiçbir zarar görmeden on milyar kere bile okunabilen, yok olmayan elektronik kitaplar var. Bunları üretmek ne kadara patlıyor? Bir kuruş bile etmiyor. Hatta okuyucular kendi bilgisayarlarında yayımcıya hiç masraf çıkartmadan kendi kopyalarını bile üretebilirler. Kitap kıtlığına son.

Tabii ki, yayımcılar bunu engellemek için düşünebildikleri tek şeyi yaptılar. Kitapların kendi kendini yok etmesini sağladılar. Kütüphanelere satılan elektronik kitaplar bir sene sonra veya belirli bir sayıda kullanıldıktan sonra kendi kendilerini yok etmeye ayarlılar. Bu olay yayımcılar ve kütüphaneler arasında büyük bir tartışma konusu, çünkü iki taraf da toplumun çalışma şeklini kökünden değiştirebilecek bir şeyle karşı karşıya olduklarının farkındalar. Şöyle ki:

Eğer kitaplar doğal yollarla bozulmuyorsa neden kütüphaneler gerektiği kadar dijital kopya satın alıp bunları sonsuza kadar tutmasın?

Bir saniye, eğer dijital kopyaysa neden kütüphane bir kopya satın alıp her okumak isteyen müşterisi için kendisi kopyalamasın?

Dur biraz, kütüphanelere ne gerek var ki? Neden sadece bir kişi satın alıp diğer tüm arkadaşlarına kopyalarını “ödünç” vermesin?

Peki, o zaman eğer basım ve yayım işleri ortadan kalktıysa yayımcıya niye ihtiyacımız var? Doğrudan yazardan da satın alabilirim.

Bir saniyeeee, niye satın alayım ki? Yazar, bir kopyasını yaptığı zaman neden herkes bedavaya edinmesin?

Burada bir durup nelerin yok olduğunu düşünelim. Yayımcılık şirketlerinin elemanlarıyla dolu gökdelenler, kitap dolu depolar, kitapçılar, kitap basan fabrikalar, kağıt fabrikaları, yazarın kazandığı parayla aldığı onca şey. Hepsi yok oldu.

ZORT yani ZORunlu kıTlık
Bütün bunların ayakta kalması için yayımcılar, uzmanların ZORT – ZORunlu kıTlık – adını verdiği yönteme başvuruyor. Yani, eğer isim vermede benim kadar iyi olsalardı öyle derlerdi. Buraya yazıyorum: Gelecek ZORT’larla yönetilecek.

Sony’nin Matrix stili bir sanal dünya yaratan Playstation Home ürününü biliyor musunuz? “PennyArcade” sitesinin sahipleri, oraya bağlanıp sanal bir bowling salonunda sırada bekledikleri anda çok garip bir şey fark ettiler. Gerçekte var olmayan sanal bir dünyadaki bowling salonunda sırada bekliyorlardı. Orası sadece sıfır ve birlerden oluşuyor. Sırada beklemelerine gerek yok, çünkü bowling salonu sınırsız büyüklükte yapılabilir. Ama sınırsız oyunun olması gereken yerde sadece ZORT vardı.

Dijital ürünlerde de aynı şey geçerli, iletişimden eğlenceye ve hatta yazılımlara kadar. Ekonomimizin önemli bir kısmı ZORT’lar üzerinden işliyor. Ve zaman geçtikçe bu saydam hava her yeri kaplayacak. Harika, değil mi? Ne de olsa siz bir adamın ne yapmanız gerektiğini size söylemesine izin vermezsiniz. Bedava olan ürünlere fiyat biçen şirketlerce kazıklanmazsınız. Bu, kadınların kendi vücutlarında üretebildikleri bir şeyi şirketlerden satın almaları için para ödemeleri gibi olurdu, değil mi?

Hiçbir şeye para ödüyoruz.

Ben de böyle düşünüyordum. Bu kadar bilgili olmanın bir faydası tabii, diyordum. Sonra masama baktım. Tam yanımda bir şişe su duruyordu. Orada duruyordu çünkü 1990’da meşrubat şirketleri, kola satışlarının artmadığını fark etti ve musluk suyunu satın aldılar. Bende sınırsız sayıda bulunan bir kaynağı aldılar, bir şişeye koyup üzerine dağ resmi ve fiyat koydular. Böylece suyun fiyatı %20,000 arttı. Ve ben de bunu satın aldım.

Aynı şekilde, bu bilgisayarı yenilemeye gittiğimde belki de Intel’in şimdilerde çıkan yeni işlemcilerinden satın alırım; hani şu bilinçli olarak işlemcinin bazı özelliklerini kapatan bir yazılımla birlikte gelenden. Neden mi böyle geliyor? Çünkü işlemcide en başından beri var olan bu özellikleri açan “güçlendirici kart” ekstra bir ücret karşılığı yanında satılıyor.

Başından beri sunulan servislerin ücretlendirilmesinden bahsetmeyip sadece ürünlerden bahsettiğimi fark ettiniz mi? Çünkü servisler gün geçtikçe robotlara ve sanal dünyaya kalıyor. Ama bundan başka bir yazıda bahsedersek daha iyi olacak.

Hepimiz en başından beri hiçbir şeye para ödemek için eğitildik ve buna karşı çıkamıyoruz. Etrafınıza bakın ve bana odanızda ZORT görmediğinizi söyleyin.

David Wong/ Çeviren: Tufan Köse


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: