Yasemin Sungur’la Kitap İle Sohbet Yeni Sezona Merhaba Dedi

8 yıl önce başlayan Kitap ile Sohbet etkinliğinin yaratıcısı ve uygulayıcısı Yasemin Sungur’un kararlılığı ve gönül vermesi ile her geçen yıl katılımcı sayısını arttırarak, faaliyetleri ile gelişmekte ve büyümekte…

Kitapların öncülüğünde sohbet etmek için bir araya gelen bizler, bu etkinlik sayesinde kitap okuma alışkanlığımızı geliştirdiğimiz gibi nitelikli okur olma yolunda da çok şey öğreniyoruz. Yazarları tanıyoruz, kitabın geçtiği dönemi anlamaya, verilmek istenen düşünceye, mesaja sorgulayarak ulaşmaya kısaca kitapların satır aralarını okumaya çalışıyor ki bu da bizi nitelikli okur olma yolunda geliştiriyor.

Yasemin Sungur’la Kitap İle Sohbet Yeni Sezona Merhaba Dedi

Her sezon başlangıcı okulun ilk günü heyecanı ile eşdeğer. Sohbetimizi yaptığımız mekânın Oyuncak Müzesi olmasından, kurmuş olduğumuz harika dostluklardan dolayı bir çocuk heyecanında keyifle, mutlulukla, özlemle 9.sezonu 270.buluşmada 20 Eylül 2016 Salı günü açtık.

Sohbetimizin ilk bölümünde yeni katılımcılarımızla tanışıp, kaynaşırken yaz boyunca doruğa çıkan özlemimizi gidermeye çalıştık, hasretle kucaklaştık. Yeni sezonda da devam edeceğimiz sosyal sorumluk projelerimizi bu yıl hayata geçireceğimiz “Benim Kitabım” sosyal sorumluluk projemiz ile nasıl geliştirip, güçlendireceğimizi, sağlayacağımız faydayı konuştuk.

İkinci bölümde ise geçmiş 8 sezonda okunan Kitap ile Sohbet kitaplarından seçtiğimiz en çok etkilendiğimiz kitaplardan paylaşımlar yaptık. “En”leri seçmek hiç kolay olmadı. Yine de seçim yapmak gerektiğinde bir kitap burun farkıyla öne çıktı. Okuduğumuz kitapları sonrasında değerlendirdiğimizde ister yazılı olsun ister aklımızda hepimizin ilk 10, ilk 20 gibi artan sayıda bir sıralaması var. Özellikle ilk 10 üzerimizde en çok etkiyi bırakan, belki de “bir kitap okudum hayatım değişti” dedirten kitap oluyor ve tereddütsüz tavsiye ediyoruz.

İşte kitapdaşlarımın seçimleriyle ortaya çıkan Kitap ile Sohbet EN’leri…

  • Ahraz – Deniz Gezgin: Adile ve İsrafil karakterleri hangimizi derinden etkilemedi ki! Adile hayatındaki tüm zorlukları ve acıları yaşarken tek bir umudu vardı o da oğlu İsrafil’in mutlu olması…
  • Bülbülü Öldürmek – Harper Lee: Bu kitabı okuduğumuz hafta yazar hayatını kaybetmişti. Kendi hikâyesi kadar kitaptaki karakterler de bizi çok etkilemiş ve dünyada zalim insanlar hep var dedirtmişti.
  • Şibumi – Trevanian: Farklı tanımlamaları, coğrafya anlatımları, Japon kültürü ile bizi tanıştırması ve muhteşem mağara tasvirleri ile okuduğumuz diğer kitaplardan farklı bir yere oturdu. Bu kitabı birçok kitapdaşım en olarak seçmişti.
  • Ermiş – Halil Cibran: Bir başucu kitabı niteliğinde ve her bölüm hepimize çok şey ifade etti. Bu kitabı seçen kitapdaş özellikle evliliğe dair bölümden şu satırları okudu…

“Fakat bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde. Bırakın dans etsin göklerin rüzgârları aranızda. Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin: Bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk.”

  • Nietzsche Ağladığında – Irvin Yalom: Bir başka başucu kitabını da ben seçmiştim. 2.sezonda okunulmasına rağmen her sezon bu kitap bir şekilde anılır. Herkesin kitap hakkında söyleyecek bir sözü, duygusu muhakkak vardır. “Yazgını Sev” cümlesi ile hatırlandı.
  • Parfümün Dansı – Tim Robbins: Kült olmuş bu kitaptan da etkileyen var mıdır? İlginç roman karakterleri ile ölümsüzlüğü arayan Alobar ile unutulmaz aşkı Kudra… “Ben selamet istemiyorum, hayat istiyorum” cümlesi ile hatırlandı.
  • Sevgili Arsız Ölüm – Latife Tekin: Dilindeki zenginlikleri ve Dimitri karakterleri ile unutulmazlardan biri. Bizleri diliyle, duygusuyla başka yerlere götürdü.
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü – A.Hamdi Tampınar: Ülkemizin bir dönemini ve geçişi anlamak için okumamız gereken bir kitap.
  • Katip Bartleby – Herman Melville: “Yapmamayı tercih ederim” cümlesi ile damgasını vuran aykırı karakter Bartleby.
  • Deli Kadın Hikâyeleri – Mine Söğüt: Kadınların çektikleri acıları çarpıcı bir şekilde ortaya koyan bir kitaptı.
  • Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali: Türk Edebiyatının ünlü, unutulmaz Raif Bey karakteri. Hayatını seçme hakkını kullanmayarak tüm hayatını kaybetmesine sebep olmasının hüzünlü hikâyesi… Bize cesareti, gerekirse hata yapma cesaretine sahip olmamız gerektiğini gösterdi.

Yeni sezona yeni logo yakışır!

Kitap ile Sohbetin logosunda yer alan martı,  değerli ressam dostumuz Can Ersal’ın usta kalemiyle hayat buldu. 9.sezon anısına kitapların üzerinde yükselen martının yer aldığı banner üzerine, etkinliğimizin bize ne ifade ettiğini birer kelime ile yazarak imzaladık. Çıkan kelimeler hiç şaşırtmadı; Dostluk, Paylaşım, Huzur, Hayata dair, Kendini Keşfetmek, Anlamak, Mucize, Mutluluk, Keyif, Umut, Enerji, Yolculuk, Benlik, Sevgi, Neşe, Değerli… Bir de sevgili Sunay Akın kalemi ve dizeleri ile katıldı kelimelerin yanına.

Bizim kulübümüz sıradan bir okuma etkinliği değil!

Biz; etkinliğin mimarı, moderatörü, hocası, neşesi, enerjisi Yasemin Sungur, oyuncak müzesinin kapılarını açan sevgili Sunay Akın, bizi en güzel şekilde ağırlayan müze çalışanları, yazar dostlarımız ve her yıl artan katılımcıları, kitapdaşları ile büyük bir aileyiz. Kitapların buluşturduğu sevgi, anlayış, paylaşım ile perçinlenen dostluklar… Kitap kulübümüz bize güç, umut veren mutluluk kaynağımız. Kitap ile Sohbet etkinliğimizin 10 yılları görmesini ve daha geniş kitlere ulaşmasını dilerim.

Alev Türkkan


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikMusluğunuzdan Akan Suyu İçebilmek İster misiniz?
Sonraki İçerikOnur Caymaz’dan Okur-Yazar Olmaya Dair
Alev Türkkan
Hayat seçimlerimizden ibaret… Ben de 2014 yılında 18 yıldır sürdürdüğüm kurumsal iş hayatımı bırakmayı seçtim. Kendimi en iyi hissettiğim yer olan doğanın içinde, bir denizin kenarında en keyifli anlarım olan kitap okumakla geçirmeye başladığım yeni yaşamıma böylece geçmiş oldum. Kendimi bildim bileli içimde taşıdığım öğrenci ruhu beni hiç terk etmedi. Okumaya ve öğrenmeye aşık biri olarak öğrendiklerimi paylaşmanın tadını da çok seviyorum. “Hayata ne verirsek hayat bize onu verir” sözüne inanırım ve bu dünyaya gelme amacımı sıklıkla sorgularken aslında tek isteğimin yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan geriye ufak bir iz bırakarak, değer yaratacak bir şeyler yapmış olmak. Şimdi ilgi alanlarıma daha fazla zaman ayırarak ne kadar mümkün tartışılır ama kendimi tanımaya çalışıyorum. Felsefeye olan merakım bana yardımcı oluyor. Doğa yürüyüşlerinde hem kendimi hem doğayı dinliyorum. Sokak hayvanlarına düşkünüm. Onlarla arkadaşlık etmeye, konuşmaya onlardan daha çok ihtiyaç duyuyor olmama şaşırmıyorum. Çünkü var olmanın temeli “paylaşmak”; bilgiyi paylaşmak, sevgiyi paylaşmak, yemeği paylaşmak, mutluluğu, acıyı paylaşmak… kısaca yaşamı paylaşmak. Okumakla ve paylaşmakla kalalım.