Terfi Olmak Ya Da Olmamak… Tüm Mesele Bu Mu?

İşinizde elinizden gelenin en iyisini ortaya koymaya çabalıyorsunuz; iki kişilik çalışıyorsunuz adeta… Sabah mesai saatinden daha önce ofise gelebilecek, hatta ve hatta hafta sonları bile ofise uğrayıp yarım kalan işlerinizi tamamlayabilecek bir enerjiniz de var… Ancak 5 yıldır yaptığınız bu işte henüz hiç terfi almadınız. Çevrenizdeki insanların kısa sürede daha iyi yerlere geldiğini görmek, sizi yoruyor… O halde ne yapmalısınız? Ya da neyi yanlış yapıyorsunuz?

terfi1Çok çalışıyor olmak, terfi için tek başına yeterli değildir kimi zaman. Çevrenizde terfi alanlar, mutlaka sizin yapmadığınız ya da bilmediğiniz bir şeyi yapıyordur…

Öncelikle terfiyi hak etmek için neleri yaptığınızdan emin olmakla başlayalım:

  • Her şeyden önce mevcut konumunuzun sınırlarını zorlamalı, yeni sorumluluklar ve görevler almaya hazır ve istekli olduğunuzu göstermelisiniz.
  • Birlikte çalıştığınız departmandaki takım arkadaşlarınızın hangi işleri yaptığını iyi anlamalı, kritik etmelisiniz.
  • Çalıştığınız yeri tanımakla işe koyulmalısınız. Şirketiniz öncelikle neleri hedefliyor? Belirli stratejileri var mı? Bu planların içinde siz ne kadar , ne ölçüde olmalısınız? Terfi ederseniz, sağlayacağınız fayda ne olur? Bunları iyi belirlemeli ve bilmelisiniz.
  • Sadece talimat alarak çalışmaya alışmamalısınız. İnsiyatif alabilmek ve uygulamaya koyabilmek için de, uygun zemin ve şartları oluşturabilmeli, daha fazla sorumluluk almaya istekli olduğunuzu gösterebilmelisiniz.
  • İşinizi eksiksiz ve doğru yapmalı, hızlı ve pratik çözüm üretebilmelisiniz.
    Kendi kendinizin SWOT analizini yaparak, zayıf ve güçlü yanlarınızı fark edebilmelisiniz. Rakiplerinizi de bilmeli, onları nasıl geçebileceğinizi de düşünmelisiniz.
  • Bir çalışma hazırlarken, sadece olan verilerle yetinmemeli, “daha iyi nasıl olabilir” diye düşünerek, yapabileceğiniz iyileştirmeleri de bilmelisiniz.
    İstediğiniz terfide nelerden sorumlu olacağınızın farkında olmalısınız.
  • Unvan bazlı değil, sorumluluk ve yetki bazlı çalışmanız gerektiğini asla unutmamalısınız.
  • Mevcut becerilerinizi arttırmaya çalışmalısınız.
  • Tepkili değil, etkili olmaya özen göstermelisiniz.
  • Duyarlı ve rekabeti seven bir yapıda olabilmelisiniz.
  • Takım oyuncusu olmalısınız, mütevazi ama profesyonel davranmalısınız.

Terfi olmakla her şey bitmiyor elbette… Aslında her şey en baştan başlıyor belki de…
Daha fazla sorumluluk, daha fazla insiyatif kullanma alanı, imza yetkisi, ekip yönetimi, daha fazla kişiyle diyalog gibi önceden çok fazla yapmadığınız şeyleri yapmaya başlayacaksınız.… Çünkü terfiyi bu kadar istediğinize göre, tüm bunları da göğüsleyebilecek cesaretiniz de olmalı…

terfi2

Diyelim ki, yukarıda sayılanlardan çoğunu yaptığınıza eminsiniz, ancak sürekli yerinizde sayıyorsunuz…. Peki yanlış olan ne?

Şirketiniz de kariyer planlaması olmayabilir.

Bulunduğunuz alanda teksinizdir, yerinize yeni bir kadro açılması planlanmamıştır; terfi mekanizması da bu yüzden işlemiyordur.

Kendinizi doğru sunamamış veya pazarlayamamışsınızdır…. Evet, yanlış okumadınız. Başkalarının yaptığı ama sizin yapmadığınız bir done olabilir belki de bu: Pazarlama. Mesela müdürünüzle bir terfi için olabilecek engelleri, bu engelleri nasıl aşabileceğinizi konuşabilirsiniz; bunları konuşurken kendinizi daha iyi tanıtma şartları yaratabilirsiniz… Tabii tüm bunları etik ve vicdan değerleri çerçevesinde, kendi süzgecinizden geçirerek yapmalısınız.

terfi3

Adam kayırma veya akrabalık ilişkileri dışında ilerlemek için yaratıcı olmak zorundasınız. Bunun en kısa yolu çalıştığınız yeri ileriye taşıyacak işleri düşünmek, bu tip projelerin içinde aktif yer almaktır. Bahane üreten, işi savsaklayan, işten kaçan, yaptığı işin ne olduğunu anlamadan çalışan insanların terfi ettiğini düşünüyorsanız; bunlarda ya etik dışı ilişkiler, ya akrabalık referansı ya da ‘hatırı sayılı kişiler’ veya tamamıyla şans etkili olmuştur.

terfi4

Bu yüzden siz inandığınız hedefte emin adımlarla ilerleyin: “Çalışma hayatımda ne zam istedim, ne de bir terfi  bekledim; çalışarak azmettim, hepsi bana kendiliğinden geldi.” diyenlerden olun.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikKaptanım, Yol Arkadaşım
Sonraki İçerikOkurun Gözünden: Cumhuriyet Çocuğu, Nihal Yeğinobalı
Zeynep Kıyak
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…