Sufle mi? Mutfak mı?

-“Anne nerede oğlum?”

-“Muffakta baba”… 4 yaşındaki Batuhan’ın cevabı.

Kitabın ismi “Sufle”, yazarı Aslı E. Perker…
Hep bu yazının başlığını ‘Mutfak veya Muffak’ diye atma azminden ve hissiyatındayım.
Kitap ile Sohbet etkinliğinde Yasemin Sungur’un Aslı Perker ile yaptığı söyleşide öğreniyorum ki, Aslı Hanım da kitabın dosyalarını Mutfak’da diye kaydetmiş; içim rahatlıyor…

Mutfak Evren’in merkezi mi?
Tüm evren, dünya biz insanlar için. Toplumları oluşturan en temel birimi. Aile de bireylerden oluşuyor. Bu bireyler için ise ev çok önemli. Evde de Mutfak…

Kitapta bolca verilen mesaj; ‘Evet, Mutfak Evren’in merkezi.’

Sadece bayanlar ise değil bu, benim için de mutfak evin en önemli kısımlarından biridir.

Genellikle televizyon gibi bir faktör olmadan bir araya gelinen yer Mutfak. Bizim ailede kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği hep mutfakda yenirdir. Yemekler, tatlılar, börekler burada pişer, okuldan eve geldiğimde olumlu veya olumsuz günün kritiği mutfakda yapılır, akşam yemekleri ya babamın hayat hiyakesi ile veya bize attığı fırçalar da uzar giderdi…

Sevinçler, kavgalar, kutlamalar, kırılan tabaklar, tokuşturulan kadehler hep mutfağımızda olurdu. Hele bir de fırından ve ocaktan gelen o muhteşem kokular…

Özellikle mutfak düşkünü, tatlıcı ve geleceğin pasta tasarımcısı bir kadın ile evlendiğimi bilmediğim bir dönemde mutfak savaşları başlıyor, dar geliyor mutfak bize. Herkesin kendi çöplüğü derler ya, öyle bir durum. Ben iddialı olmasam da on yıldır bekâr yaşamanın getirdiği bir alışkanlık var. Mutfakdaki sihirli yemeklerin yapı taşlarının hayranı olmuşumdur her zaman. Makarna veya omlet bile yapsam çok özenir, her bir malzemenin nasıl oluştuğunu, kimlerin katkısı olduğunu, kimlerin taşıdığını, kimlerin sattığını düşünürüm hep.

Bir süre mutfağı ayrı ayrı kullanmak gibi geçici bir çözümden sonra yıllar geçtikçe Ying Yang gibi bir karşıt uyum sağlayarak mutfakta dans eder gibi hareket etmeye, birbirimizi anlamaya, saygıyla pişirdiklerimize katkıda bulunmaya başlamıştık.

Mutfak evrenin merkezi ise bu Sufle tatlısı nereden çıkıyor?
“Aynı gün yorgun bir kadın ve kederli bir adamın da ellerini uzattıklarını bilmediği kitabı tereddüt etmeden uzanıp aldı. Sufle: En Büyük Hayal Kırıklığı.

Güzel, kaprisli kadın gibiydi sufle; ne gün ne yapacağı belli değildi. Hiçbir kitapta için tam kuralı yoktu. Kimse tam yirmi beş buçuğuncu dakikada fırından çıkartın diyemezdi, hiçbir fırının ısısı standart olamazdı. Her aşçı deneyerek en iyi tarifi bulabilirdi. Kendi kaplarını, kendi fırınını defalarca kullanarak, eskiterek, her biriyle defalarca didişerek…”
Sufle ile her karakteri özdeşleştirmiş yazar.

Malzemeler çok basit: un, şeker, kakao, yağ, süt, yumurta… Tarifi de kolay. Ancak tutturması zor…
Her kişide veya koşulda farklı sonuç alınabiliyor, tam vaktinde kapağı açmanın bile çok kritik olduğu bir hassaslık var. Özellikle suflenin ortasının çökmesi, kahramanların hayatlarının çökmesi gibi bir ekti yaratıyor ama denemekten vazgeçmiyorlar.

Sufle kitabı üç ayrı ülkede geçen, üç ayrı karakteri anlatan sürükleyici hikâyelerden oluşuyor.
Kahramanlarımız: Lilia, Marc ve Ferda.

Bu üç karakterin yanısıra, müthiş yan karakterle ile muazzam bir duygu analizleri yapılmış.

Kitap, William Faulkner’ın sözü ile başlıyor:
“Keder mi hiçbir şey mi seç deseler; ben kederi tercih ederim.”

Bu üç karakter hayatlarında ‘hiçbir’ şeyi seçerek pasif kalmışlar. Başlarına farkındalık yaratacak olaylar gelmekte ve bu olaylar ile kendilerini, duygularını, geçmişlerini analiz edip anlamaya ve küçük de olsa bir aksiyon almaya çalışıyorlar.

Kitabın genelinde duygular çok derin ve etkileyici bir şekilde ifade ediliyor.

Lilia:
Lilia Filipinler’den Amerika’ya gelen, adını, hayallerini, sınırlarını bırakan bir kadın. Kocası Arnie de toplumdaki şablonlara aynen uyan bir biridir. Lilia da aynen Arnie’ye uyum sağlamış, tek rahatlamayı yemek yapmakta bulmuştur.

Lilia hiçbir zaman iletişim kurmamış, tipik zevksiz ama uyumlu bir Amerikan kadını olmuştur. Kendinden başka herkesi suçlar ama bir türlü kendinde bir hata bulamaz. Sınırlarını belirlemekte ve aksiyon almakta cesaret gösterememiştir hayatı boyunca.

Lilia, yıllar sonra anlar ki, başkalarının hayatlarını yaşamıştı ama bunun sorumlusu sadece kendisiydi. Canı yandığı zamanlarda bile gerçekçilikten uzak bir umutla gerekli değişiklikler yapmamış, sınırları koyamamış, sadece kendini avutmuş biriydi. Kimseye zarar vermemeyi bir marifet olarak gören Lilia sonunda bunun zararlarını fazlasıyla yaşamış ve hissetmiştir.
Lilia’nın hikâyesinde Amerikan yaşamındaki yanlızlık ve sosyal bozulmuşluk da yeriliyor.

Marc:
Marc’ın hikâyesi ise sevdiği eşi Clara’nın ölümü ile başlar. Marc hayatı boyunca eşinin uydusu olmuş, son derece silik bir hayat yaşamıştır. Kimse ile,özelikle kendisi ile bir iliişkisi olmamış, Clara’nın çocuğu gibi yaşamıştır, bu sebeple de ailesinin bile özlemini duymaz. Clara’yı ebeveynlerinin yerine koymuştur.

Belki de Marc karakterinin okuyucular tarafında sevilmesinin en büyük sebei, Marc’ın tüm acılarına rağmen, farkındalığa ulaşması ve yeni hayatında kendi ile yüzleşerek cesaret göstermesi… Yeni mutfakta yemek yapmayı başlaması Marc’ın aynı zaman yeni hayatını ve çabasını simgeliyor.

Mutfaktaki küçük ayrıntıların detaylarını öğreniyor ve bu mucizelere tanık oluyordu.
Marc’ın en önemli farkındalıklarından biri, kendini hiç bir zaman başka insanların hayatına dâhil edemediği gerçeğiydi. En yakını bile olsa Clara’sız bir Marc olmamıştır.

Ama marc için artık nefes alma ve değişme vakti delmiştir ve artık o da biliyor ki bu durumda sonra değişiklik gösterebilir.

Ferda:
Ferda da hayattan kaçışı mutfakda bulanlardan. Hayallerinin peşinde olamamış ama topluma uygun davranan iyi huylu davrandığı için kendini avutan biri. Kızı yurtdışında olan Ferda evde annesine bakmakdan bunalmıştır. Annesi gibi olmaya karşı direnç göstermektedir.

Ferda hikâyesinde bolca anne-kız ilişkisi üzerinde duruluyor. Özellikle Ferda’nın annesine benzememe direnci… Elinde sonunda onun gibi olacak ya da bunla yüzleşmesi gerekecek.

Ferda Hanım, belki de fedakâr annelerimizin ve yokluk bilinci ile yetişmiş nesili temsil ediyor. Hep verme, lüks ve pahalı hediye alıp, açmadan başkasına hediye eden bir nesil. Vermeyi bilen almayı bilemeyen, alma-verme dengesini tutturamayan… Sonunda Ferda Hanım da kendisini şımartmak isteyenlerine fırsat vermesi gerektiğini anlıyordu.

İşte tüm bu karakterlerin derin hayat hiyakelerini zevkle okunuyor. Ayrıca, Aslı Perker’in insanın içine işleyecek müthiş bir anlatım tarzı var. İşte kitaptan bazı alıntılar:

“Bir nar tanesinin içine şırıngalanacak pekmezin insanın içini gitgide katranlaşacağını, kederden sürükleyeceğini tahmin edemezdi kimse.”

“Sonunda kendisi kadar bakımsız bir kadın gördüğünü zannedip rahatladığında, gördüğünün vitrindeki kendi yansıması olduğunu anladı.”
“Yatağın öteki yanındaki boşluk her akşam ve sabah kalbini kırıyor, tek çatal sesi daha çok çınlıyordu.”

“Lilia her zaman bir sonraki adımı göremeyecek kadar umut dolu olmuştu.”

Kitap Adı: Sufle
Yazar: Aslı Perker
Sayfa: 308
Yayınevi: Doğan Kitap


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikSufle Aşkı
Sonraki İçerikİdeon – Tanrıların Yolu
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.