Sorularınız Değişirse Hayatınız Değişir- IV

Bu yazı dizisi, Dr. Marilee Adams’ın “Sorularınız Değişirse Hayatınız Değişir” adlı kitabından hareketle hazırlanmıştır.

FARK ile fark yaratmaya hazır mıyız?

Bu ana kadar karakterimiz Richard’ın başına gelenlerden pek bahsetmedim, bunu yapmayacağımızı, öyküye detaylarıyla girmeyeceğimiz yazı dizisinin başında belirtmiş olmalıyım.

Richard hepimiz gibi, oldukça bizden biri. Sıkça “Yargıç” modunda olup bunun farkında bile olmayan, öğrendiği andan itibaren kolaylıkla gevşemekten ziyade genelde çevresine, hatta “Yargıç” moduna bile direnç gösteren biri. Oysa ister adına “sihir” deyin ister “mucize”, bu tam olarak Öğrenici modunda olduğumuzda gerçekleşiyor. Aksi maalesef pek mümkün değil.

Sorun asla “Yargıç” değil, hiç olmadı, aslında bütün farkı yaratan ”Yargıç” ile kurduğumuz ilişki. Unutmayalım ki, neye direnirsek o büyür. Yargıç, Yargıç’ı doğurur, Öğrenici ise Öğrenici’yi. Yargıç’a direnmeye devam mı edeceğiz? Yoksa “Yargıç”ı kabullenecek miyiz? Ancak onu kabullenerek kurtulabiliriz; kısacası “Yargıç-Geçiş-Öğrenici” süreci ile.

FARK Yöntemi ile Kendimizi Anlamak

Bazen bir şeyler olmaktadır; biliriz. Sanki o an, olayın içinde freni boşalmış araba gibi hissedebiliriz. Bir şeyler başlamış ve gayet yanlış başlamıştır. Süreç hızlıdır, aklımıza “geçiş sorusu” bile gelmeyebilir. Öyle bir durumda kendimizi tekrar “Öğrenici” haline getirebilir miyiz? İyi haber: İçinde olacağımız durumu yine biz seçebiliriz. Nasıl mı?

Kitapta danışman, tam bu noktada Richard ile “FARK Tercih Yöntemi”ni paylaşır. Bizde farkındalık yaratıp, bize nefes almamızı sağlayacak bir geçiş kapısı gibi düşünebiliriz bu kısa ancak hayli etkin yöntemi. Yöntem aşağıdaki adımlardan oluşuyor:

F Farkına Var:  Ben bir yargıç mıyım?

A Ara Ver: Duraksamam, geri çekilmem ve bu duruma daha tarafsızca bakmam gerekiyor mu?

R Rapor Çıkar: Tüm verilere sahip miyim? Burada neler oluyor?

K Karar Ver: Kararım/tercihim nedir?

İki taraf da Yargıç modunda olduğunda, yukardaki yöntem çok işe yarar. İlk uyanan avantajlıdır. O kişi “Öğrenici” zihin haline geçip her iki tarafı için de durumu değiştirmeyi seçebilir.

Yukardaki adımları sıklıkla yaptığınında göreceksiniz; aslında çok vakit almıyor. Yapa yapa aşina hale geliyoruz. Veya kısaca koçlukta çokça kullandığımız “Burada ne oluyor?” sorusuna başvurabilirsiniz.

Yetkinlikler Hakkındaki Önyargılarımız

Öğrenici ilk başta kulağa yumuşak gelebilir. Ancak gerçek güç, “höt höt”ten ziyade kararlı olmaktan gelmez mi? Bir insan hem paylaşımcı hem kararlı olabilir. Yetkinlikler hakkında ne kadar çok önyargımız var değil mi? Çünkü genelde şimdiye değin ”ya..ya” kısıtında yaşamışız. “Hem …hem” dünyası bizim için oldukça yeni.

Bir insan işbirliği ile karar alıyorsa sanki risk almak istemez gibi düşünürüz. Halbuki bir insan hem işbirliğinden yana olup, hem risk alabilir. Hatta daha paylaşımcı olup riskin götürülerini minimize edebileceği için, daha büyük riskler bile alabilir.

Öğrenici yolunda olmak, sanıldığının aksine işleri yavaşlatmaz. Acele davranıp işleri sürekli tekrarlamak yerine, bol katılımla işler sandığımızdan daha hızlı bile yürüyebilir.  Yani bir insan hem işbirliğinden yana hem sonuç odaklı olabilir. Bu pekala mümkün.

Grup Dinamiği

Soruların gücüyle düşünme yöntemini karşılıklı birebir ilişkilerde olduğu gibi, ekipler ve gruplarda bile uygulayabiliriz. Bir örneği “Soru Fırtınası” olurdu. Soru fırtınası adı üzerinde, “beyin fırtına”sına çok benziyor. Sadece “cevap” veya “ifade”lerden ziyade; aklımıza gelen “sorular” not ediliyor.

 Koçluk, liderlik, satış & pazarlama gibi hedef odaklı sohbetlerde kullanılabilir.

  • Soruların “Öğrenici” zihninden gelmesine dikkat edin.
  • “Ben” yerine “biz” diliyle ifade edilmesi önemli, sonuçta bir grup dinamiği var.
  • Kapalı uçlu yerine (yapabilir miyiz?), açık uçlu soruları (nasıl yapabiliriz?) tercih edin.
  • Cesur olun, kışkırtın, hatta gülünç bile olabilirsiniz. Yeniliklerden korkmayın. 

Richard başta tökezledi, doğru; sonrasında değişti, dönüştü, büyüdü. Hem işte hem evdeki sorunlarda gözle görülür bir düşüş gözlemledi. Unutmayalım ki, nerede tökezlersek aslında hazinemiz orada. Yaramız bize merhem.Tabii bu bir gecede olmadı.

Önce niyet etti, sonrasında bolca uyguladı. Belki arasıra duvara tosladı, zaman zaman şaşaladı. Anlatılanları pratik ettikçe “Öğrenici” kası güçlendi. Bazen başa döndü, yılmadı, yeniden planladı, eyleme döktü, süreç daha bir kolay hale geldi. Yaşananları kan-ter-gözyaşı  diye özetleyebiliriz.

Sizlere gelince, umarım bu yazı dizisinden keyif almışsınızdır. Ben aldım, sayenizde öğrendiklerimi hatırladım, kendime “yapılacaklar listesi” çıkardım. Gün içinde bazen kendimle şöyle bir oyun oynuyorum. Duyduğum güçlü ifadeleri (her  ifadeyi değil), güçlü sorulara dönüştürmeye çalışıyorum.

Kendinize Sormanız Gereken 12 Çok Güçlü Soru

Son uygulamayla beraber yazı dizisini de sonlandırıyoruz. Madem her soru olasılık yelpazemizi genişletir, madem her sorulmamış soru açılmamış bir kapı gibi kapanışı da sorularla yapalım. Her yerde/ her koşulda uygulanabilecek 12 güçlü soruyla…

Uygulama: Sıkışıp kaldığınız, sizi huzursuz eden veya değiştirmek istediğiniz bir duruma odaklanın. Aşağıdaki soruları içtenlikle, acele etmeden yanıtlamaya başlayın. Bir başkasına (Sen ne istiyorsun?) veya takımlara bile sorabilirsiniz (Biz ne istiyoruz?). Gayet mümkün.

  1. Ne istiyorum?
  2. Seçeneklerim neler?
  3. Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?
  4. Ben nelerden sorumluyum?
  5. Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?
  6. Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?
  7. Neleri kaçırıyor veya görmezden geliyorum?
  8. Neler öğrenebilirim? (bu kişiden, bu durumdan, bu hatadan, bu başarıdan, bu başarisizlıktan vbg…)
  9. En mantıklı eylem adımları hangileri?
  10. Hangi soruları sormalıyım (kendime veya başkalarına)?
  11. Bunu bir kazan-kazan durumuna nasıl dönüştürebilirim?
  12. Mümkün olan nedir? 

Bitirirken

Sorular sonuçları doğurur, büyük sorular ise büyük sonuçları.

Çok keyif aldığım vakitlerde, manasız bir korku sarardı içimi. Arkadaşlarımdan birisi hiç unutmam “Şu an kendine ne soruyor ve diyor olabilirsin?” demişti. Heybemden pek olumlu şeyler dökülmemişti: “Çok güldük, ağlayacak mıyız, hayat bu kadar iyi gidemez, nazar değecek.” “O zaman her aklına geldiğinde bütün bunların yerine ‘Bundan daha iyi nasıl mümkün olabilir?’ diyebilir misin?” diye eklemişti.

Yazdıklarımın sadece %10’unu uygulamaya başlasak neler değişirdi acaba?

Bu yazı dizisinin önceki bölümlerine şuradan ulaşabilirsiniz.

Şeyda Bodur


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikAra Güler Müzesi’nin Kapıları Yeni Sergi ile Tekrar Açılıyor
Sonraki İçerikOkurun Gözünden: Victor Ananias, Yaşam Dönüşümdür
Şeyda Bodur
Şeyda Bodur ben. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunuyum. Yine aynı üniversiteden “Avrupa Çalışmaları” dalında yüksek lisans yaptım. 1996’da başladığım profesyonel iş yaşamında, yöneticilik yapıp çeşitli projeleri yönettim. 8 sene boyunca emek vermiş olduğu Eczacıbaşı Topluluğu kariyerimde önemli bir yer tutar. Şu an göçmenlere iş bulma konusunda yardım eden United Work’te Eğitim Takım Lideriyim. Uluslararası belgeli Gestalt Yaşam Koçluğu Sertifikası’na sahibim (International Coach Federation bünyesinde Professional Certified Coach). İletişim benim için elzem; su gibi, nefes gibi. Yaşamın bizzât kendisi. Burcum İletişimin de sembolü olan İkizler. 14 Haziran doğumluyum. Bunun akabinde severek yaptığım işler eğitmenlik, koçluk ve yazarlık... Mistik hikâyelere bayılırım. Nelerden hoşlanırım? Keşfetmekten...Keşfetmek benim için dünyayı gezip tozmak kadar derinleşerek yapılan içsel yolculuklarımı, hatta mahalle arasında denk gelinen eski bir yazlık sinemayı bile kapsar...Hayatın kendisi zaten dev bir ekran değil mi? Senaristi, yönetmeni ve oyuncusu bizler olduğumuz...Başka ilgi alanlarım? Dans etmek, içinde estetik olan herşey, yüzmek, kitap okumak ve samimi sohbetler... Çok iyi derecede İngilizce ve orta derecede Almanca biliyorum. “Dünyaya yeniden gelsem yine ben olmak isterim" diyebilecek coşkuda bir yaşam sürdürmeniz dileğiyle sağlıcakla kalın...