Sorularınız Değişirse Hayatınız Değişir- II

Gücümüzü elimize almaya başlıyoruz!

Gücümüzü ele almak “Yargıç” zihnimizin bizi değil, bizim onu yönetmeye başlamamız ile olur.

Geçen yazıda görmüştük, hepimiz kendimize sorduğumuz sorularla sürekli kendimizi ya “Öğrenici” veya “Yargıç” moduna sokuyorduk. Bunda pekala yanlış bir şey yoktu, çünkü bu şekilde eğitilmiş, bu dünyada bunu görmüştük. Sıklıkla kullanılan kas misali, bu kasımız hayli güçlenmişti. Unutmayalım ki, hepimiz iyileşme sürecinde olan yargıçlarız. Yani en sakınmamız gereken “Yargıç” halimize de yargıç gibi davranmak.

Pekiyi hedefimiz ne o zaman? “Yargıcı kabullenip, öğrenici gibi davranmak.”

Gözlemci Olmak

Şimdi “Tamam iyi güzel de, bu alıştırmalar eşliğinde bunların farkında olmak kolay, ya gün içinde, onca koşturma arasında nasıl farkında olacağız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Öncelikle hakkınızı teslim etmem gerekir. Güzel, demek güçlendirici sorulara hayatınızda daha çok yer vermeye başladınız bile.  Özetle “Gerçek hayatta nasıl duvara toslamayacağız onca koşuşturma içinde?”

Uzmanlar farklı sayılar verseler de genelde gün içinde bir yetişkinin zihninden 70 ila 90 bin kadar düşüncenin geçtiği söyleniyor. Çok fazla değil mi? Soru veya ifade halinde olması gerekmiyor düşüncelerin, bunların farkında olup olmamak asıl mesele. İşin aslı genelde farkında değiliz. Çoğu düşünce enerjiden tasarruf etmek adına haberimiz bile olmadan bilinçaltı seviyede yürütülür merkezi sinir sisteminde. Bu durumda yapmamız gereken ne? İşte bir güçlü bir soru daha.

Anahtar kelime ‘Farkındalık’. Peki, bizi farkındalığa getiren ne olurdu? Gözlemlemek. Kendimizi günün 24 saati gözlemlemek mümkün olmasa dahi, bunu belirli aralıklarla basit uygulamalar dahilinde yapabilir miyiz?

Uygulama 1: Gelecek sefer telefon çaldığında (acil veya sizi zora sokacak iş telefonunu seçmeyebilirsiniz) hemen açmak yerine bir müddet gözlemleyin. Zilin sesini duyun. Kafanızdan ne gibi düşünceler geçiyor? Panik mi oluyorsunuz? Ne gibi duygular hissediyorsunuz? Yargılamadan sadece izleyin. Elbette dilerseniz o çağrısız cevaba sonradan dönebilirsiniz.

Uygulama 2: Hemen harekete geçme dürtüsü hissettiğiniz bir uyaran karşısında (e-maile yanıt vermek, bir program için televizyon açmak, kapı zili, acıkmak vbg…) hemen harekete geçmeyin. Zor da olsa gözlemleyin. Sadece izleyin. Yapabiliyorsanız düşünceler, aynen bir bulut gibi geçsin gitsin zihninizden.

Uygulama 3: Size iyi gelen bir meditasyon uygulaması bulup düzenli yapın (ben bu konuda kendime Eckhart Tolle ve Joe Dispenza’yı yakın hissediyorum).

Zihin Yapıları

Yazının başından itibaren, iki tane farklı zihin yapısı üzerinde durduk; “Öğretici” ve “Yargıç”. Gelin bunlara biraz daha yakından bakalım.

Yargıç ve Öğrenici Zihin Yapıları

Yargıç Öğrenici
Yargılayıcı/kendine ve/veya başkalarına) Kabullenici (kendine/ve/veya başkalarına)
Tepkisel ve otomatik Düşünceli ve ılımlı
Suçlayıcı Sorumluluk alan
Çok bilmiş Bilmemeye değer veren
Katı ve sert Esnek ve uyumlu
Ya/ya da düşüncesi Hem/ve düşüncesi
Haklı olma çabası Araştırıcı
Sadece kendi bakış açısı Başkalarının bakış açılarını düşünen
Varsayımları savunan Varsayımları sorgulayan
Olasılıkları sınırlı gören Olasılıkları sınırsız gören
Baskın ruh hali: Koruyucu Baskın ruh hali: Meraklı

Dünyanın hali şu anda yukarıdaki sütunlardan hangisini daha çok yansıtıyor desem sanırım cevabını az çok hepimiz biliyoruz.

Sıklıkla ‘Yargıç” sütununda olmak nasıl hissettirir? Diken üstünde? Gergin? Yıpratıcı? Çoğunlukla bu tutumda olmanın gerek kendi vücutlarımıza gerek çevremize bir bedeli olmalı. Sonuçta, insan ne yapıyorsa kendine yapıyor.

Nereden başlasak? Elbette kendimizden. Ne zaman başlasak? Koçlukta bir tabir vardır, “Şimdi olduğun yerden başla, bu her zaman başlamak için en iyisidir.” Hiçbir şey tesadüf değil sonuçta!

Soru sormanın önemini kavramak adına biraz daha soru uygulaması ile bu yazımı sonlandırma niyetindeyim. Unutmayalım, hikayedeki Richard bir danışman eşliğinde çalışırken bizler bunu kendi başımıza yapmaktayız. Ancak tam olarak yalnız değiliz, iki güçlü aracımız var bizimle beraber: Sabır ve gözlem.

Uygulama 1: İlk hafta sabahları kalkar kalkmaz biraz soru araştırması yapın. Kendinize ne gibi sorular soruyorsunuz? (sorgulayıcı sorulardan ziyade kavramaya, işbirliğine, yaratıcılığa, hedefe yönelik sorular) İkinci hafta uygulamayı biraz genişletin ve güne yayın, kendinize soru sormaya devam.

Uygulama 2: Gün boyunca karşılaştığınız durumlara verdiğiniz tepkiyi inceleyin. Bu bir soru mu, yoksa ifade (cevap) mi?  Eğer ifadeyse, ifadeyi soru formatına getirin. İfadeyi soru formatına getirmek ruh halinizde ne gibi bir değişikliğe neden oldu?

Üçüncü yazıda buluşmak üzere…

Soruda kalın, hoşça kalın.

Şeyda Bodur

Önceki İçerikKitap ile Sohbet Ataşehir
Sonraki İçerikFilm Tavsiyesi: İçimdeki Çocuk (The Kid)
Kendini anlatmak dünyanın en zor şeylerinden biri bence. Sürekli değişip dönüşürken, yaşam biteviye bizi şekillendirirken, sahi ben kimim? Değişmezlerim var mı, varsa neler? Dilerseniz beni yazılarımdan sizler tanıyın. Yine de beni heyecanlandıran kavramlar ortaya bırakayım, birer ipucu niteliğinde; Akdeniz, çiçekler, iletişim-İkizler burcu, Boğaziçi üniversitesi, kız kardeş, hak-miras, nezaket, ilk yaz, disiplin-aylaklık, Türk kahvesi, demli çay-simit, kiraz-karpuz, keyif, keşif, denge, dönüşüm, mistik, holistik, seyahat, sahici paylaşımlar, samimi sohbetler... Burada sadece yazmaktan ve okumaktan bahsetmek istiyorum. Neden mi yazıyorum? Biliyorum bencilce olacak, herşeyden önce bana iyi geliyor. Düşüncelerim netleşiyor, duygularım alan buluyor, sakinleşiyorum, sadeleşiyorum, “O”lanla hizalanıyorum, kendimi ifade ediyorum, üretiyorum, yaratıyorum, yüreğimi ortaya koyuyorum, yaşama katılıyorum, meydan okuyorum, “ben de varım” diyorum, belki ortaklık arıyorum ve daha nicesi...Satırlara sığmaz. Neden mi okuyorum? Sözü bir Usta’ya bırakmak istiyorum izninizle, ne bir kelime eksik ne bir kelime fazla... “Bütün iyi kitapların sonunda, bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda, meltemi senden esen, soluğu sende olan, yeni bir başlangıç vardır…” Edip Cansever