Sonbahar ve Değişim

Sonbahar zamanı, değişim zamanı… Eskinin yeniye yer açtığı bir zaman. Yeniye yer açmak için eskiyi fark etmek gerek. Oysa eskiyi bırakmak istemeyen en başta kendi zihnimiz. Zihin için değişim demek tehlike. Onun için bilinen güvenli. Bilinen geçmişte oluşan kalıplaşmış duygu, düşünce ve inançlar. Tüm bunları destekleyen deneyimler… Değişim için en temel şart zihnin ötesinde, onu gözlemlemekten geçer. Duygu ve düşünceleri gözlemleyebiliyorsak, duygu ve düşünceler olamayız. Bu özdeşlemeden özgürleşildiğinde değişim için uygun ortam oluşmaya başlar.

Gözlemlemek teoride kolay gibi gözükse de, hayatımızı geride tutan, bize hizmet etmeyen gözlemlemek hiç de kolay değildir. Evren bize farkındalık sağlanabilecek harika bir metot daha vermiştir. Sevgili üstat Stafeno D’Annabu metota Antagonist Yasası der; içeride ne varsa dışarıda da o vardır. Antagonist yani hayatta düşünerek bulamayacağımız doğruları, elde edemediğimzi tecrübeleri bize gösteren karşıt kişiler. Buna olayları da ekleyebiliriz. Bizi en çok sinirlendiren, üzen, tiksindiren, çıldırtan kişiler bizler için nimettir.

İlk adım, ani tepkiye kapılmamaktır. Hislerin farkında olup harekete geçmemektir. Duyguları bastırmak çok tehlikeli olabilir. Zihinde oluşan her duygunun etkili olduğu süre 90 saniye. Biz onu beslersek öbür boyu öfke, neftet hissedebiliriz. Ancak beslemek olmazsa 90 saniye sonra bu duygunun etkisi azalacaktır. Bir hayatla kıyaslandığında bu süre çok kısa gibi görünür. Ancak insan tepkileri genelde ilk bir-iki saniye ortaya çıkar: “Bir anda öfkeyle söyledim/yaptım” deriz.

Ani tepkileri bıraktığımızda artık almamız gereken mesajı almaya hazır hale geliriz. Alınacak mesaj iki boyutludur: 1) doğrudan kendi kişisel geçmişimiz ve 2) atalarımızdan, ailemizden taşıdıklarımız. Bazı durumlarda ise her iki boyut da aynı anda mevcuttur.

Kişisel boyutta, kendimizde kabul etmediğimiz yönlerimizi diğer kişiler bize yansıtırlar. Yetiştirilme tarzımız ve eğitim sistemimize bize doğru ve yanlışı öğretir. Topluma göre ‘kötü’ olarak belirlenen özelliklerden uzak dururuz. Ailemiz deki gizli kuralları da eklersen, ismine kişilik dediğimiz maske oluşmaya başlar. [Kişilik kelimesinin İngilizcesi personality kelimesidir. Kökü persona’dan gelir. Latince persona maske demektir]. Oysa Tapduk Emre’nin söylediği gibi “Hepimizde tüm insanlığı her yüzü mevcuttur.” Örnek olarak genellikle sessiz ve sakin çocuklar uslu olarak nitelendirilir. Dolayısyla çocuk büyümeye başladıkça kendisini ifade edemez. Duygularını ve düşüncelerini bastırır ve harekete geçmekte zorlanır. Bu durumu alışır ve kendimizi böyle kabul edersek, hayat bize mesaj vermeye devam eder. Kendimizi ifade edemediğimiz durumlar sürekli oluşmaya devam eder.

Daha yıkıcı olaylar veya kişiler ise genellikle geçmişle, ailemizin yaşadıkları ve atalarımızla ilgilidir. Kadınlar hep acı çekmişse, çektikleri acıların bazılarını ailedeki diğer kadınlar da çekebilir. Geçmişteki haksızlıklardan dolayı bizler de haksızlıkları üzerimize çekiyor olabiliriz. Ailede iflas etmiş baba ve dedeler varsa, biz de kendimizi para kaybederken bulabiliriz. Yedi ceddimizden gelen bu kadere isyan etmek isteyebiliriz, durumu mantıksız bulabiliriz. Günümüzde bilim de, psikoloji de, ait olduğumuz Aile Sisteminin günlük hayatımıza ve sağlığımıza etkisini ispatlıyor. Mark Wolynn, Seninle Başlamadı isimli kitabında genlerle aldığımız kaderi nasıl değiştirebileceğimizi anlatıyor.

İster kişisel ister ailevi olsun, problemlerin çözülmesinin en kilit aşaması geliştirdiğimiz anlayıştır. Kazanılacak veya kaybedilecek bir şey yoktur. Sadece biz olmayanı fark etmek, ardında yatan dinamikleri anlamak önemlidir. Reddetmek durumu daha da kötüleştirebilir. Fark etmek ve kabul etmek, bizi engelleyen güçlerin yumuşasını sağlar.

Sonbahar, içimize dönüp bakmak için ideal bir mevsimdir. Sararmış, geçmişten gelen yapraklarım döküm zamanıdır. Bize mesaj veren Antagonistleri değerlendirip, sıkıntını boyutuna bakabiliriz. Kalbimizle olanı anlamak ve kabul etmek özgürlüğe açılan yelkene rüzgar olur…

Deniz Öztaş


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikOyun
Sonraki İçerikYaz! Her Gün Yaz, Yaz
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.