Sevgiliye Mektup

Üç yıl öncesi, yaklaşık bugünler…

22-11-2014

Bugün nasıl bir ilişki istediğimi, seçtiğimi ya da nasıl bir ilişkiye niyetim olduğunu yazarken gözüm tarihe takıldı. Sayıların tekrar ediyor oluşu, çift-eş olmayı simgeliyor olabilir miydi acaba? Eğer öyleyse, bu eş zamanlılık, Evren ile aynı frekansta olmak ne güzel!

Evet soruma dönecek olursam “Nasıl bir ilişki olsun?”

İlişki Tanrı’ya yaptığımız bir yolculuk olsun. Birbirimize yol olalım. Tıpkı bir soğan gibi kademe kademe sahte benliklerimizden soyunalım, korkularımızdan arınalım. Cücüğümüze, özümüze yolculuk olsun. Beraber derinimize dalma, derindeki güçlü hazinelerimizi birlikte keşfetme olsun.

Derine inerken, aynı zamanda yukarıya da tırmanalım. Nasıl olsa aşağı nasılsa yukarısı da öyle, değil mi? Tıpkı bir merdivenden döne döne çıkılan basamaklar gibi. Sonsuza, hiçliğe yapılan tırmanışta ben birkaç basamak çıkayım, sonra ona el vereyim, o birkaç basamak çıkıp önüme geçsin, bana elini uzatsın. Döne döne yapılan sarmal bir dans gibi.

Dansımız bazen RUMBA olsun yumuşak ve romantik, bazen TANGO olsun ateşli ve erotik, bazen bir CHA CHA gibi eğlenceli ve oyunbaz, bazen bir VALS tadında ağırbaşlı ve tutkulu, bazen bir PASO DOBLE misali erkeğimin gururla horozlanmasını izleyeyim.

Dans esnasında beni kavrasın, zira onun tutabilme kapasitesine ihtiyacım var hayatta ve dansımızda, “Yap şovunu” desin.

“Ben sana her zaman desteğim ve her türlüsünden kefilim.”

“Seni izlerken müzikle akmanı, çiçek çiçek açmanı, ben güzelliğinin tadını çıkaran olayım.” Bu sözlerle tüm vücudum gevşesin, hiç tatmadığım bir güven duygusu hasıl olsun…

Benim kabım olsun, aynen bir nehrin kıyısı gibi. “Ak güzelim”, desin, “ben seni tutarım.” Açsın kollarını… “Savrul güzelim, ben senin her türlü hormonal, duygusal savrulmanda yanında, yanı başında olacağım, seni tutmaya devam edeceğim.” Güçlü kollarıyla kavrasın beni. Ben de gürül gürül çağlayayım, akayım, tek derdim sadece akmak olsun, ona coşku olayım, hayatına neşe getireyim, duygu yelpazemde yolculuklara çıkarayım, renk katarak tekdüzeliğini kırayım. Azıcık şımarayım, kâh kucağına oturayım, kâh başımı omzuna yaslayayım.

Nasıl bir ilişki olsun?

Daha sayayım mı?

Yin-Yang sembolü gibi birbirini tamamlayan… Erkek penis değil, testis olsun; bıktık güç savaşlarında kaybolmuş, sadece “yapan-eden” erkek modelinden, erkekliği bir organa indirgeyeninden. 2014 modeli erkek testis gibi olacak, “yetersizlik” duygusunun farkında, dişisini ezmek veya onunla yarışmak bir kenarda dursun, tıpkı testisin spermleri koruması gibi onu yücelten, koruyup kollayan, “Buyur sen öne geç” diyebilen. Komplekslerinin farkında ve bunlardan arınma yolunda. İnanıyorum, dünya dişiler- dişil taraf tarafından evrilip dönüştürülecek; madem duyguları yöneten dişiler, madem evlat yetiştiren dişiler. Bu kadarına hakkımız olsun…

Adam “adam” gibi olacak. Sadece kadınına değil, duygularına da sahip çıkacak. Diğer dişilere centilmence sınır koymasını bilecek, “Ne yapayım fıtratımı bu” gibisinden güdük ve kadük bahanelere sığınmayacak.

2 rakamı tersten ve düzden yan yana suya yansırsa ne olur? Kalp olur. İç içe geçmiş iki kalp neye benzer hiç düşündünüz mü? Hemencecik söyleyeyim, kelebeğe. Birliktelik aynen bu motif gibi, birbirine hem aşık hem özgür hem can-ı gönülden bağlı hem pır pır kanatlı.

Aslı ayna olacak; seni sana yansıtacak, nasıl ayna nötr yansıtır; güzelsen güzel, çirkinsen çirkin. Sana makyaj yap bile demez, sen yaparsın canın çekerse.

AYNA’ya bakma cesaretimiz var mı?

Var mı içten hakiki yüzleşmelere?

İlişkide onda neyi yönetmeye çalıştım? Bu ilişkide ne çalışıyor ve ne çalışmıyor? Neyi manipüle/ kontrol ediyorum/ etmeye çalışıyorum? Nerde sahici davranmıyorum?

Muhtemelen samimi olmadığımız her yerde bir korkumuz göz kırpıyordur.

Yoksa siz hala PRENS’inizi bulamadınız mı? Buldunuz da kaçtı mı?

Kanımca prens bulmak uğruna birçok kurbağa öpmek de saçma, beyaz atlı bir prensin bizleri bulup uyandırmasını beklemek de…

İkimiz de birbirimizi öpelim doyasıya ve birbirimizi uyandıralım bu RÜYAdan…

Şeyda Bodur


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikUçurtma Müzesi’ne Gidelim mi?
Sonraki İçerikStar Wars Hayranları Profilo AVM’de Buluştu
Şeyda Bodur
Şeyda Bodur ben. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunuyum. Yine aynı üniversiteden “Avrupa Çalışmaları” dalında yüksek lisans yaptım. 1996’da başladığım profesyonel iş yaşamında, yöneticilik yapıp çeşitli projeleri yönettim. 8 sene boyunca emek vermiş olduğu Eczacıbaşı Topluluğu kariyerimde önemli bir yer tutar. Şu an göçmenlere iş bulma konusunda yardım eden United Work’te Eğitim Takım Lideriyim. Uluslararası belgeli Gestalt Yaşam Koçluğu Sertifikası’na sahibim (International Coach Federation bünyesinde Professional Certified Coach). İletişim benim için elzem; su gibi, nefes gibi. Yaşamın bizzât kendisi. Burcum İletişimin de sembolü olan İkizler. 14 Haziran doğumluyum. Bunun akabinde severek yaptığım işler eğitmenlik, koçluk ve yazarlık... Mistik hikâyelere bayılırım. Nelerden hoşlanırım? Keşfetmekten...Keşfetmek benim için dünyayı gezip tozmak kadar derinleşerek yapılan içsel yolculuklarımı, hatta mahalle arasında denk gelinen eski bir yazlık sinemayı bile kapsar...Hayatın kendisi zaten dev bir ekran değil mi? Senaristi, yönetmeni ve oyuncusu bizler olduğumuz...Başka ilgi alanlarım? Dans etmek, içinde estetik olan herşey, yüzmek, kitap okumak ve samimi sohbetler... Çok iyi derecede İngilizce ve orta derecede Almanca biliyorum. “Dünyaya yeniden gelsem yine ben olmak isterim" diyebilecek coşkuda bir yaşam sürdürmeniz dileğiyle sağlıcakla kalın...