Sevgi Sütü

İki özel organımın bu derece değerli olduklarını, küçük primatlar kucağıma verilince anlamıştım. Emzirme eylemini başarıp başaramayacağım konusunu daha önce hiç düşünmediğimi fark etmiştim. Sanırım benim için her anne bunu yapardı, yani yapabilmeliydi. “Anneysem yaparım” dedim ve giydim emzirme çamaşırlarımı. Keşke çamaşır giymek kadar basit olsaydı bu süreç. İki organa iyi bakılması gerektiğini anlayıp araştırmaların içinde buldum kendimi.

Hamilelik boyunca içtiğim üç litre suya devam ettim. Gazlı içeceklerden, kuru baklagillerden, çiğ sebzelerden uzak durup malt içeceklere sarılıp ılık duşlar aldırmıştım iki değerliye. Pompayla arkadaşlığımı ilerletmiştim. On gün boyunca yoğun bakıma taşıdığım sütler 50 cc’yi geçtiği gün haklı bir gururla gülümseyerek emanet etmiştim biberonu. Onlar geceyi orada geçirirken “Bakın bebeklerim sizin için gece çalıştım, kanıtı biberonda” demek istiyordum. Biliyordum yetmeyeceğini ama çabalamak bile beni mutlu ediyordu. Süte odaklanmıyordum, tek isteğim kucağımda sağlıkla evimizde olmalarıydı.

Bebeklerimi günde iki kez yarım saat görme hakkım vardı. Sabahtan yanlarına girip çıktıktan sonra, emzirme odası denilen benim için trajikomik mekanda, hastanenin çekim gücü ultra seviyedeki makinesiyle oracıkta gelmişti ilk sütüm. İçimde buruk bir sevinç vardı. Evdeyse pompayı her elime alışımda kucağımın boş oluşuna ağladım.

Yoğun bakımdan çıkmadan bir gün önce hemşirelerin desteğiyle emzirme denemesi yaptığımda çok heyecanlanmıştım. Kızım ve oğlum  ne kadar mutluydu bilmem ama benim için muhteşem anlardı.

İkisini aynı anda besleme fikrinden çok uzaktım. Ne o esnekliğe sahiptim ne de doğruluğuna inanıyordum. Doğumdan önce bile sürekli paylaşım halinde olan iki primatın bu özel anı gerçekten “özel olarak” yaşama hakları vardı. Mama takviyesi olduğu için de zevkini çıkar bebeğim diyordum. İki bebeğine de sadece anne sütüyle yetebilen arkadaşlarımı ayakta alkışlıyorum.

Pompayla arkadaşlığım kanka seviyesine yükselmişti eve geldiklerinde. Vakitsizlikten saçlarımı kuruturken pompayı kullandığım zamanları hatırlayıp  halime gülüyorum. Aslında sütün miktarına takılmadan varlığına şükredip aramızdaki bağı ilmek ilmek işliyordum.

Sütün beslendiği tek şeyin mutluluk olduğunu o günlerde anlamıştım. Küçük mutluluklarıma sarılıp milyonuncu kez ağlarken annem bir sabah “Sütün akmış” demişti. Sanırım Ferrari’m olsa ancak bu kadar havalı olabilirdim. Tişörtümü duvara çerçeveletip öylece seyre dalmak istiyordum. Halay başı olup süt lekeli tişörtümle “tey tey, ahey ahey” bile diyebilirdim.

Süt depo edebilme hayaliyle aldığım süt poşetlerini yeni doğum yapan bir arkadaşıma vermiştim. Silikon uçlar evin kara deliğine çoktan girdiler sanırım. Buzlukta bebeklerden önce olduğu gibi barbunya, bezelye ve kıyma oldu. Kendi ürünlerimden depo etmeyi isterdim. Baktım ki olamıyor ben de zorlamadım. Katı gıda serüveni başladığında da pompa benden, ben ondan uzaklaştım. Bu ulvi anların yerini göz göze gelip kıkırdamalarımız aldı. Kıkırdamalar şimdilerde esprilere dönüştü bile.

Sonunda anladım ki, her anne biraz fazla biraz az olabilirdi ama sevgisiyle hep çok kalmalıydı.

Berna Aksu


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: