Film Tavsiyesi: “Saatler” İçinde Değişen Hayatlarımız

Stephen Daldry’nin “Saatler” filmi, farklı dönemlerde yaşayan üç kadının bir gününü ustaca perdeye yansıtırken, kendine özgü estetiği ve dramatik yapısıyla, uyarlandığı romanı adeta aşıyor.

Sinemada edebiyat uyarlamaları alanındaki en başarılı örneklerden birinin, İngiliz yönetmen Stephen Daldry’nin yönettiği “Saatler” (The Hours) adlı film olduğunu söyleyebiliriz. 2002 yılında yapılan film, sinemanın o güne dek edebiyatla kurmuş olduğu ilişkiyi derinleştiriyor. Şöyle ki, önümüzde öncelikle uyarlamanın bizzat kendisi, yani Amerikalı yazar Michael Cunningham’ın “Saatler” adlı romanından hareketle çekilen film var. Dünya edebiyatının önemli isimlerinden İngiliz yazar Virginia Woolf’un “Mrs. Dalloway” adlı romanını yazdığı dönemde yaşadıkları ise, Cunningham’ın romanındaki üç ana öykünün ve karakterin temelini oluşturuyor. Bu bakımdan film, sinemada edebiyat uyarlaması denilen kategoriye yeni ve derin bir boyut katıyor.

Aslında Herkes Birer Mrs. Dalloway

Film, paralel bir kurguyla, üç ayrı zaman diliminde yaşayan üç kadının bir gününü anlatıyor. İlk karakterimiz, 1882-1941 yılları arasında yaşamış ve edebiyat tarihinde “bilinç akışı” tekniğiyle tanınan Virginia Woolf (Nicole Kidman). Yayıncılık işleriyle uğraşan kocasıyla oldukça iyi şartlarda bir hayat süren Virginia, psikolojik iniş çıkışlar içinde, “Mrs. Dalloway” adlı romanını yazmakta ve romanın kadın karakterini zihninde şekillendirmeye çalışmaktadır. Kronolojik bakarsak, filmin ikinci kadın karakteri, 1950’lerin Los Angeles’ında yaşayan, evli ve bir çocuk sahibi Laura Brown (Julianne Moore). Laura, Woolf’un 1925 yılında yazdığı “Mrs. Dalloway” adlı kitabı okumakta ve kitapta kendisini içten içe etkileyen unsurlar bulmaktadır.

Seçimlerimizi Kendimiz İçin Yapmak

Yazan, okuyan ve yaşayan bu üç kadının “artistik” temeldeki bu ortak paydaları dışında tabii ki ortak daha birçok özellikleri vardır: Hepsi ilişkilerinde mutlu gibidir, öyle görünürler dışarıya karşı. Ancak tam anlayamadıkları ve içinde bocaladıkları bir ruh sıkıntısı yaşarlar, hayatta hepimizin karşılaşabileceği bir anlam arayışının girdabına girip çıkarlar sık sık. Ve kendilerini sorgularlar. Neyi başaramadık? Neyi elimizden kaçırdık? Mutluluk tablosunun arkasında ne gizli? Başkalarının mutluluğu için nereye kadar yaşanır? Kendim için kendi seçimlerimi neden yapamıyorum?

Kocasının sevgi ve anlayışını her zaman takdir eden Virginia, bu tür soruların cevabını manik-depresif bir süreç içinde bulmaya çalışacak ve fakat umarsız çabaları intiharla sonuçlanacaktır.  Yine anlayışlı bir eşe sahip olan Laura, sözde mutlu aile tablosu içinde oğluna yapacağı sözde mutlu doğum günü partisinin hazırlıkları içinde, çocuğunu dahi gözden çıkarabildiği travmatik saatler yaşayacak ve intiharın eşiğinden dönecektir. Bir kız arkadaşıyla yaşayan Clarissa ise, bir zamanlar eşcinsel tercihler yapmış olan AIDS hastası eski sevgilisini hayata bağlamaya çalışacağı saatler içinde kendi hayatını da sorgulayacaktır. Neden birlikte olunamamış, neden ayrı yollara gidilmiş ve o ayrı yollar neden yine de bir duvara çarpmıştır?

Kendine özgü iniş çıkışlar yaşayan bu üç kadın, adeta karanlık tünelin ucundaki ışığı ararlar gün boyunca…

Bir günde yaşananlar anlatılırken, hayatlarına, kim olduklarına, neden o noktada bulunduklarına dair ipuçlarını izleriz tüm o küçük-büyük hesaplaşmalar çerçevesinde. O bir gün, hepsinin hayatının sembolü ve özetidir bu bakımdan aşk-dostluk, umut-umutsuzluk, başarı-başarısızlık ikilemindeki kadınlar, toplumsal normlar içindeki sıkışmışlıklarına ne kadar karşı gelip kendilerini var edebileceklerdir? Ve hayatları bir günde değişerek özgürleşebilecek midir?

Her şeyin bir saati olması gibi, yaşamanın, hesaplaşmanın, seçimler yapmanın ve varoluşsal adımlar atmanın da bir saati vardır hayatın içinde. Ve o saat gelince, olan olur!

Hüznün ve Sorgulamaların Filmi

“Saatler” filmini, sanat (edebiyat) üzerine yapılmış en güzel filmlerden biri olarak da ele almak mümkün. Laura karakterinde olduğu gibi, sanatın (bir romanın) insanı nasıl etkilediğini, yaratılan bir karakterin (Mrs. Dalloway), yaratan kişinin hiçbir zaman bilemeyeceği zaman ve mekânlarda aslında nasıl yaşayabildiğini görürüz ve hissederiz film boyunca.

Filmin başarısının, yönetmenin sergilediği üslup kadar, filmi oluşturan diğer unsurlardan da geldiğini söylemek yanlış olmaz. Virginia rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar ödülüne lâyık görülen Nicole Kidman’ın, Laura rolünde Julianne Moore’un ve günümüzün en iyi kadın oyuncularından Meryl Streep’in benzersiz performansları bu unsurların başında geliyor

Kitaba büyük ölçüde sadık kalınmasına karşın konuya hizmet etmeyen olay ve kişilerin ustalıkla dışarıda bırakılmış olması, filmin romanı aşmasını sağlayan özelliklerin başında geliyor. Ayrıca, romandaki iç sesler yerine diyaloglara ağırlık verilmesi, dönemler arasında kolay anlaşılır ve görsel nitelikte geçişlerin kullanılmış olması da filmin artı hanesine yazılabilir. Hayattaki yerimize ve seçimlerimize değinen bu hüznün ve sorgulamaların filmini, özellikle kadınların mutlaka izlemesini öneririm.

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: