Oyuncağın Kısa Tarifi

Oyun etkinliğinin ayrılmaz bir parçası olan oyuncakların tarihi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Özellikle Anadolu’da oyuncakların çocuklar için taşıdığı öneme dikkat çekmek yerinde olacaktır.

Anadolu’nun köy çocukları, uzun asırlar boyunca kendi oyuncaklarını kendileri yapa gelmişlerdir. Söz konusu oyuncaklar oldukça basit olsa da yaratıcılığı açığa vuran, özgün oyuncaklar olmaları bakımından önemlidirler. Bunlara verilen isimler de Anadolu köy kültürünün dilsel zenginliğin işaretidir. Örneğin uçurtmayı ele alalım. Bu oyuncak Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çıtalı uçurtma, altı köşeli, dolap, tayyare ya da sallabaş balon gibi isimler almaktadır. Tarihi kayıtlarda rastlanan diğer isimlerden bazıları ise şunlardır: cergen, kalkan, kayrak, kuş vs.

Çocukların elde oynayabildikleri topaç, sapan, uçurtma gibi oyuncakların yanı sıra tarihsel geçmişte büyük oyuncaklar adı verilen oyun araçlarına da rastlamak olasıdır. Bu oyuncaklardan belki de en ilgi çekici olanı ‘çıkrıncak’tır. Bu araç hem tahterevalli gibi inip çıkmakta, hem de atlıkarınca gibi dönmektedir. Anadolunun çeşitli yerlerinde hala bu aracı görmek mümkündür. Verilen isimler farklı olsa da, çıngırak, cıngırlak, cızzak gibi, tarihsel gelişim içinde Anadolu çocuğunun ortaya koyduğu yaratıcılık hep aynıdır.

Anadolu’da en yaygın oyuncaklardan biri de, salıncak olagelmiştir. Salıncak çeşitli kültürlerde büyüsel ve törensel amaçlar için en çok başvurulan oyuncak olmuştur. Tarih boyunca kullanım amaçları içinde hastaları iyileştirmek, kötü ruhları kovmak, üründe bolluk sağlamak yer almıştır. Örneğin Thailand’da salıncakta ne kadar sıkı durulursa o ölçüde kötü ruhlar üzerinde zafer kazanılacağına inanılır. Afganistan’ın kuzeydoğusunda yer alan Dardistan’da çocuklar bayramlarda gelenek olarak salıncakta sallanırlar. Malezya’da ise hastayi iyileştirmek amacıyla evinin önüne salıncak kurulur.
 
Salıncak, dönme dolap, atlıkarınca gibi büyük oyuncaklar Osmanlı’da çok gelişmişti. Avrupalılar ancak 16. yüzyıldan itibaren bunların resmini yayınlamaya başlamışlardır. Bayramlarda ve kutlamalarda bu tür oyuncaklarla yarışmalar düzenlenmesi Osmanlı gelenekleri arasındadır. Örneğin büyük salıncakların tepesine asılan yemişleri koparabilmek için sallananların en yükseğe çıkması gerekirdi.

Osmanlı’da oyuncaktan söz ederken Eyüp oyuncakçılığının ne denli önemli olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır. Ziyaretçileri arasında çocukların sıklıkla yer aldığı Eyüp’te ne zaman oyuncak yapımına başlandığı tam olarak bilinmemektedir. Ancak kaynaklardan anlaşıldığına göre günümüzde ‘oyuncakçı çıkmazı’ olarak bilinen sokakta eskiden oyuncak yapanlar yaşamaktaydı. Evliya Çelebi 17. yüzyılda düştüğü notta Eyüp’te 100 oyuncak dükkânı olduğunu belirtmiştir.

Eyüp oyuncakçıları malzeme olarak deri, teneke, tahta ve toprak kullanmışlardır. Bunları boyarken aşı ya da sulu boya kullanmışlar, en çok da mavi, yeşil, kırmızı ve sarı renkleri tercih etmişlerdir. İnsan biçiminde oyuncaklara hiç rastlanmamasının nedeni, bunların günah sayılmasıydı. Bu nedenle yüzyıllar boyu Eyüp oyuncaklarının çeşitliliğinde değişiklik olmamıştır.
 
Eyüp oyuncakları arasında belki de en bilineni ‘kaynana zırıltısı’dır. Diğer oyuncak çeşitleri arasında şak şak, hacıyatmaz, dönme dolap, cambaz, beşik, tahta kılıç, davul, ipli ok, araba, vs. Sayılabilir. Geçmişte Eyüp oyuncaklarının satıldığı tek yer Eyüp değildi. Bunlara İstanbul’un farklı semtlerindeki seyyar oyuncakçılarda ve aktar dükkânlarında rastlamam mümkündü. Sırtlarına oyuncak sepetlerini alan seyyar satıcılar düdüklerini öttürerek ve tekerlemeler söyleyerek çocukların ilgisini çekmeye çalışırlardı.
19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’da batının fabrika yapımı oyuncakları yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu oyuncaklarla rekabet edemeyen Eyüp oyuncakları giderek çeşitliliklerini ve ustalarını yitirir olmuşlardır. Kayıtlara göre, 1921 yılındaki yangınla büyük zarar gören Eyüp Çarşısında tek bir oyuncakçı dükkânı kalmıştır. Yine de bu oyuncaklar 1960’lara dek azalsalar da, geleneklerini sürdürmüşlerdir. Ancak bu tarihten sonra Eyüp oyuncakları yerlerini plastik oyuncaklara bırakmaya adeta mecbur kalmışlardır.

Osmanlı’nın tarihinde önemli yeri olan ve asırlar boyu çocukların dünyalarını süsleyen Eyüp oyuncakları günümüzde tamamen kaybolmuşlardır. Bunlara ne yazık ki artık sadece koleksiyonlarda rastlamak mümkündür.
Eyüp oyuncaklarının nasıl yok olduğunu anlatırken Beyoğlu oyuncakçılarından söz etmeden geçmek olmaz. İstanbul’un batılılaşmasında pek çok şeyin olduğu gibi oyuncakların da çağdaşlaşması Beyoğlu’nda başlamıştır.

Aslında batılı oyuncaklar İstanbul’a sadece Beyoğlu’ndan değil saray ve konaklardan da girmişlerdi. Ancak yine de merkez hep Beyoğlu olarak kalmıştır. Japon Mağazası ya da Çocuk Bonmarşesi gibi dükkânlar işte bu merkezin üstleri olmuştur.
Yukarıda belirttiğimiz bu iki dükkânın yeri çok ayrı olsa da oyuncakların Beyoğlu dünyasının yalnız onlarla sınırlandıramayız. Karlman Pasajı, Yüksek Kaldırım gibi yerlerdeki küçük dükkânlarda, Hacopula Psajı’ndaki kukla hastanesinde ve Yeniçarşı’daki kurşun asker dükkânlarında oyuncakların izini sürmek mümkündür.

 İstiklal Caddesi’nin en ünlü oyuncakçısı olan Japon Mağazası’nın camekânlı vitrinlerinde askerleri, arabaları, kuklaları, mutfak takımlarını, taş bebekleri, oyuncak ayıları görmek mümkündü. Bu caddenin ikinci en ünlü oyuncakçısı olan Çocuk Bonmarşesi ise 1930 yılında açıldı. Japon Mağazası’nın aksine oyuncaktan başka bir şey satmayan bu dükkân ithal oyuncakların yanında yerli yapım oyuncakları da satardı. Bu dükkânda Noel Baba kılığındaki kuklalar, Alman malı askerler, tanklar, tüfekler savaş yıllarının kaçınılmaz oyuncakları olarak sahiplerini beklerdi. Ama savaş yıllarında bile çocuklar yine çocuktu. Bunun için tahta bir topla devrilen ‘kiy oyunu’, günümüzdeki legonun atası sayılabilecek mekano, hacıyatmazlar, çelik çomak oyunları, toplar çocukların hayallerini süsleme hazırdı.

İkinci Dünya Savaşı boyunca toprak ya da kurşun askerker erkek çocuklarının favori oyuncakları olmuştu. Kurşun askerlerin yapım yeri Yeniçarşı’da bulunan bir dökümhaneydi. Kovboylar ve kzılderililer de en az askerler kadar ilgi görüyorlardı. Bunlara sıklıkla ‘kukla hastanesi’nde rastlanırdı. Bu hastanede türlü bebeklerin, askerlerin, kovboyların kırık dökük yerleri onarılır, böylelikle ona sahip olan çocuğun hayallerinin de kırılıp dökülmesine engel olunurdu.
 
Zaman ve batılılaşma çabaları ilerledikçe oyuncakçı dükkânları üstlendikleri anlamı kaybetmeye başladılar. Oyuncakların her yerde satılmaya başlanmasıyla her keseye uygun oyuncaklar yaygınlaştı. Bugün o eski oyuncakların dünyasını yaşatmaya çalışan dükkânların sayısı bir elin parmaklarını geçmez oldu.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: