Mario Levi: En Derin Vatanı Türkçe Olan Üç Ana Dilli Bir Yazar

İstanbul’un masal anlatıcısı, Mario Levi’nin ardından

“Her uçuşun bir hikayesi vardır. Bir sonu da… En güzeli de budur… Bir sonun olması… Bu sonun nerede ve ne zaman geleceğinin bilinmemesi… Marifet uçuşun hakkını verebilmekte.”

“Çünkü Fısıltılar Vardı” kitabında böyle yazmıştı Mario Levi. İstanbul’da, 66 yaşında yaşamını yitirdi. 

Edebiyat sevgisi, dildeki ustalığı, hiç dinmeyen öğrenme açlığı, nezaketi, nahifliği, bu nahifliğe eşlik eden bir cesaret ve değerlerine sahip çıkma inadı… Bunlar, Mario Levi’yi uzun yıllardır tanıyan, birlikte çalıştığı, ürettiği, paylaştığı dostlarının onu anlatırken vurguladıkları özelliklerinden sadece birkaçı… 

Okurları onu “İstanbul aşığı yazar”, “iletişim eğitmeni”, “edebiyatın duygulu ve güçlü kalemi” gibi nitelemelerle tanıyorlardı. Dostları ise “nezaketi”, “insan sevgisi”, “coşkusu”, “üretme heyecanı”, “insana ilham ve cesaret veren eğitimci kimliği” ile anlattılar Levi’yi. 

Kendisini tanıyanların dilinden dökülenler anlatıyor ki, tam da yazdığı gibi yaşamayı başarmış, hayatın hakkını verebilmek için elinden geleni ardına koymamış bir isimdi. 

En derin vatanı Türkçe olan üç ana dilli bir yazar

1490’lı yıllarda Endülüs’ten İstanbul’a göç etmiş Yahudi bir ailenin tek çocuğu olarak, 1957 yılında, İstanbul’da doğmuştu. Çocukluğunda anne ve babasıyla Türkçe, dedesiyle Fransızca, babaannesi ile de Ladino dilini öğrenen ve kendisini “üç ana dilli bir yazar” olarak nitelendiren Levi, buna rağmen eserlerini Türkçe yazmayı tercih etmiş ve bu dile sevgisini “Benim en derin vatanım Türkçedir” sözleriyle vurgulamıştı: 

“Fransızca yazabilirdim. Yazsaydım da işim çok kolaylaşırdı bir dünya yazarı olmak açısından. Bunu tercih etmedim. Zor yolu seçtim belki ama kendi doğallığı içinde gelişti bu. Çünkü çocukken sokakta hangi dilde top oynamışsan, gençken hangi dilde ilk aşkını yaşamışsan, çok kızdığında hangi dilde sövmek geliyorsa içinden, o dil senin dilindir ve o dil Türkçeydi. O sebepledir ki, kendime hep şunu söylüyorum, benim en derin vatanım Türkçedir.”

“Yazarlık bir keşif yolculuğudur ve keşfedilecek topraklar, yazarın kendisidir”

Aidiyet ve kimlikler, kültürün yaşatılması ve edebiyat konularına eğilen, Türk – Yahudi kimliği ve İstanbul’un kültürel dokusunu konu alan eserleriyle geniş bir okur kitlesine erişen Levi, konuşmalarında yazma tutkusunu “Yazarlık bir keşif yolculuğudur” sözleriyle anlatmış, keşfedilecek toprakları da “yazarın kendisi” ve “kendisini ortaya koyma cesareti” olarak tanımlamıştı:

“Biz hiçbir şeyi yoktan var etmiyoruz. Anlattıklarımızın hepsi zaten var. Biz sadece keşfetmeye çalışıyoruz. Yazarlık bir keşif yolculuğudur ve hala edebiyatımızda keşfedilecek bilinmedik topraklar var. Biz yazarlar belki de başkalarının görmemekte ısrar ettiklerini görmeye çalışıyoruz. Önemli olan edebiyatta soru sorma cesaretini göstermektir. Dahası da okuru soru sormaya davet etmektir. ‘Keşfedilmemiş topraklar var’ derken, ‘hala anlatılacak birçok konu var’ demek istemedim. Hayır, anlatılacak bir konu yok. Yazar olacaklar yok yere ‘yeni bir konu bulacağım’ diye heveslenmemeli. Çünkü yeni bir konu yok ama yeni toprak dediğim nedir, yazarın kendisidir. Kendini ortaya koyma cesaretidir.”

“Edebiyat acı kaynaklıdır, zorlu sürecin sonunda ulaşılan mutluluk ise benzersiz…”

“Beri tarafta edebiyat, acı kaynaklıdır. Senin hayatla alakalı bir çatışman olması lazımdır. Bu, keder, hüzün, öfke, isyan olarak kendini gösterebilir. Tüm muhtemel olumsuz duygular edebiyatın kaynağında vardır. Ondan sonra süreç işlemeye başlar ve eğer bu kaynaktan yola çıkarak o zorlu yazma sürecinde -ki, bu zorlu süreçtir, yazarken ağlaman gerekir, bunu yaşaman lazımdır- ortaya inandığın bir metin çıkarsa, hele bir de o metin birilerine ulaşabilirse işte o zaman yaşanan o mutluluğun eşi benzeri yoktur.”

Kendini kendi şehrinde yabancı hissedenlerin hikayesini anlattı

“Benim İstanbul’um bir masaldı… Bu masal benim hikayemdi… Bu masal, kendini, kendi şehrinde yabancı hissedenlerin hikayesiydi… Bu masal, tüm yaşananlara karşın, Boğaz’ın sularını bir ana rahmi olarak görmek istemenin hikayesiydi… Bu masal, ‘yanlış’ bir kulaçta ya da bir kürek sallayışta, o akıntıların biri tarafından yutulmaktan, bambaşka bir denize sürüklenmekten korkmanın hikayesiydi…”

“İstanbul Bir Masaldı” romanında kurduğu cümleler, Levi’nin dostlarının, onun ardından kaleme aldıklarını çağrıştırıyor. 

Yazar Yekta Kopan, Levi’yi “Mario bu şehirdeki bütün canlıların, sokakların, denizlerin, yaşamların ve aşkların anlatıcısıydı” sözleriyle anarken, Everest Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Saadet Özen, “Mario Levi İstanbul’u sürekli inşa etmeye çalışan, bu nedenle hatırlamayı, kaydetmeyi, canlandırmayı, hayal etmeyi mesai edinmiş yazarlardandı” diyor ve ekliyor: 

“Kendi köklerine ve hayatına da bu inşa edilen İstanbul’un içinden bakıyordu; doğduğu, büyüdüğü bu yer onun için kendi varlığının da edebiyatın da en önemli kaynağıydı.”

“Mario Levi ile İstanbul’u kutsayan bir sofrada!”

Yayıncı ve yazar Deniz Yüce Başarır ise Levi’nin romanını anlatırken “iki tür azınlık”tan söz ettiğini anımsıyor:

Mario Levi ile Tünel’de buluştuk. O romanını anlattı, azınlık olmaktan söz etti. ‘İki tür azınlık var romanda,’ dedi.  ‘Etnik ve duygusal azınlıklar.’ Duygusal azınlık kavramı, o günlerde, 30’lu yaşlarının başındaki o genç kadına bugün 50’li yaşlarının sonunu süren kadına söylediğinden çok daha az şey söylemiş olsa da, akılda kalıcıydı. Mario da öyleydi: Akılda kalıcı! İstanbul’a tutkun, edebiyat aşığı, üretken, dilbaz, yüreklendirici, anlayışlı, öğretmen ve hep öğrenci. Ben onu okurken, bir sofrada gibi hissederdim kendimi. Daha önce tatmadığım lezzetlerle bezenmiş, uzun, kalabalık bir sofra. Çevresindekiler birbirleriyle sohbet ediyorlar. Sesler karışıyor birbirine; yemekler kendinden geçiriyor konukları; her dinden her kültürden her kesimden her dönemden insan şarap kadehlerini kaldırıp ‘dostluğa’ içiyor sanki. Farklılıklarını kutluyorlar… Ve İstanbul’u kutsuyorlar!”

En derin vatanının göğsünde 

“Çünkü Fısıltılar Vardı” adlı romanında “Herkesin bir toprağı vardı. Son ülkesi… En derin uykusuna yatacağı, en nihayet gerçek huzuru bulabileceği” diye yazan Mario Levi, bugün “en derin vatanım” diye nitelendirdiği Türkçe’nin ve aşkla anıp anlattığı masal kenti İstanbul’un gönlünde sonsuz uykusuna yattı. O artık Türkçe’nin, Türkiye edebiyatının ve İstanbul’un ve kitaplarını okuyanların ayrılmaz bir parçası. 

Mario Levi kimdir?

1957 yılında İstanbul’da doğdu. 1975 yılında Saint Michel Fransız Lisesi’nden, 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Fransız ve Roman Filolojisi’nden mezun oldu.

İlk öyküsünü 1975 yılında yazdı. 1984 yılından sonra Hokka Dergisi, Şalom, Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyet Dergi, Stüdyo İmge, Gösteri, Milliyet Sanat, Agos ve Oksijen gibi birçok yayın organında yazılar kaleme aldı.

İlk kitabı “Jacques Brel: Bir Yalnız Adam”, 1986 yılında yayımlandı. 1990 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı “Bir Şehre Gidememek” ile o yılın Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. 1991 yılında “Madam Floridis Dönmeyebilir”, 1992’de “En Güzel Aşk Hikayemiz” adlı kitapları yayımlandı. 

1993’te başladığı “İstanbul Bir Masaldı” adlı kitabını 6 yılda tamamladı. Kitap 1999 yılında yayımlandı ve Levi bu kitabıyla 2000 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. 

2005’te “Lunapark Kapandı” ve “Bir Yaz Yağmuru”, 2009’da “Karanlık Çökerken Neredeydiniz”, 2013’te “Size Pandispanya Yaptım”, 2015’te “Bu Oyunda Gitmek Vardı” kitapları yayımlandı. 

Levi, edebiyat yazarlığının yanı sıra, Fransızca öğretmenliği, gazetecilik, radyo programcılığı, reklam yazarlığı da yaptı. Yazı atölyelerinde yazı yaratımı dersleri de veren Levi’nin son kitabı “Bir Cümlelik Aşklar” ise Nisan 2016’da okuyucusuyla buluşmuştu.

Kaynakça:

https://www.kitapyurdu.com/yazar/mario-levi/1514.html

https://www.biyografya.com/biyografi/18967

https://www.bbc.com/turkce/articles/clle65elp42o

https://gazeteoksijen.com/o2/mario-leviyi-son-yolculuguna-ugurladik-201764

https://gazeteoksijen.com/o2/national-geographic-secti-istanbul-modern-dunyanin-en-iyileri-listesinde-201590

https://www.avlaremoz.com/2019/06/26/istanbulun-ruhuna-dokunan-yazar-mario-levi/

https://www.yee.org.tr/en/node/11940

Burçin Belge

 

Önceki İçerikDüşleme Sanatı: Özgürlük Yolculuğu
Sonraki İçerikKırmızı Pazartesi