Kışın Merhameti

Bir yerlerde okumuştum, mevsimlerden en merhametlisidir diyordu kış mevsimi için…

Tezat gibi mi göründü gözünüze? İlk bakışta belki öyle. Lâkin az biraz durup soluklanınca, kışın merhameti çıkar ortaya. Kış demek ateşin başında bir araya gelmek demek, kış demek battaniyenin altında büzüşmek demek, kış demek uzuuun gecelerde (en azından kuzey yarım küre için) paylaşılan masal ve öyküler demek…

Birbirine sokulmak, bilge kadınların anlattığı mesellerle birbirine bir nebze şifa dağıtmak, içe dönmek, sıcak yiyip içmek, sıcak giyinmek, sıcacık ortamlara sığınmak, bir parça yavaşlamak, kendine daha iyi bakıp dikkat etmek (malum hava şartları çetin), az biraz dinginleşmek…

Belki bu saydıklarım günümüzde daha çok kabile, kırsal veya kasabalar için geçerli gibi görünse dahi, ince belli demli bir çayımız da mı yok? Kuzine-soba-şömine ateşi-çıtırdayan odunlar- mumlar ve tütsüler- loş ışıklar- lapa lapa yağan kar-sahlep-boza ve dahası… Kış sokulgandır, kırılgandır; dışardan sert görünse bile içinde yumuşacık bir kalp barındırandır.

kisin-merhameti

Dişilerin Kışı

Kış mevsimi biz dişilerde menstrüasyon döngümüzün ilk dilimine denk gelir. Genelde âdet döneminin sağlıklı bir kadın için 28 gün olduğu düşünülürse, kanamanın başladığı ilk günden 7. günün (ortalama kanama süresi 5-7 gün olarak düşünüldüğünde) sonuna kadar olan dilim bir dişi için kış mevsimidir. Yani onun kışıdır.

Kışın toprak karlarla kaplıdır, sanki yeryüzünde hiç bir faaliyet yoktur diye düşünürsek çok yanılırız.

Toprağın üstünde hiçbir şey yok gibi görünür, doğru. Tarım arazileri karlarla kaplıdır. Ekim-dikime pek sık rastlanmaz. Ancak toprağın altı eylem bakımından hayli zengindir. Neticede ilkbaharda filiz verecek bir sürü tohum için toprağın altındaki hareketlenmeleri bir düşünsenize?

Aynı şey biz dişiler için de geçerli, görünüşte pek bir şey olmuyor gibi dursa dahi, görünmeyen iç kısımlarda birçok faaliyet gerçekleşmekte . Bu dönem biz kadınlar için biraz sancılıdır; sonuçta insan önce fizik sonra kimyadır. Hormon seviyelerindeki bir sürü iniş çıkışı taşımak hayli zahmetli ve sürprizli bir süreç.

Kışın Mesajı

Kış şunu söyler bizlere, “Haydi biraz içe dönme vakti”. O zaman âdet dönemimizde yapılacaklar listesi belli oldu desenize; bol meditasyon, dinlenme, dua, içe bakmayı sağlayan her türlü yaklaşım…“Ahh nerde?” dediğinizi duyar gibiyim. İş var güç var, çamaşır var bulaşık var…

Çağdaş yaşam ne kadar çağ dışı olabiliyor bazen. Oysa kadim zamanlarda yapılacaklar listesinin, merkez ofisin, bölge müdürlüklerinin veya işyerinin öncelikleri, son tarihleri değil esas olan. Gündelik yaşamın temelini tabiat ananın döngüleri oluşturmakta. Henüz insanlık “insan toprağa sahip” yanılgısına değil, “insan toprağa ait” algısına sahip. İşte o dönemlerde toprağın ve doğanın uzantısı olan vücut bilinci hayli önemli. Şimdi söyleyin kim uygar kim değil?

Eskiden kabile kültüründe kadınlar için “ay” evleri var. Buralar kadınların kanama dönemlerinde gittiği, birbirine masaj yaptığı, ağrısını-sızısını bir nebze olsun azalttığı âdeta ikinci bir “yuva”. Kadınların birbirine sevgiyle dokundukları, ortak paydanın paylaşım, ortak niyetin şifa olduğu kutsal mekânlar. İsmi neden “Ay” evi diyecek olursanız, malum ay döngüsünü (aynen âdet dönemi gibi ) 28 günde bir tamamladığı için.

İnsanlık ilk önce “Ay” takvimini icat eder. Anaerkil toplumların halen hüküm sürdüğünü görürüz bu dönemlerde. Kadınlar zaten ay gibi olup hâlden hâle girerken (yeni ay- ilk dördün-yarım ay-dolunay-son dördün); erkekler sanki güneşe benzer, ya var ya yokturlar. Çok ilginç, ne zaman Papalık baskın gelmeye ve ataerkil toplumlar son sürat tarih sahnesinde yer almaya başlarlar, “Ay” takvimi yerini “Güneş” takvimine bırakır.

Aybaşı dönemi “yeniaydan ilk dördüne kadar olan kısmı” anlatır. Bakın bakalım, ay takvimi ile bedeniniz ne kadar uyumlu? Vücudumuzu yakından tanımaya değer bence…Anlaşılan ay evleri sadece yukardaki amaçla kullanılmaz, aynı zamanda hayli verimli bu kanlar biriktirilip, tarımda gübre olarak değerlendirilirmiş. Eskiden “geri dönüşüm” olayı çok daha popülermiş desenize ;)

Kan malum yaşamın kaynağı. Bir çok firma, özellikle hazır gıda firmaları, bu nedenle kanın rengi olan kırmızıyı logolarında sıkça kullanırken, kanın olması gereken yerlerde kırmızı rengin değil mavinin kullanılması- yara bandı ilânı olsun kadın bağı reklamı olsun fark etmez- bana heep çok ilginç gelmiştir. Fikri olanınız var mı?

Beyazın Saflığı

“beyaz ipek gibi yağdı kar

bir kız kardan hafif yüreğiyle

geçip gitti güvercinleri anımsatarak.”

demiş şair.* Kış da beyaz bir güvercin gibi geldi kondu bizlere. Hoş geldin kış, bizlere ay evlerinden neler getirdin? Ay kadınların selâmı var mı bizlere? Kadim dişi bilgeliğe hasret bitmek üzere diye fısıldadılar mı kulağına? Bir tüy koyarsın belki baş uçlarımıza…

Bu yazı ay kadınlardan Beki İkala Erikli’ye sevgiyle ithaf edilmiştir… Bir tüy ile birlikte…

Hamiş: Anaerkil toplumlar iyi, mutlu; ataerkiller kötü, tu kaka gibi bir şey değil bahsetmek istediğim. Şuna inanırım; tarih boyunca -genelin bilincine paralel olarak- her şey olması gerektiği gibi yaşanmış. Anaerkil toplumlarda çok savaş olmamış belki ancak icat ve buluş da hayli sınırlıymış. Şahsen özlemini çektiğim dengede bireylerden oluşan dengede bir toplum.

* Ataol Behramoğlu

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikLanet Okumayalım
Sonraki İçerikGeçmiş Tozdur, Üfle Gitsin…
Şeyda Bodur
Şeyda Bodur ben. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunuyum. Yine aynı üniversiteden “Avrupa Çalışmaları” dalında yüksek lisans yaptım. 1996’da başladığım profesyonel iş yaşamında, yöneticilik yapıp çeşitli projeleri yönettim. 8 sene boyunca emek vermiş olduğu Eczacıbaşı Topluluğu kariyerimde önemli bir yer tutar. Şu an göçmenlere iş bulma konusunda yardım eden United Work’te Eğitim Takım Lideriyim. Uluslararası belgeli Gestalt Yaşam Koçluğu Sertifikası’na sahibim (International Coach Federation bünyesinde Professional Certified Coach). İletişim benim için elzem; su gibi, nefes gibi. Yaşamın bizzât kendisi. Burcum İletişimin de sembolü olan İkizler. 14 Haziran doğumluyum. Bunun akabinde severek yaptığım işler eğitmenlik, koçluk ve yazarlık... Mistik hikâyelere bayılırım. Nelerden hoşlanırım? Keşfetmekten...Keşfetmek benim için dünyayı gezip tozmak kadar derinleşerek yapılan içsel yolculuklarımı, hatta mahalle arasında denk gelinen eski bir yazlık sinemayı bile kapsar...Hayatın kendisi zaten dev bir ekran değil mi? Senaristi, yönetmeni ve oyuncusu bizler olduğumuz...Başka ilgi alanlarım? Dans etmek, içinde estetik olan herşey, yüzmek, kitap okumak ve samimi sohbetler... Çok iyi derecede İngilizce ve orta derecede Almanca biliyorum. “Dünyaya yeniden gelsem yine ben olmak isterim" diyebilecek coşkuda bir yaşam sürdürmeniz dileğiyle sağlıcakla kalın...