Kariyer ve Başarının Anahtarları

Hobiler yalnızca boş vakitleri değerlendirme yöntemlerinden ibaret değildir. Hobiler, kariyer ve özel hayatınızda yeni kapılar açmanızı sağlayan birer anahtar olabilirler… Biraz merak, biraz gayret ve neşeli arkadaşlarla hayatınızı daha keyifli, çok boyutlu ve eğlenceli hale getirebilirsiniz.

Rahmetli dedem Osman Bey,  kırtasiyecilik yaptığı günlerde fırsat buldukça sattığı okul kitaplarında bulunan  şiirleri okuyup ezberlemiş ve kendisine her konuda çok zengin bir repertuar oluşturmuştu. Halen doksanına dayamasına rağmen her konuda kafiyeli bir şekilde yorum getirip en acı olaylara bile espri ile yaklaşabilmekteydi. Vefatından birkaç yıl öncesine kadar da en büyük zevklerinden biri bisiklete binmekti. Günde yaklaşık beş kilometre! Osman Dedem, Bor’un en sportmen büyüklerinden biriydi. “Geçti Bor’un Pazarı sür eşeğini Niğde’ye!” değişindeki meşhur Bor Pazarı’ndan yukarı uzanan  yaklaşık iki yüz metrelik dik yokuşu elinde kilolarca ağırlığında olan dolu pazar fileleri ile beraber koşarak tırmanırdı. Rahmetli dedem Abdüssamed Bey ise uzak doğu dövüş teknikleri, akvaryumculuk, kanarya yetiştiriciliği, kurt köpekleri, otomobiller, kürek çekme, olta balıkçılığı gibi konularda kendini geliştirmiş hayattan zevk almayı bilen bir insandı. Kendisi vefat etmeden önceki altı aylık hastalık döneminde yavrulayan kanaryalarımı gördüğünde tüm acılarını unutup neşelenirdi. Hatta dedeme iyi gelebilir umudu ile  bu yavrulardan birini dedeme hediye etmiştim ama dedem o bu güzel yaratığın usta bir tenor olduğunu göremeden aramızdan ayrılmıştı. Dedelerimin ortak yünü ise bir spor dalını ya da konuyu izlemek veya uzaktan takip etmekle değil, icra etmekle ve öğrenmekle meşgul olmalarıydı…Bu iki insan hayatı algılayışımı küçük yaşlarda etkilemiştir.

Hobiler geliştirmem konusunda beni herkezden çok destekleyen babam, yabancı ülkelerin rengarenk pullarını evimize getirmeye başladığında henüz beş yaşındaydım. Titiz bir baba ve oğlu, zarfların üzerindeki pulları adeta bilimsel deney yaparcasına ılık su ve cımbız ile kağıtlardan ayırıyordu… Annem de bu hobimi destekliyordu. Kısa bir zaman sonra pul albümlerim dolup taşmaya başlamıştı.

Amerika, Afrika, Asya, Avustralya, tüm kıtalardan yüzlerce pul… Her biri bu ülkeleri görmüş pullar; Zimbave, Rusya, Japonya, Norveç, Avusturya, Arjantin, Kanada… Her biri birbirinden farklı konularda; Devlet adamları, sanat eserleri, hayvanlar, çiçekler, tarihi olaylar, olimpiyatlar ve onlarca konu daha…

Bir pul defterinin tek bir sayfasında tüm bu konulardan birer pul olduğunu düşünün… Beş yaşındaki Emrah, tek bir karede yirmi ya da otuz kadar farklı konuyu görebiliyordu. Nijer’e ait bir kuşun rengarenk resmi, altında Latince ismi yazıyor, hemen ansiklopediden araştırıyoruz. Yanındaki pulda Alman bilim adamlarının buluşları var.  Onun yanında Kanadalı Kızılderili kavimleri, yanındaki pulda Japon bahçıvanlık sanatının harika örnekleri, onun yanında İtalyanların tarihi mekanları, yanında Avusturya Devleti’ne ait Alp Dağları’ndan manzaralar, Moğolistan’ın turistik mekanları, Madagaskar’ın tuhaf hayvanları, Malezya’nın tarım ürünleri… Bu perspektif çoğu kitapta olmayabiliyordu. Olsa da buradaki resimler pullar gibi bağımsız değildi. Pulların yerlerini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz ancak kitapları kesmenin doğru olmadığını annem öğretmişti. Pullarla istediğiniz gibi oynayabiliyor, yerlerini değiştirebiliyorsunuz. Bu da yaratıcılığın, türdeş veya türdeş olmayan nesne, olay ve olguların faydalı bir şekilde bağlanma yetisinin küçük yaşlarda gelişmesini sağlıyor.

Size bir şeyi itiraf edeyim; çocukluğumdan beri görmek istediğim ülke ve şehirlerin çoğunu daha çocukken pullarda belirlemiştim. Amerika, İtalya, Avusturya, Almanya ve Danimarka’nın en güzel şehirlerini daha o yaşlarda kafamda belirlemiştim. Coğrafya atlasında tüm şehirleri tek tek işaretlemiştim

Yıllar sonra kendimi bu ülkelerde buldum. İki arkadaşımla beraber ve onbeş Avrupa şehrini bir ay boyunca gezdim. Sırt çantam ve Interrail tren biletim ile Roma’dan Kopenhag’a kadar… Parklarda, bahçelerde, tren vagonlarında ve bazen de hostel denilen sırt çantalı gezginlerin kaldığı minik otellerde kalarak, bisküvi ve süt ile karnımızı doyurarak… Harcadığımız para ise Ege sahillerimizde bir hafta üç yıldızlı bir otelde kalmanıza yetmeyecek kadar azdı. Bir ay boyunca dört ülke ve onbeş Avrupa şehri… Minik dostlarım pullar ile başlayan bir macera!

Pul koleksiyonculuğunu bilimsel anlamda etüt etmem ise Kadıköy Filatelistler(Pul Koleksiyoncuları) Derneği’ne üye olmamla başladı. Tek sayfada onlarca konu vardı ama bunları artık yavaş yavaş tasnif etmek ve düzenlemek gerekiyordu…

Türkiye Cumhuriyeti Koleksiyonu, Balıklar konulu pul koleksiyonu, Arama Kurtarma konulu pullar, tarihi ve kültürel eserlerle ilgili pullar vb… Genel kültür bir süre sonra ilgi duyduğum konularda filatelist merceğinden bakarak uzmanlaşmamı gerektiriyordu.

Filateli(Posta Bilimi) sayesinde ilgi alanlarında bir insanın bilgi ve kültür seviyesini muazzam bir şekilde arttırabileceğini öğrendim. Atmış kadar ülkeden dokuz yüzden fazla farklı balık pullarından oluşan koleksiyon akvaryumculuk hobisinde derinleşmemi sağladı. Kırk çeşit akvaryum balığını ve aralarındaki ilişkileri saatlerce gözlemledim. Bilimsel araştırmalar sonucunda akvaryumun stresi azalttığını ve zeka kapasitesinin artmasına katkıda bulunduğunu öğrendim. Yetmiş beş litrelik bir akvaryumda farklı türde su bitkilerinin filizlenebildiğini, suyun asit oranının önemini, her canlının farklı görevler üstlendiğini bu ufacık cam ekran bana öğretti…

Koleksiyonculuk merakım; Alp Dağları’nda çadır altında yağmurun sesini dinlememe, Roma’da Leonardo Da Vinci ve Michalengelo’nun sanat eserlerini on santim yakından incelememe, Berlin’de duvarlardaki kurşun izlerine yakından bakıp  2. Dünya Savaşı günlerini hissetmeme, Baltık Denizi’nin hırçın dalgalarını aşarken  Kuzey Kutbundan gelen buz gibi rüzgarları ciğerlerime çekmeme  ve dostlarımla ömür boyu hatırlayacağım anılara sahip olmama neden oldu…

Zaman içinde diğer filatelistlerle tanıştım ve birçok sergiye katıldım. Bu sergiler ciddi anlamda bir kuruma bağlı olarak ilk organizasyon deneyimlerim oldu diyebilirim.

Ulusal sergide bronz ve gümüş madalya aldım. Kadıköy Ardından İngiltere’de bir sergide dostum Mehmet Yılmazata ile beraber Türkiye’yi temsil ettik. Ülkemizin uluslar arası platformda tanıtımına katkıda bulunduk…

Bu hobi, “Kıbrıs Savaşı’nda adaya ilk ayak basan Türk askeri” ünvanına sahip, Filatelist Mahmut Emirmahmutoğlu ile tanışmama vesile oldu. Kendisi, bazı yabancı devlet adamlarının ve hatta kral ve soyluların filatelik danışmanlığını da yapıyordu. Mahmut Bey’in yakın dostu, seksen altı yaşında Kaçkarlara tırmanmaya hazırlanan Merhum Filateli Hocam, Dernek Başkanı Melih Dölay, beni atletizm yapmaya teşvik etti.

Kendisi, elli atmış yıl önceki Türkiye yüzme şampiyonlarındandı ve bu  vesile ile yüz yirmi yaşına kadar spor yapabileceğimi idrak ettim. Sporun ve özellikle atletizmin değerini anlamama yardımcı olan bu değerli insan, enerji dolu bir kişiydi…

Üniversite’nin atletizm takımına girdim. Atletizm, yeni arkadaşlar ve dünyalar edinmeme yardımcı oldu. Göktuğ Öztürk’le antremanlara başladım. Göktuğ Öztürk aynı zamanda mağaracıydı ve bu sayede  mağara keşiflerine katıldım, doğada kamp yapmanın zevkine vardım. kampçılığa bu kamplardan birinde Arama Kurtarma konusuna Caner Demir sayesinde merak sardım. Sayısız kurtarma operasyonunda gönüllü oalrak yer aldım, İran’da Uluslar arası Kurtarma Operasyonuna katıldım. Bu çalışmalarda çok değerli bilgiler edindim. Hayatım çorap söküğü gibi zenginleşiyordu. Ucundan tutup çekmiştim bile!

Küçük bir çocuğun farklı ülke ve konular hakkında 20 pula tek karede bakması gibi bizlerde hayatımızı farklı insanlarla, konularla ve kültürlerle zenginleştirebiliriz… Bu zenginlik zamanla bize yeni hobiler, seyahatler ve arkadaşlar kazandırabilir, tahmin bile edemeyeceğiniz kapılar açabilir…

Bu arada yeni bir koleksiyona başlamayı düşünüyorum. “Arama Kurtarma Ekip Armaları”  Değerli Yazar ve Oyuncak Koleksiyoneri Sunay Akın ile Göztepe‘de bulunan oyuncak müzesinde yaptığımız sohbet  koleksiyonerlik ve koleksiyon yapılan objenin hikayesini araştırma üzerinde bana ilham verdi. Osmanlı İtfaiye Teşkilatını oluşturan “Tulumbacılar”’ı araştırmaya başladım. Sunay Akın’ın oyuncak müzesi şu anda dünyanın en iyi müzelerinden biri arasında yer alıyor ve sizleri bekliyor…

Bundan birkaç yıl önce, Arama Kurtarmacı arkadaşlarım sayesinde ünlü klasik müzik orkestra şefi Cem Mansur ile sohbet etme fırsatımız oldu. Cem Mansur, müzik ile herkesin ilgilenebileceğini ve hayatına müziği dahil eden insanların çok daha verimli ve mutlu bir yaşamları olduğunu vurguluyordu. Oysa o zamana kadar ben gitar, org, ney hatta rebap bile çalmayı denemiş ancak kısa sürede çalamayacağımı anlayıp vazgeçmiştim. Kendimi üstadın yanında kabiliyetsizlik abidesi gibi hissetmiştim…

Derken bir gün Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü’nün düzenlediği bir mağaracılık kampına sevgili arkadaşım, kitap tercümanı ve müzisyen olan Levent Kartal,  daha önce hiç görmediğim Orta Asya, Kızılderili ve Aborjin müzik enstrümanları getirmişti. Her birimizin eline birer adet tutuşturdu ve sabaha kadar ateş başında müzik yaparak eğlendik. Bu harika gece sonunda vurmalı sazlara karşı bir parça daha yatkın olduğumu anladım.

Geçen yıl ise eşim ud, ben de bendir dersi almaya başladım. Müzik dersleri esnasında bizlere yepyeni kapılar açıldı. Geçen günlerde bir TV kanalında yer alan konserde bile yer aldık! Oysa ki bu işi nasıl kıvıracağız diye düşünüyorduk. Evet, müzik konusunda çok becerikli olmayabilirdik, ancak düzenli olarak çalışınca kendi ölçeğimizde bir şeyler yapabildiğimizi gördüğümüzde kendimize olan özgüvenimiz pekişiyor… Yapamam demeyin, deneyin! Hobiler size ve başkalarına yepyeni kapılar açacaktır. Yeter ki sebat edin ve hobilerinizi yalnızca bir zaman değerlendirme aracı olarak değil, size bilgi, beceri ve hatta yeni bir mesleğin kapılarını açacak bir çalışma olarak değerlendirin.

Yüksek Lisans Döneminde Taksim’de gezerken bir afişe rastladım “Senaryo Yazarlığı Kursu”… Senaryo yazarı olmayı düşünmememe karşın ücret oldukça uygundu ve bu kurs yazarlık becerilerime katkıda bulunabilir düşüncesi ile kaydımı yaptırdım. Ancak kursa tek başıma gitmektense, dostlarımla beraber katılmayı istiyordum. Böylelikle bu vesile ile dostlarımı da görme fırsatım olacaktı.
İletişim Fakültesi’nde ve sektörde birçok tanıdıklarım olmasına karşın mail göndererek yaptığım duyurudan sonuç alamadım. Kursun başlangıcından bir gece önce o sırada Mimar Sinan Güzel Sanatlar bölümünde okuyan Orçun Köksal’a teklif ettim. Orçun, musıki grubundan arkadaşımdı ve o günlerde üniversiteden mezun olmak için derslerine ağırlık veriyordu. Ancak tüm yoğunluğuna rağmen, gelmeyi kabul etti ve birkaç hafta sonu boyunca ünlü yönetmenlerden ve senaristlerden seminer aldık. Orçun, senaryo yazarlığına meraklıydı ancak o güne dek bu konuda somut bir adım atmamıştı. Bu kurs, Orçun için güzel vesile oldu diyebiliriz…

Kurstan çıkınca da Beyoğlu’nda çay içip sohbet ediyorduk. Üstelik, bu kurs da öykü yazarları, senaristler, çizgi roman yazarları, şairler gibi sıra dışı insanlarla arkadaş olduk. Kurs bitti ve sertifikalarımızı aldık. Ben, Senaryo yazarlığı üzerine çalışmadım ancak Orçun bu işin üzerine giderek genç yaşta harika bir başarıya imza attı… Semih Kaplanoğlu’nun ekibinde yer aldı ve “Yumurta” filmi ile dünyaya açıldı… O “Senaryo Yazarı Orçun Köksal’dı“ artık… “Altın Portakal Ödüllü Senarist, Orçun Köksal…” Aziz dostum ardından, Cannes Film Festivali’ne katılarak genç yaşta büyük bir başarının altına da imza atmış oldu…
Yukarıda anlattığım posta pullarıyla başlayan açılımlar umarım size hobilerin faydası üzerine ilham verecektir. Hobiler yalnızca boş vakitleri değerlendirme yöntemlerinden ibaret değildir. Hobiler, kariyer ve özel hayatınızda yeni kapılar açmanızı sağlayan birer anahtar olabilirler… Biraz merak, biraz gayret ve neşeli arkadaşlarla hayatınızı daha keyifli, çok boyutlu ve eğlenceli hale getirebilirsiniz.

Emrah Altuntecim


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: