Karikatür mü, grafik mi, tablo mu?

Röportaj yapmak gazeteciliğin en ufuk açıcı ve en keyifli işidir. İnsanlar tanımak, onlara sorular sormak, cevaplarını paylaşmak… Röportaj yapılan insanlarını bir kısmı da gazetecilerde iz bırakırlar. Onları izlemeye alırlar bir nevi. Gürbüz Doğan Ekşioğlu da bu kategoride yer alan isimlerden biri benim için.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu, bu ülkenin yetiştirdiği en önemli grafik tasarımcılarından biri. Dile kolay tam 64 ulusal ve uluslar arası ödül sahibi. Onun karikatür tadındaki grafikleri gülümsetir, düşündürür, tekrar tekrar bakmak istersiniz. Kimi zaman minik bir kuş tarafından uçurulan bir ağaç görürsünüz, ya da elinde şemsiyesi ile bir deniz kızı, can simidinin ortasında yüzen bir gemi ya da kuyruğuna kendi dolamış kedi görürsünüz. Hepsindeki ince çizim hayran bırakır kendine.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu ünlü New Yorker dergisine kapaklar çizen ilk Türk grafik tasarımcısıdır. 11 Eylül kapağı da dahil olmak üzere New Yorker’a pek çok kez kapak çizen Ekşioğlu, son olarak da Usame Bin Ladin’in yakalanması konusunu çizmiş..

Bu dergiye kapak çizmek çok prestijli, çok önemli hem sanatçı için. Ancak Ekşioğlu bu denli önemli bir konu hakkında bizim basınımızın üstünde çok da durmadığını belirtiyor. Küçücük bir haber olarak çıkmış birkaç yerde. Martı Dergisi son New yorker kapağını sizinle paylaşmaktan gurur duyar!
Son dönemlerde neler yaptığını öğrenmek için atölyesinin, evinin de bulunduğu Moda’da buluştuk yine. Karikatür tadındaki çalışmalarını artık yağlı boya tablolarda da göreceğiz. Bu tablolardan oluşan sergisini geçtiğimiz yıl Işık Lisesi’nde açmıştı: Bitmeyen Öykü. Bu bağlamda bence Gürbüz Doğan tek. Yani grafik çizimi tablolara aktaran tek sanatçı belki de. Yağlıboya tablo, ama grafik ve karikatür tadında. Mesela ipe mandalla tutturulmuş bulut, mesela yeryüzüne yağan yıldızlar gibi.

Bilgisayar çizimlerine onun hayatında hala yer yok. Boyaları, kalemleri, fırçalarıyla çok mutlu. Çok basit şeylerden hoşlanıyor, mesela Moda’da çay içmek gibi; kedilerden, doğadan, insanlardan beslenerek yaratıyor çalışmalarını. Onun için sağlıklı olmak, denize bakarak çay içmek en büyük lüks. Aslında onun hakkında çok şey söylemek mümkün. Ama bırakalım onun eserleri süslesin sayfalarımızı.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikPop-Art: Andy Warhol ve Diğerleri
Sonraki İçerik Kitap Raflarından
Ayşe Dural
Saint Benoit mezunu. Bu okulda Fransızca ve İngilizceyi öğrendi ve çok sevdi; özellikle Fransızcayı. Sonrasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde devam etti. Çalışma hayatına Garanti Bankası Halkla İlişkiler Bölümü’nde başladı. Sonrasında dergiciliğe adım atarak Gelişim Yayınları’nda çalışmaya başladı. Türkiye’nin ilk “copyright” dergisi Marie Claire’de çalıştı. Suha Arafat’tan Orhan Pamuk’a kadar pek çok kişiyle söyleşiler yaptı, kadın hakları konusunda araştırmalar yaptı, modayı yakından takip etti. AMICA, BIBA gibi dergilerde çalıştı. Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı. 2000-2006 yıllarında The Gate dergisinin yayın yönetmenliği yaptı. Koç Holding’in Bizden Haberler dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Daha sonra PR ajanslarında Medya İlişkileri Yönetmeni olarak çalışmaya başladı. Böylece artık haber yapmayacak, ama haberi gazetecilerle paylaşacaktı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin medya ilişkileri yönetmenliğini üstlendi. Yasemin Sungur’la birlikte Kültür Sanat Ajansı’nı kurdular. Kitap editörlükleri yaptı. Dural, basında ve halkla ilişkiler konusunda edindiği tecrübe, bilgi ve deneyimi, danışmanlık, eğitim ve seminerler aracılığı ile yeni nesillere aktarmakta ve martidergisi.com için röportajlar yapmaktadır.