İnsanlardan nefret edenler nereye kaçar? Doppler gibi ormana mı? Yoksa Désire gibi huzurevine mi?

Bu kez yazımın odağında Belçikalı yazar Dimitri Verhulst’un “Geç Kalan” kitabı ve Désire
karakteri var. Désire’nin de yaşadığı sistemden ve içinde bulunduğu insan ilişkilerinden o
kadar sıtkı sıyrılmış ki, çareyi huzurevine kaçmakta buluyor. Ancak bu o kadar kolay değil.
Ömrünce kütüphanecilik yapmış ve her bir kitabın yerini, içeriğini yıllar geçse bile
unutmayan Désire’nin huzurevine kaçabilmesi için çevresini ve tıp dünyasını bunamış
olduğuna ikna etmesi gerekiyor.

“Tamamen kasten de olsa her gece yatağımı pislemem tiksindiriyor beni. Bu onur kırıcı
eyleme kadar düşmüş olmam, geç yaşta seçtiğim delice hayat yolunun en zor sonucu
gerçekten. Ancak uykumda idrarımı tutmam hemşirelerimi şüpheye düşürmekten başka işe
yaramaz. Bunak ihtiyar rolümü iyi oynamak istiyorsam düzenli bir şekilde hasta bezimi
doldurmaktan başka çarem yok. Zira, gerçekten de bir rol bu. Etrafımdakilere inandırmaya
çalıştığım kadar bunak değilim!”

“Tabiat ana insana en karmaşık şeyleri çözmek veya çeşitli bilgileri kaydetmek için doğru
dürüst bir beyin vermiş olabilir ancak kullanım süresi ne yazık ki sınırlı.

Örneğin 18. odada kalan Etienne Thijs’e bir bakalım. Yetmiş beş yaşını doldurmamış henüz.
Bütün hayatı boyunca büyük bir beyinmiş, biyoloji profesörüymüş, bir zamanlar bazı
bakterilerin antibiyotik direncini araştıran çığır açıcı biriyken şimdi İspanyol şekerlemesi gibi
kendinden geçmiş.”

“Adalet, insani bir kavramdı, doğada bulamazdınız.”

Peki Désire’yi huzurevine giden yolda rol yapmaya iten nedenler ne olabilirdi?

Evlilik hayatını betimleyişi belki bir fikir verebilir:

“Evlilik hayatımızın başlarında, altmışlı yılların ilk yarısında Moniek alçak bir hayvan
olduğuma inandırabilmişti beni, sırf arada bir her zamanki sevişme pozisyonumuzu
değiştirme önerisinde bulunuyorum diye. Ve onu arzulama sıklığımı da hayvansı buluyordu.
Ayda iki kez bile çılgıncaydı onun için; tavşanlar değildik sonuçta. İki hamileliği sırasında ilke olarak sevişmemiştik, bunu edepsizce buluyordu. Pipimin içerideki bebeğin yüzüne çarpması düşüncesi iğrençti!”

“Kendi katilinizle evlenmiş olma şansınız istatistiksel olarak onunla büyük bir kentin
sokaklarında karşılaşmanızdan çok daha büyüktü. Toplumumuzda evlilik hâalâa en büyük suç şebekesiydi, açık ara önde hem de, ancak buna rağmen hiçbir aşırı parti o çok eski burjuva müesseseye dokunmuyordu!”

Yine de tüm bu bunama rolleri sırasında onu en iyi tanıyan kontrol delisi eşi Moniek’ti.
Moniek’in tüm itirazlarına rağmen doktorlar, hafızasından şüphe edilmeyen kütüphaneci
Désire’nin bunadığına karar verdi.

“Demans hastasını oynayan birinin, resmi olarak da bir demans hastası kabul edilmesinden
daha güzel bir tiyatro ödülü olamazdı herhalde (olabilir mi?). Tıbbi açıdan vasıflı birinin,
kognitif bakımdan sağlıklı bir insan olmadığınızı kabul etmesi, sonra da banka işlemleri
yapmanızı engelleyecek ve sürücü belgenizin geçerliliğini iptal edecek kâğıt işlemlerinin
tamamlanmış olması! Bir sonraki seçimlerde oy kullanamamanızı sağlayan gerekli mühür ve
paraflı formların işleme alınmış olması ve eşinize uzman huzurevlerinin önerildiği broşürlerin verilmesi!

Şampanya!”

Çünkü Désire’ye göre “Yaşam sanatı diye bir şey varsa, ölüm sanatı da olmalıydı.”

Aile içi iletişimsizliğin ve hayata geç kalmış olmanın hüznünün, gülümseten hatta zaman
zaman kahkaha attıran anlarla çok güzel dengelendiği bu romanda, Doppler’deki gibi bir Nazi karakteri de bulacaksınız.

Keyifli okumalar dilerim.

Kitap Adı: Geç Kalan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 104

UYARI: Benim “Geç Kalan” kitabını okuduğum baskıda, Désire’nin doktor kontrolünde
hatırlaması istenen, kitabın sonunda da tekrar eden ve kitabın mesajına dair önem arz eden
üç kelime, farklı çevrilmişti. Hollandaca aslında bu üç kelime, iki bölümde de aynıydı. Editöre bu farklı çeviri bilgisini ilettiğimde, kitabın yeni baskısının yapılması halinde bu çevirinin düzeltileceği yanıtını verdiler. Sizin de okurken baş karakterin hatırlaması istenen üç kelimenin de aynı olduğunu bilmenizi isterim.

DİMİTRİ VERHULST, Belçika ve Hollanda'nın en iyi yazarlarından biri olarak kabul ediliyor.
Otobiyografik öğeler de içeren romanı “Çölde Kutup Ayısı”nda da geçtiği gibi çocukluğu
sağlıksız ebeveynlerle, ihmal ve şiddetle geçiyor. Küçük yaşta edebiyata sığınıyor ve bu
alanda hâla birçok çalışma yapıyor. Henüz Türkçe'ye çevrilmeyen ve iyi bir çıkış yapan
romanı Problemski Oteli, film olarak da oldukça ses getirdi.

Özlem Metincan

Önceki İçerikMartıdaş’ları Tanıyalım “Şeyda Bodur’la Sohbet”
Sonraki İçerikBütün Yüreği Yangın Yerine Dönmüşlerin Sığındığı Karma Nedir?