İlk Kırk Gün ve Lohusalık

İstisnasız her gün ağladığım yoğun bakım kapısında geçen ilk on günden sonra renkli ev serüvenimiz başlamıştı. Bir anne kırk gün lohusa ise 2izannesi seksen gün lohusadır tezini savunurken tam iki senenin sonunda tünelden çıkabildim. Işığı gördüğüm için şükür doluyum.

Sevgili lohusacığım, Türk adetlerine güven ve evde bebeğinle kesinlikle yalnız kalma. Türk adetleri bazen yanılsa da sık sık doğru olduklarını da göreceğin o sancılı günlerde lohusa tacını tak, şerbetini iç ve uykusuz gecelerle dolu partilere akarken güzellikleri gör. Kabul etmemiz gereken şey aslında geri dönüşü olmayan bir yola çoktan çıktığımız. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını banyonun lüks gelmesiyle anlayacaksın. En güzel yanıyla hayatın giderek basitleşecek. Ailen büyürken, sağlıklı olmaları şükür sebebin olacak. Zamanla kaka için dua ederken bulacaksın kendini. Canım yavrularımdan öğrendiklerim öyle çok ki. İlk kırk gün onlar bana muhtaç bense onlara daha muhtaç haldeydim. Aklım, ruhum, yüreğim hep onlarlaydı. Halen olduğu gibi, annelik bir deli sevmekmiş. Mesela, nadiren uyuduğum sırada yataktan sıçrayıp battaniye içinde bebeklerimi arardım. Ezdim, üzerine yattım sanıp üzülürdüm. Halbuki hiç beraber uyumaya cesaret edememiştim. Hele gecenin bir yarısı eşimin başını kucağıma alıp sallarkenki halim efsane bir hatıraydı. Eşimin uyanmaması ne kadar iyi bir anne baba olduğumuzun kocaman bir kanıtıydı. Çünkü ikimiz de saçmaladığımızın farkına varamayacak kadar yorgunduk.

Yoğun bakımdan yeni çıktıkları için eve kimseyi kabul edemedik. Anneciğim, eşim ve ben tam bir iş birliği içinde bir ay boyunca “ponçik” odadan bebekleri çıkarmadan baktık. Birimiz mama yaparken, birimiz çamaşır dağları arasındaydı. Yaşamak için yemek yerken telsizden gelen cızırtıları duyduğumuz an birbirimize bakardık. Yerinden ilk zıplayan ben olurdum. Nöbetleşe baktığımız gecelerden birinde kızımı beslerken oğlumun ağlayışına derman olamayıp evdekilere sesimi duyuramadığım için çok çaresiz hissetmiştim. Lohusa sendromuma ek olarak fobim olan depremi de ufak çaplı olsa da tam üç kez yaşamıştık o yaz.

Bedenimin yorgunluğunun yanı sıra zihnim bana sürekli bu kısır döngüden çıkamayacağımı söylüyordu. Hiçbir yere varamıyordum. Gün içinde bebekler için harcadığım çabayla, yirmi kişilik bir ziyafet hazırlayabilirdim. Bulaşığı, dağınıklığı toplayıp bitirirdim. Sonu vardı. Ama bu süreç sonsuzdu. Neden “Kırkları çıksın, üç aylık olsunlar, altı aylık olsunlar, yaşında olsunlar düzelirler” denildiğini o zamanlarda anlamıştım. Aslında düzelen hiçbir şey yoktu. Anahtar kelime alışmaktı. Zamanla bu zor kavrama alışırken, anne olmamış birine anlatmanın zor olduğunu öğrenmiştim. Alışmak sevmekten zor geliyor şarkısını milyon kere bağıra bağıra söylediğim o günlere selam eder, yeni şarkılarımı söylediğim bugünlerimden öperim.

Berna Aksu

Yazarımızın annelik deneyimiyle ilgili diğer yazıları için tıklayınız.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: